Kayınvalidesi, gelininin evinde oturduğunu unutmuş gibi Zeynep’in üzerine bağırıp duruyordu. Oysa Zeynep’in hazırladığı sürpriz çoktan hazırdı.
— Yine o bilgisayarın başına mı yapıştın! Düzgün kadınlar işe gider, sen burada oturup meşgulmüş gibi yapıyorsun. Murat seni geçindirmek için canını çıkarıyor, sen ise oyun oynuyorsun!
Emine Yılmaz mutfakta öyle sert adımlarla dolaştı ki dolap kapakları titredi. Zeynep başını ekrandan kaldırmadı bile. Öğleye kadar üç aylık raporu teslim etmesi gerekiyordu; kayınvalidesi ise o sabah aynı sözleri üçüncü kez tekrarlıyordu.
Bu eziyet on aydır sürüyordu. Zeynep, on aydır kendisine asalak muamelesi yapılmasını dinliyordu.
— Emine Hanım, çalışmam lazım.

— Çalışmak mı! — diye döndü kadın, ellerini beline dayayarak. — Klavyeye iki tuş basınca adı iş mi oluyor? Benim Murat’ım akşama kadar satışta didinip duruyor. Peki sen ne yapıyorsun? Gün bitiyor, hepsi bu! Utanman gerekir. Oğluma sülük gibi yapıştın!
Zeynep kalemi usulca masaya bıraktı. Ardından dizüstü bilgisayarını yavaşça kapattı.
— Emine Hanım, gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz?
— Elbette öyle düşünüyorum! Kör değilim, bütün gün ne yaptığını görüyorum. Ya camdan dışarı bakıyorsun ya telefonla konuşuyorsun. Murat da ikiniz için çalışıyor.
— Anladım. — Zeynep ayağa kalktı. — O hâlde bunu akşam konuşalım. Murat’ın yanında. Madem kimin kime yük olduğu sizi bu kadar ilgilendiriyor.
Sesindeki soğuk kararlılık, kayınvalidesini bir an susturdu. Ama bu sessizlik uzun sürmedi.
Murat akşam altı buçukta eve girdiğinde iki kadın mutfak masasının başında oturuyordu. Masanın üzerinde kalın bir dosya duruyordu.
— Ne oldu? — diye sordu, mutfağa temkinli adımlarla girerken.
— Otur — dedi Zeynep, sandalyeyi işaret ederek. — Annen, benim senin sırtından geçindiğimi söylüyor. Yaptığım işin oyun olduğunu, aileyi tek başına senin ayakta tuttuğunu düşünüyor. Doğru aktarıyorum, Emine Hanım?
Kadın başını salladı. Yüzü gerilmiş, dudakları ince bir çizgi gibi kapanmıştı.
— Anne, biz bunu zaten…
— Murat, sözümü kesme. — Zeynep dosyayı açtı. — Aslında annenle aynı fikirdeyim. Başkasının mülkünde yaşayan asalakların gerçekten de oradan ayrılması gerekir.
Tapu belgesini masanın üzerine koydu.
— Tarihe bakar mısınız, Emine Hanım? Bu evi düğünden dört yıl önce aldım. Kendi birikimimle. Murat buraya tek kuruş koymadı; çünkü burası benim mülküm. Aramızdaki anlaşmaya göre faturaların bir kısmını ödüyor. Siz ise on aydır burada tek kuruş vermeden yaşıyor, üstüne bir de kendi evimde nasıl yaşayacağımı bana öğretmeye kalkıyorsunuz.
Emine Yılmaz kâğıtları hızla eline aldı. Satırları gözleriyle taradı. Yüzünün rengi bir anda soldu.
— Bu… Murat, sen bunu biliyor muydun?
— Tabii ki biliyordum. En başından beri sana buranın Zeynep’in evi olduğunu söyledim. Sadece beni dinlemedin.
— Ama sen çalışıyorsun…
— Çalışıyorum. Üstelik fena da kazanmıyorum. — Murat parmaklarıyla burnunun kemerini ovuşturdu. — Ama Zeynep benden iki kat fazla kazanıyor. Yıllardır birlikte çalıştığı kendi müşterileri var. Evde olması, hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmez.
Zeynep dosyadan başka bir belge çıkardı.
— Kira sözleşmesi. Yan mahallede tek odalı bir daire. Üç aylık kirasını peşin ödedim, depozitosunu da verdim. Bu sizin için, Emine Hanım. On aylık aşağılanmanın ardından bunu bir veda hediyesi sayabilirsiniz.
Mutfakta ağır bir sessizlik çöktü. Emine Yılmaz gözünü kırpmadan önündeki belgeye baktı.
