“Peki. O zaman ortak hesaptan ücretini benim ödediğim temizlikçiyi bundan sonra sen bulur, sen ödersin” dedi Ayşe, Mehmet ilk kez başını kaldırıp ona baktı

Hikâyeler
Bu adaletsiz düzen içimi paramparça ediyor.

— Bugünden itibaren herkes kendi bütçesini yönetsin, — dedi Mehmet, gözünü telefonunun ekranından ayırmadan. — Terfi aldım, maaşım neredeyse iki katına çıktı. Paramın nereye harcanacağına artık ben karar vermek istiyorum.

Ayşe son tabağı duruluyordu; cevabı hemen gelmedi. Mutfak yine her zamanki gibi pırıl pırıldı. Ocakta leke yoktu, masada kırıntı kalmamıştı, muslukta tek bir su izi bile görünmüyordu. Mehmet ise bütün bunları, insanın soluduğu havayı fark etmemesi gibi fark etmiyordu.

Ayşe ellerini havluya kuruladı, sesini yükseltmeden konuştu:

— Peki. O zaman ortak hesaptan ücretini benim ödediğim temizlikçiyi bundan sonra sen bulur, sen ödersin. Madem herkes kendi başının çaresine bakacak.

Mehmet ilk kez başını kaldırıp ona baktı.

— Ne temizlikçisi?

— Son beş yıldır senin “zaten kendiliğinden halloluyor” sandığın ev işlerinin bir kısmı için para verdiğim kadın.

Mehmet söyleyecek söz bulamadı. İçinde adını koyamadığı hafif bir huzursuzlukla mutfaktan çıkıp gitti.

Evlilikleri yedi yılı geride bırakmıştı. Başlangıçta her şey çoğu evlilikte olduğu gibiydi: beraberce, hesap kitap yapmadan, pay biçmeden. Maaşlar aynı hesaba girer, işler de uzun uzun konuşulmadan bir şekilde bölüşülürdü. Mehmet kendi payını para kazanmak, düzen sağlamak ve eve güven vermek olarak görürdü. Ayşe de çalışıyordu; fakat bunun yanında görünmeyen bütün yük onun omuzlarındaydı. Faturalar, sigortalar, arabanın muayenesi, akrabaların unutulmaya yüz tutan doğum günleri, patlayan ampuller, ikisi için alınan doktor randevuları, her gün zihninde kendiliğinden yenilenen alışveriş listesi… Sanki hiç kapanmayan sessiz bir düzenek onun içinde çalışıp duruyordu.

Üç yıl önce Ayşe ikinci üniversitesini uzaktan tamamlamıştı. Bunu gösterişe dökmeden, kimseye duyurmadan yapmıştı. İşten sonra derslere yetişmiş, geceleri sınavlara hazırlanmış, sabahları da yine altıda kalkıp kahvaltıyı kurmuştu. İki yıl sonra proje yöneticiliğine getirilmiş, maaşı belirgin biçimde artmıştı. O zaman Mehmet ayrı bütçeden hiç söz etmemişti. Ona göre bu gayet doğaldı; eşi daha çok kazanıyorsa aile için iyi bir şeydi.

Sonra sıra Mehmet’in terfisine geldi. Kişisel para, kişisel alan ve özgürlük meselesi sanki kendiliğinden, olması gereken buymuş gibi ortaya çıkıverdi.

O akşam konuyu yeniden açtı; sesinde kendince makul bir açıklama yapıyormuş rahatlığı vardı:

— Anlıyor musun, ben artık kazandığım parayla ilgili kararları daha bağımsız vermek istiyorum.

Şükrüye'nin Penceresinden