Kazancının evin ortak giderleri içinde eriyip gitmesini istemediğini söylüyordu. Kendi açısından değerli gördüğü şeyler için birikim yapmak niyetindeydi.
Ayşe masayı silerken onu sessizce dinledi. İçinden yalnızca şunu geçirdi: Kendi ihtiyaçları önemli olduğunda Mehmet hiç “kişisel para” diye bir mesele açmamıştı.
— Peki, dedi sonunda sakin bir sesle. Deneyelim bakalım.
Mehmet memnuniyetle başını salladı. Konuşmanın tam da umduğu gibi sonuçlandığını sanıyordu.
Ertesi sabah Ayşe uzun zamandır ilk kez zihninde bitmek bilmeyen bir yapılacaklar listesi olmadan uyandı. Evde ne eksiliyor, ne alınmalı, kime haber verilmeli, hangi ödeme unutulmamalı diye hesap yapmasına gerek yoktu. Buzdolabında kendine ait yiyecekleri düzenlice ayrı bir rafa yerleştirdi. Banyoda da makyaj malzemelerini, bakım ve temizlik eşyalarını ortak kullanılanların yanından ayırdı. Bunu gösteriş olsun diye yapmadı; sadece şimdiye kadar hiç çizilmemiş sınırları sessizce belirginleştirdi.
İlk birkaç gün Mehmet hiçbir değişiklik fark etmedi. Hatta halinden hayli hoşnuttu. Kendine yeni bir kulaklık aldı, spor salonuna üyelik yaptırdı, bir hafta içinde üç kez dışarıdan mantı ve gözleme söyledi. Fiyatlara bile doğru düzgün bakmıyor, elindeki parayı dilediğince harcamanın verdiği rahatlığı yaşıyordu.
Ama sıkıntılar sandığından çabuk kapıyı çaldı.
Dördüncü gün banyodan seslendi:
— Ayşe, çamaşır deterjanı nerede?
Ayşe’nin cevabı odadan geldi:
— Bitti.
— Sen almadın mı?
— Hayır. Artık herkesin kişisel giderleri ayrı ya. Ortak alınacak bir şeyse konuşuruz. Değilse kendin alırsın.
Mehmet bir süre sustu; söyleyecek uygun bir karşılık bulamadı. Sonunda markete kendisi gitmek zorunda kaldı. Uzun zamandır ilk defa deterjanın hangi reyonda durduğunu, kaç liraya satıldığını düşünüyordu.
Bir hafta geçmeden ampuller tükendi. Ardından sıvı sabun bitti. Sonra toz almak için kullanılan bez ve mendiller ortadan kayboldu. Daha önce varlığını bile fark etmediği küçücük şeyler birden onun zamanını, parasını ve dikkatini istemeye başladı. Sinirleniyordu, fakat öfkesinin tam olarak kime ya da neye olduğunu kendisi de çözemiyordu.
İki hafta böyle geçti. Dışarıdan bakınca evde pek bir değişiklik yoktu: Sabahları yine aynı masada kahvaltı ediyorlar, gün içinde olan biteni birbirlerine anlatıyorlar, akşam yemeklerini karşılıklı oturarak yiyorlardı. Yine de aralarına görünmeyen bir duvar örülmüş gibiydi. Bu duvar kavgalardan değil, eskiden kendiliğinden yapılan küçük özenlerin yerini alan suskunluktan oluşuyordu.
Bir sabah Mehmet dolabı açtı ve temiz tek bir gömlek bile bulamadı. Mutfağa geldiğinde yüzünde şaşkınlık vardı.
— Dün çamaşır yıkamıştın, dedi.
Ayşe fincanından gözünü kaldırmadan cevap verdi:
— Kendi eşyalarımı yıkadım.
Mehmet itiraz etmeye yeltendi.
