İşten eve döndüğünde, kayınvalidesini kendi eşyalarını getirip dairesine yerleştirirken buldu
Ayşe, masanın cilalı yüzeyinde parmaklarını usulca gezdirdi. İki odalı evde her şey alıştığı yerde duruyordu. Burası onun için sıradan bir yuva olmaktan çoktan çıkmış; yıllar içinde ilmek ilmek kurduğu, nefes alabildiği özel bir alana dönüşmüştü.
Aklı birden üniversite yıllarına kaydı. Yurtta, aynı odayı üç kızla paylaşırdı. Pencere kenarındaki yatağı kura sonucu ona düşmüştü. Ayşe, kitap raflarını araya dizerek kendine küçücük, sakin bir köşe yaratmıştı. O daracık yerde bile eşyalarına başkasının dokunmasına razı olmazdı.
— Ayşeciğim, hazır mısın? — Mehmet’in sesi düşüncelerini dağıttı.
— Hazırım Mehmet, — dedi Ayşe, aynanın karşısında elbisesinin eteğini düzelterek.

Düğün, masallardaki kadar güzeldi. Kayınvalidesi Fatma da o gün boyunca dikkat çekici bir nezaket içindeydi. Gülümsüyor, söylenmesi gereken en uygun cümleleri tam vaktinde kuruyordu.
Ne var ki sonradan Ayşe, Fatma’nın evi baştan sona ölçer gibi süzdüğünü fark etti. Bakışları mobilyaların üzerinde geziniyor, tablolarda biraz fazla oyalanıyordu.
Evliliğin ilk ayları sessiz ve huzurlu geçti. Mehmet işte uzun saatler kalıyor, Ayşe ise severek yaptığı tasarım işleriyle uğraşıyordu. Evde yumuşak bir uyum vardı. Her eşyanın ayrı bir hatırası bulunuyordu: İtalyan vazo, anneannesinden kalan berjer, yıllar içinde biriktirdiği kitaplar… Hepsi birleşip o evin kendine has havasını oluşturuyordu.
Fatma önce cumartesileri uğramaya başladı. Başta telefon eder, geleceğini haber verirdi. Bir süre sonra ise kapıda ansızın belirir oldu.
— Ayşe kızım, sence şu kanepe biraz ters yerde durmuyor mu? — diye sordu bir gün, salonu gözleriyle tartarak.
Ayşe’nin içi kasıldı; yine de kendini tuttu.
— Ben böyle seviyorum, — dedi ve ona çay ikram etti.
— Aman canım, — diyerek elini salladı Fatma. — Köşeye alınsa çok daha derli toplu görünür.
Söz sonra başka konulara kaydı ama Ayşe’nin içinde o konuşmanın burukluğu kaldı. Bir şeylerin başladığını anlamıştı. Kayınvalidesi sınırları yokluyor, nereye kadar ilerleyebileceğini ölçüyordu.
Bir sonraki gelişinde yeni kusurlar bulundu. Perde düzgün durmuyordu. Saksıların yeri uygun değildi. Tabak çanak mantıksız biçimde dizilmişti. Her cümle öğüt gibi söyleniyordu ama Ayşe, o yumuşak sözlerin altında bir dayatma seziliyordu.
— Mehmet, annen… — diye başladı o akşam.
— Annem yalnızca yardım etmek istiyor, — diye araya girdi Mehmet, dizüstü bilgisayarından başını bile kaldırmadan. — Yıllardır ev idare ediyor, tecrübesi var.
Ayşe dudaklarını birbirine bastırdı. Meseleyi anlatmak, bunun yardım değil müdahale olduğunu söylemek istedi. Fakat kelimeler boğazında düğümlenip kaldı.
Fatma’nın gelişleri giderek sıklaştı. Artık yalnızca fikir belirtmekle de yetinmiyordu; doğrudan işe karışıyordu. Konsolun üzerindeki çerçeveleri başka türlü diziyor, koltuk yastıklarının yerini değiştiriyor, çiçekleri kendi bildiği düzene göre suluyordu.
Bir gün Ayşe mutfağa girdiğinde Fatma elindeki paketi gösterdi.
— Ayşe, yeni peçeteler aldım, — dedi. — Seninkiler artık pek renksiz kalıyordu.
Ayşe, peçetelere bakıp itiraz etmek üzere ağzını açtı.
