— Ben onları özellikle seçmiştim, — dedi Ayşe, sesini sakin tutmaya çalışarak. — Masa örtüsüne uyuyorlardı.
Fatma dudak büktü.
— Uyar, uymaz… Bunlar ayrıntı, — diye karşılık verdi. — Önemli olan kullanışlı olmaları.
O günden sonra evdeki gerilim ağır ağır büyüdü. Ayşe nereye baksa birinin izinsiz dokunuşunu görüyordu. Kitaplar başka bir düzene göre sıralanmıştı. Mutfaktaki baharat kavanozları alfabetik dizilmişti. Banyodaki kremler, taraklar, küçük şişeler bile yer değiştirmişti. Fatma bütün bunları ne ara yapıyordu, Ayşe akıl erdiremiyordu.
Bardağı taşıran damla cuma günü geldi. Ayşe işten dönüp salona adım attığında olduğu yerde kaldı. Kanepe köşeye çekilmiş, berjer televizyona çevrilmiş, sehpa pencerenin yanına itilmişti.
— Mehmet! — diye seslendi.
Mehmet yatak odasından çıktı.
— Ne oldu?
— Annen bütün eşyaların yerini değiştirmiş!
Mehmet salona şöyle bir göz gezdirdi.
— Fena durmamış aslında, — dedi omuz silkerek. — Annemin bu işlere gözü vardır.
Ayşe’nin içinde bir şey koptu.
— Burası benim evim! — diye patladı. — Bunu yapmaya nasıl cesaret eder?
— Bizim evimiz, — diye düzeltti Mehmet. — Hem annem kötülüğümüzü istemiyor, yardım etmeye çalışıyor.
Ayşe o an meselenin yalnızca peçete, çiçek ya da koltuk yeri olmadığını anladı. Bu, evin kime ait olduğuna dair sessiz bir savaştı. Fatma sınırları kendi eliyle çiziyor, burada söz sahibinin kim olduğunu belli ediyordu. Mehmet ise açıkça annesinin yanında duruyordu.
Ertesi gün Ayşe yedek anahtarların ortadan kaybolduğunu fark etti. Mehmet suçlu bir çocuk gibi gözlerini kaçırdı.
— Annem istedi, — diye mırıldandı. — Arada gelip evi toparlamak istiyormuş.
Ayşe duyduklarına inanamadı. Bundan sonra gizli ziyaretler başladı. Eve her dönüşünde yeni bir iz buluyordu. Buzdolabı onun almadığı yiyeceklerle doluyor, dolaptaki eşyaları başka bir mantığa göre yerleştiriliyordu.
Bir akşam dayanamadı.
— Mehmet, annen artık sınırı fazlasıyla aştı! — dedi.
Mehmet’in yüzü soğudu.
— Annem hakkında böyle konuşma, — diye karşılık verdi. — O bizim için uğraşıyor.
Ayşe kocasına baktı; karşısındaki adamı tanımakta zorlandı. Sevdiği insan sanki günbegün uzaklaşıyor, yerine yabancı biri geçiyordu. Her yeni gün ona aynı gerçeği gösteriyordu: Bu ev artık yalnızca onun yuvası değildi.
Fatma ise giderek daha pervasız davranmaya başladı. Ayşe evdeyken bile çat kapı geliyor, her şeye karışıyor, her konuda fikir yürütüyordu. Ayşe’nin sabrı tükenmek üzereydi.
Bir tartışmanın ardından Mehmet ağır ağır konuştu:
— Ayşe, çok bencilsin. Annem haklı; sadece kendini düşünüyorsun.
Bu sözler Ayşe’nin içine bıçak gibi saplandı. O anda Mehmet’in tarafını seçtiğini anladı. Artık karşısında yalnız Fatma yoktu; ikisi birden vardı.
Nisan ayında Fatma yeni planlarla çıkageldi. Kendi yerleştirdiği berjer koltuğa kuruldu, yüzüne memnun bir gülümseme yayıldı.
— Ayşe’ciğim, — dedi itiraza yer bırakmayan bir sesle, — artık yazlık meselesini konuşmamızın zamanı geldi.
Ayşe’nin bedeni gerildi.
— Hangi yazlık?
— Benim yazlık, — dedi Fatma, sırtını dikleştirerek. — Mehmet bu yaz bana yardım edeceğine söz verdi.
— Mehmet çalışıyor, — diye karşı çıktı Ayşe. — Yazlıkla uğraşacak vakti yok.
— Hafta sonları gelir, — dedi Fatma, her şey çoktan kararlaştırılmış gibi. — Sen de bütün yazı benim yanımda geçirirsin.
Ayşe dimdik doğruldu.
