“Benim kişisel banka hesabıma neden erişmeniz gerekiyor?” diye sordu Elif, Emre sessiz kalırken kayınvalidesi hoşgörülü bir gülümsemeyle karşılık verdi

Hikâyeler
Özel hayatın gaspı utanç verici ve kabul edilemez.

— Elif, bankacılık uygulamanın şifresini söyle de şu tabletime kurayım. Artık şu evde tek bir aile bütçesi olsun, herkes rahat etsin.

Elif, elindeki cezveyle olduğu yerde donakaldı. Sabah kahvesinin sıcak kokusu mutfağın içine yayılmış, köşedeki fırından alınan taze çöreklerin mis gibi kokusuna karışmıştı. Yüksek tavanlı, aydınlık ve geniş mutfağın neredeyse yarısını kaplayan büyük yemek masasının başında kayınvalidesi Fatma Hanım oturuyordu. Üzerinde ipek bir sabahlık vardı; saçları kuaförden yeni çıkmış gibi düzgün, bileğinde altın bileziği parlıyordu. Önünde duran yepyeni tablet de, ne tesadüftür ki, geçen yılbaşında Elif’in kredi kartıyla alınmıştı.

Masanın karşı tarafında ise Elif’in kocası Emre vardı. Kızarmış simidin üzerine ağır ağır tereyağı sürüyor, telefonunda okuduğu yazıya olağanüstü dalmış gibi görünmeye çalışıyordu.

Elif cezveyi yavaşça ahşap nihalenin üzerine bıraktı.

— Fatma Hanım, sanırım ben hâlâ tam ayılamadım, — dedi sakin kalmaya çalışarak. — Benim kişisel banka hesabıma neden erişmeniz gerekiyor?

Fatma Hanım, küçük bir çocuğa laf anlatır gibi hoşgörülü bir gülümsemeyle başını yana eğdi.

— Elifciğim, Allah aşkına, bu ne alınganlık? Emre dün bana dert yandı. Siz parayı yönetmeyi hiç bilmiyormuşsunuz. Bir bakıyorsun aidata ek ödeme çıkmış, bir bakıyorsun arabanın sigortası artmış. Ben otuz yıl planlama bölümünde çalıştım kızım, bu işler benden sorulur. Gelir giderinizi düzene sokarım. Sigortaları öderim, kira parasını zamanında aktarırım, Burak’ın işi sıkışınca onun girişimlerine de azıcık destek oluruz. Aile dediğin yerde kasanın başında bir kişi durmalı. Hani eski filmlerde derler ya, “Vaktinde tedbir almak ihanetten sayılmaz, ileri görüşlülüktür.” Neyse, tam öyle miydi hatırlamıyorum ama mesele şu: Topluluk, yönetene güvenmeyi bilecek!

— Burak mı? Yani sizin küçük oğlunuz mu? Benim maaşımdan ona yardım edilecek, öyle mi? — Elif bakışlarını kocasına çevirdi. — Emre, senin bu konuda söyleyecek tek bir sözün yok mu?

Emre sahneye çıkmış bir oyuncu edasıyla derin bir iç çekti. Bıçağı tabağın kenarına bıraktı, burnunun üstünü ovuşturdu; sanki karşısında akıl erdiremeyen çocuklarla uğraşmaktan bitkin düşmüş bir adamdı. Kırk beş yaşındaydı ama kendine hâlâ bohem bir aydın havası vermeyi başarıyordu: hafif sakal, pahalı kemik çerçeveli gözlükler, kaşmir kazak…

— Elif, lütfen yine başlama, — dedi usançla. — Annem haklı. Sen zaten sürekli iştesin. Günlerce şantiyelerde, arazilerde dolaşıyorsun; çiçek tarhları, parklar, yürüyüş yolları çizip duruyorsun. Hesap kitapla ilgilenecek vaktin yok. Bir yerde küçük bir ödeme, başka yerde abonelik, şurada otomatik kesinti derken para avuçlarının arasından kayıp gidiyor. Dün ısınma ve sıcak su için yeniden hesaplama gelmiş; fazladan neredeyse kırk iki bin lira istiyorlar. Annem yalnızca düzeni eline alacak. Bize de harçlık gibi belli miktarlar ayırır. Bence gayet kullanışlı.

Elif’in sesi tehlikeli denecek kadar alçaldı.

— O ek ödeme şundan geldi Emre: Annen yılın üç ayını bizim evde geçiriyor, kaloriferleri sonuna kadar açıyor, sonra da “içim daraldı” diyerek pencereleri ardına kadar açık bırakıyor. Ayrıca benim param avucumdan falan akıp gitmiyor. Ben peyzaj mimarıyım. Şehir parkları, özel bahçeler, büyük çevre düzenlemeleri tasarlıyorum. Maaşım gayet iyi ve her kuruşun nereye gittiğini de çok iyi biliyorum.

Fatma Hanım dudaklarını büzdü.

— Ne kadar paraya düşkünmüşsün meğer. Her şeyi lirayla ölçüyorsun. İnsan kayınvalidesi üşümesin diye kaloriferi biraz fazla yakınca bile hesap yapar mı? Şu eski Türk filmlerindeki köylü kurnazları gibi konuşuyorsun. Emre başka, o yaratıcı bir insan. Yapımcı ruhlu, fikir adamı. Onun fatura peşinde koşması değil, büyük şeyler düşünmesi gerekir.

Elif daha fazla dayanamadı.

— Son iki yılda, mahallenin bir kafesinde düzenlediği ve sonunda ciddi zarar yazan eğlenceden daha başarılı hiçbir iş çıkaramamış bir “yaratıcı yapımcıdan” söz ediyoruz, — dedi keskin bir ifadeyle. — Hayır, Fatma Hanım. Banka şifrem bende kalacak. Siz de madem para yönetmeyi bu kadar seviyorsunuz, tavsiyem bir iş bulmanız.

Sözünü bitirir bitirmez döndü, dizüstü bilgisayarının bulunduğu çantasını aldı ve ağır meşe kapıyı arkasından dikkatle kapatarak daireden çıktı.

O gün işte bir türlü zihnini toparlayamadı. Masasının üzerinde yeni botanik bahçesinin büyük ölçekli çizimleri seriliydi; bilgisayar ekranında fidanlıklardan getirilecek özel bitkilerin maliyet tabloları açık duruyordu. Fakat aklı inatla sabahki mutfağa, Fatma Hanım’ın buyurgan sesine ve Emre’nin suskun ortaklığına dönüp duruyordu.

Elif kırk iki yaşındaydı. Sekiz yıl önce Emre’yle evlenirken onu hayat dolu, neşeli, parlak fikirler saçan biri sanmıştı. İlk zamanlar gerçekten de eğlenmişlerdi; her gün sanki küçük bir bayram havasında geçiyordu. Ne var ki zamanla o bayramların ışığı söndü, yerini sert ve yorucu gündelik hayat aldı. Emre’nin düzenli para kazanma konusunda hiçbir becerisi olmadığı da böylece ortaya çıktı. Kâğıt üzerinde var görünen organizasyon ajansı, gerçekte neredeyse hiç işlemiyordu.

Evin bütün maddi yükü Elif’in omuzlarına binmişti. İyi bir semtteki dört odalı geniş dairelerinin yüksek kirasını o ödüyordu; ısıtma dâhil her ay yaklaşık seksen yedi bin beş yüz lira tutuyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden