— Bu evi satıyoruz, konu kapanmıştır! — dedi kayınvalidem kahvaltı sofrasında; sanki babaannemden bana kalan mülkün kaderini tek cümleyle belirlemeye hakkı varmış gibi.
Valentina Petrovna fincanını tabağa öyle sert bıraktı ki vitrinin cam kapakları zangırdadı.
— Bu evi satıp bitireceğiz! İki odalı yerde sıkışıp durmanızın ne anlamı var? Yeni yapılan sitelerden doğru düzgün üç odalı bir daire alınır.
Anna kaşığı ağzına götürmek üzereyken eli havada kaldı. Az önce sıradan bir sabah kahvaltısı yapılan dar mutfak, bir anda mayın tarlasına dönmüştü. Göz ucuyla kocasına baktı. Dmitri ise başını kaldırmadan ekmeğine tereyağı sürüyor, onun bakışından özellikle kaçıyordu.
Valentina Petrovna, ortamın gerildiğini fark etmemiş gibi, belki de bilerek umursamadan devam etti:

— Emlakçıyla konuştum bile. Yarın gelip eve bakacak, değerini söyleyecek. Sonra alıcı bulmak zor olmaz. Semt iyi, metroya da yakın.
— Bir dakika, — dedi Anna nihayet sesini toparlayarak. — Hangi evden söz ediyorsunuz? Neyi satıyoruz?
Kayınvalidesi ona, söyleneni anlamayan biriymiş gibi küçümseyerek baktı.
— Elbette sizin evi. Şu oturduğunuz daireyi. Hani büyükannen sana bırakmıştı ya. Bu eski püskü apartmanda yaşamanın lüzumu yok. Yeni binaya taşınırsınız, rahat edersiniz.
Anna, öfkenin göğsünde ağır ağır kabardığını hissetti. Üç yıl önce babaannesinden miras kalan bu daire, hayatta gerçekten kendisine ait olan tek şeydi. Küçüktü ama sıcaktı; yüksek tavanlı, kalın duvarlı, eski ve zarif bir apartmanın iki odalı evi. Her köşesinde babaannesinin izi vardı, her karışını severdi.
— Valentina Petrovna, burası benim evim, — dedi dişlerini sıkarak. — Satmak gibi bir niyetim yok.
— Nasıl yani senin? — diye çıkıştı kadın, abartılı bir şaşkınlıkla. — Siz karı kocasınız! Senin olan Dmitri’nin de sayılır. Dmitri’nin olan da ailenindir. Öyle değil mi oğlum?
Dmitri sonunda tabağından başını kaldırdı.
— Anne, belki bunu sonra konuşsak…
— Sonrası ne demek? — Valentina Petrovna’nın sesi yükseldi. — Ben gereken her şeyi ayarladım. Emlakçı yarın saat onda geliyor. Bir de bana öyle bakma Anna. Ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum. Yeni dairelerin planı güzel, ayrıca tadilatla uğraşmanız da gerekmez.
— Peki o yeni dairenin parasını kim ödeyecek? — diye sordu Anna, sakin kalmaya çalışarak.
— Kim olacak? Bu evi satarsınız, biraz da üstüne koyarsınız, yeni evi alırsınız. Ben hesabını yaptım. Bankadan aşağı yukarı bir milyon elli bin lira kadar kredi çekerseniz çok güzel üç odalı bir yer alınır. Üstelik bizim oraya yakın yapılıyor. Komşu oluruz!
Komşu olmak. Anna’nın sırtından buz gibi bir ürperti geçti. Valentina Petrovna zaten Dmitri’nin “ne olur ne olmaz” diye verdiği yedek anahtarla iki günde bir çıkıp geliyordu. Bir de yan binada otururlarsa ne olacağını düşünmek bile istemedi.
— Ben kredi çekmeyeceğim, — dedi Anna kesin bir ifadeyle. — Bu evi de satmayacağım. Burası babaannemin hatırası.
— Hatıra! — Kayınvalidesi alayla homurdandı. — En güzel hatıra paradır! Dimoşka, sen niye susuyorsun? Karına anlatsana benim haklı olduğumu.
Dmitri bir an bocaladı. Sonra çekingen bir sesle konuştu:
— Anna, belki annemin dediğinde biraz doğruluk vardır. Ev gerçekten eski, zamanla masraf çıkarır…
— Daha geçen yıl baştan aşağı yenilettik! — diye parladı Anna. — Üstelik benim paramla, onu da unutmayalım!
— Yine para meselesine getirme! — diye iğneledi Valentina Petrovna. — Her fırsatta kazancını yüzümüze vuruyorsun. Oğlumun seni eş olarak alıp yuva kurması hiç mi önemli değil?
— Yuva mı? — Anna duyduklarına inanamadı. — Ben Dima’nın iki katı kazanıyorum!
Mutfağa ağır bir sessizlik çöktü. Dmitri’nin yüzü kızardı. Valentina Petrovna dudaklarını ince bir çizgi hâline getirdi.
— İşte bu yüzden daha büyük eve geçmelisiniz. Çocuk olmalı artık. Ama senin aklın fikrin işte, yükselmekte… Otuz yaşına geldin, hâlâ bana bir torun veremedin.
Bu, dokunulmaması gereken yaraydı. Anna ile Dmitri iki yıldır çocuk sahibi olmaya çalışıyor, her seferinde umutları kırılıyordu. Bu konunun her açılışı, Anna’nın içindeki acıyı yeniden kanatıyordu.
— Anne, yeter artık, — dedi Dmitri bu kez beklenmedik derecede sert.
— Ne demek yeter? Doğruyu söyledim diye mi? — Valentina Petrovna ayağa kalktı. — Ben sizin hayrınız için uğraşıyorum. Ama siz… Neyse. Yarın Elena Mihaylovna gelecek, size her şeyi tek tek anlatır. Akıllı kadındır, bazıları gibi değil.
Bunu söyledikten sonra mutfaktan gösterişli adımlarla çıktı. Bir dakika geçmeden dış kapı sertçe çarpıldı.
Anna ile Dmitri bir süre hiç konuşmadan oturdu. Sessizliği bozan Anna oldu:
— Sen biliyor muydun?
— Neyi?
— Annemin evimi satmaya kalktığını. Bunu biliyor muydun?
Dmitri gözlerini kaçırdı.
— Bir şeyler söylemişti… Ama ben sadece laf ediyor sanmıştım.
— Peki onu durdurmadın mı?
— Anna, annemi tanıyorsun. Bir şeyi kafasına koydu mu…
— Burası benim evim, Dima! Gerçekten bana ait olan tek yer!
— Abartma. Sen istemedikten sonra kimse seni satışa zorlayamaz.
Ama Anna, kayınvalidesi Valentina Petrovna’yı iyi tanırdı.
