“Bu evi satıyoruz, konu kapanmıştır!” dedi Valentina Petrovna kahvaltı sofrasında, Anna’nın öfkesini alevlendirerek

Hikâyeler
Haksız, bencil bir karar içimi yaktı.

Valentina Petrovna’nın kolay kolay geri çekilecek biri olmadığını Anna çok iyi bilirdi. Önce bastırır, sonra acındırır, yetmezse ortalığı velveleye verir; sonunda istediğini koparıncaya kadar da durmazdı. Bu düzen yıllardır hiç değişmemişti.

Ertesi sabah saat tam onu gösterdiğinde, kapı zili evi titretecek kadar sert çaldı. Anna, davetsiz misafirleri karşılamak için özellikle izin almış, evde kalmıştı. Dmitri işe giderken ona mahcup, suçluluk dolu bir bakış atmış; ama yine de çıkıp gitmişti.

Kapıyı açtığında karşısında Valentina Petrovna duruyordu. Yanında ise kırklı yaşlarında, bakımlı, elinde dosya çantası taşıyan bir kadın vardı.

— Günaydın, dedi kadın neşeli bir sesle. Ben Elena Mihaylovna, “Yeni Yuva” emlak ofisinden geliyorum. Valentina Petrovna, dairenin satış için değerlendirilmesini istediğinizi söyledi.

Anna yüzündeki ifadeyi bozmadan cevap verdi:

— Hayır. Ben böyle bir şey istemedim. Ortada yanlış anlaşılma var.

Valentina Petrovna, neye uğradığını şaşıran emlakçıyı neredeyse iterek antreye soktu.

— Siz ona bakmayın, dedi buyurgan bir tavırla. Daireye şöyle bir göz gezdirin, ne kadar eder, kabaca söyleyin yeter.

Anna bir adım öne çıkıp yolu kapattı.

— Kusura bakmayın, dedi sakin ama kesin bir tonla. Ben izin vermedikçe kimse benim evimi inceleyemez.

Elena Mihaylovna iki arada bir derede kalmış gibi yerinde kıpırdandı.

— O hâlde ben en iyisi gideyim. Karar verirseniz ararsınız.

— Bir dakika! diye atıldı Valentina Petrovna ve kadının koluna yapıştı. Görmüyor musunuz, eski bir daire bu, baştan aşağı tadilat ister. En azından yaklaşık bir fiyat söyleyin!

Emlakçı bu kez daha ciddi konuştu:

— Valentina Petrovna, mal sahibinin rızası olmadan hiçbir işlem yapamam.

Ardından hızlı adımlarla dışarı çıktı. Kapı kapanır kapanmaz Valentina Petrovna bütün öfkesiyle Anna’ya döndü. Yüzüne, sanki büyük bir haksızlığa uğramış gibi mağdur bir ifade yerleşmişti.

— Sen kendini ne sanıyorsun? Ben sizin iyiliğiniz için uğraşıyorum!

— Bizim için mi? Yoksa yanınızda yaşayalım da attığımız her adımı gözetleyin diye mi?

— Benimle bu tonda konuşmaya nasıl cüret edersin? Ben anneyim! Oğlumun nasıl yaşadığını bilmeye hakkım var!

— Oğlunuz yetişkin bir adam. Bir eşi var. Bir de kendine ait hayatı.

— Kendine ait hayatmış! diye alay etti Valentina Petrovna. Bakalım Dima gerçeği öğrenince o hayatınız nasıl olacak?

Anna’nın kaşları çatıldı.

— Hangi gerçekmiş bu?

Kayınvalidesi çantasından telefonunu çıkardı, ekranı Anna’nın yüzüne doğru salladı.

— Dün işten sonra arkadaşınla kahve içmeye gitmedin. Bir erkekle buluştun. Üstelik fotoğrafları da var.

Anna bir an afalladı. Evet, dün bir görüşmesi olmuştu; kurmaya çalıştığı girişim için ilgilenen bir yatırımcıyla buluşmuştu. Otelin kafesinde yapılan sıradan bir iş görüşmesiydi bu.

— O benim iş bağlantım, dedi.

— Tabii, tabii, diye tısladı Valentina Petrovna. Hepiniz aynı şeyi söylersiniz. Dima’nın buna ne diyeceğini göreceğiz.

Daha Anna karşılık veremeden oğlunu aramıştı bile.

— Dima? Hemen eve gel. Burada önemli bir mesele var… Hayır, telefonda anlatmam. Karınla ilgili.

Anna’nın içi buz kesti. Bu kadın gerçekten yalnızca istediğini yaptırmak için kendi oğlunun gözünde onu küçük düşürmeye kalkışacak kadar ileri gidebilir miydi?

Dmitri kırk dakika sonra solgun bir yüzle, telaş içinde eve girdi.

— Ne oldu? Annem acil dedi…

Valentina Petrovna hemen oğlunun boynuna sarıldı.

— Dima’cığım, bunu söylemek zorundayım… Keşke mecbur kalmasaydım…

Telefonu ona uzattı. Fotoğraflarda Anna, takım elbiseli bir adamla aynı masada oturuyor, hararetle konuşuyordu.

Dmitri bir süre ekrana baktı. Sonra başını kaldırdı.

— Eee?

Valentina Petrovna donakaldı.

— Nasıl yani, “eee”? Karın başka bir erkekle buluşmuş!

— Anne, burası bir otelin kafesi. Büyük ihtimalle iş görüşmesi.

Kayınvalidesinin kendinden emin hâli bir anda sarsıldı.

— Ama… arkadaşına gideceğini söylemişti…

— Ben toplantım olduğunu söyledim, diye araya girdi Anna. Yatırımcıyla görüşeceğimi anlatırken sen dinlemiyordun.

Dmitri bu kez annesine döndü.

— Anne, sen karımı takip mi ettin?

— Tesadüfen oradan geçiyordum…

— Tesadüfen mi? Elinde telefonla fotoğraf çekerek mi? Anne, bu artık sınırı aşmak.

Valentina Petrovna’nın sesi titredi.

— Sınırı aşmak mı? Ben sizinle ilgileniyorum! Siz ise… Peki! Nasıl istiyorsanız öyle yaşayın! O dökülen evinizde oturun! Bensiz ne hâliniz varsa görün!

Hışımla dışarı fırladı; kapıyı öyle sert çarptı ki camlar zangırdadı.

Dmitri ağır ağır sandalyeye çöktü.

— Özür dilerim, dedi alçak sesle. Böyle bir şey yapabileceğini düşünmemiştim.

Anna yorgun bir ifadeyle ona baktı.

— Ne yapabileceğini sanıyordun? Yıllardır aynı şeyi yapıyor. Kandırıyor, yönlendiriyor, her şeye karışıyor, bizi denetlemeye çalışıyor.

— O benim annem…

— Ben de senin eşinim. Ve artık hep ikinci sırada kalmaktan usandım.

Akşam Valentina Petrovna telefon etti. Dmitri uzun süre sessizce dinledi. Sonunda kararlı bir sesle konuştu:

— Anne, daireyi satmayacağız. Bu Anna’nın kararı ve ben de onun yanındayım.

Ahizeden öfke dolu bağırışlar yükseldi. Ardından hat birden kesildi.

Dmitri telefonu elinden indirip buruk bir gülümsemeyle mırıldandı:

— Artık onun oğlu olmadığımı söyledi.

Anna derin bir nefes aldı.

— İstediği olmayınca bunu hep söyler.

— Biliyorum, dedi Dmitri. Ama bilmek, insanın içini daha az acıtmıyor.

Sonraki birkaç gün alışılmadık bir sessizlik içinde geçti. Valentina Petrovna ne aradı ne de kapıya geldi. Anna yavaş yavaş rahatladığını hissetmeye başlamıştı ki dördüncü gün kapı zili yeniden çaldı.

Kapının önünde, elinde evrak çantası bulunan, daha önce hiç görmediği yaşlı bir kadın duruyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden