O akşam Emre, apartmanın önünde park ettiği arabada uzun süre tek başına kaldı. Direksiyonun arkasında oturuyor, son yılları birer birer zihninden geçiriyordu.
Annesinin Elif’e dokundurmalar yapışını… Elif’in duymamış gibi davranıp susuşunu… Çocukların bu tatsız sahnelere sessizce tanık oluşunu…
Ve kendisinin her seferinde aynı cümleye sığınışını:
“Boş ver, aldırma.”
O an, içini ürperten gerçeği ilk kez bu kadar açık gördü. İnsan bazen bağırmadan da incitebilirdi. Susmak da birini yaralayabilirdi.
Mert’in doğum gününe bir hafta kalmıştı. Zeynep Hanım, torununu önceden aradı.
— Babaannen hediyeni aldı bile, dedi neşeli görünmeye çalışarak.
— Teşekkür ederim babaanne.
— Peki, kaçta geleyim?
Mert kısa bir süre cevap vermedi. Sonra sesi kısıldı.
— Babaanne…
— Ne oldu oğlum?
— Eğer annem davetli değilse…
Derin bir nefes aldı.
— O zaman kimse davetli değil.
Zeynep Hanım afalladı.
— Bu da ne demek şimdi? Ne saçmalıyorsun sen?
— Saçmalamıyorum. Sen annem için “aileden değil” dedin. Ama benim için o, herkesten daha yakın.
Bu sözlerin ardından hat kapandı.
Zeynep Hanım telefonu elinde tutarak uzun süre öylece oturdu. Yıllardır ilk kez öfke değil, bambaşka bir şey hissetti: bomboşluk.
Birden meselenin Elif olmadığını anladı. Kendi sözleriyle, uğruna sofra kurduğu, yemekler hazırladığı insanları kendinden uzaklaştırmıştı.
Ama bunu düzeltmek, en güzel böreği açmaktan, en kabarık keki pişirmekten çok daha zordu.
İşte o gün Zeynep Hanım, hayatında ilk defa affedilmeyi beklemek yerine ailesine doğru bir adım atması gerektiğini düşündü.
Aradan neredeyse bir hafta geçti.
Bu süre içinde Zeynep Hanım, Elif’in numarasını birkaç kez tuşladı. Fakat telefon çalmaya başlamadan aramayı iptal etti. Konuşmaya cesareti yetmiyordu.
Gururu önüne dikiliyordu.
“Koskoca kadınım ben. Anneyim. Niye özür dileyecekmişim?” diye kendini ikna etmeye çalışıyordu.
Ama gözlerinin önünden o pazar sofrası bir türlü gitmiyordu.
On iki tabak…
Mert’in çok sevdiği börekler…
Küçük Zeynep’in bayıldığı pasta…
Ve karşısında bomboş sandalyeler…
Uzun yıllardan sonra ilk kez, özenle hazırlanmış bir öğle yemeği kimsenin içini ısıtmamıştı. Sebep yemeklerin lezzetsiz oluşu değildi. O sofrada çocuklar için en kıymetli kişiye, yani annelerine yer açılmamıştı.
Mert’in doğum gününden bir gün önce Emre annesinin evine gitti.
— Konuşmamız lazım, dedi kapıdan girer girmez.
Zeynep Hanım, bu konuşmanın kolay olmayacağını daha onun yüzüne bakınca anlamıştı.
— Yine Elif meselesi mi?
— Hayır, dedi Emre. Bu kez bizden bahsedeceğiz.
Karşısındaki sandalyeye oturdu.
— Babamın hep söylediği bir söz vardı, hatırlıyor musun? “Aile bazen tek bir sözle yıkılır,” derdi.
Zeynep Hanım yüzünü başka tarafa çevirdi.
— Abartma Emre.
— Abartmıyorum anne. Gerçeği söylüyorum.
Bu defa sesi yükselmiyordu. Ne kızgınlık vardı ne de öfke. Sakin konuşuyordu; belki de bu yüzden söyledikleri daha ağır geliyordu.
— Yıllarca sustum. Sen eşimi eleştirirken sustum. İşini küçümsediğinde sustum. Çocuklara, annelerinin hiçbir şeyi anlamadığını söylediğinde de sustum. Bunu yaparsam her şey daha kolay olur sandım. Meğer benim sessizliğim, senin söylediklerine onay vermek gibi görünmüş.
Zeynep Hanım elindeki fincanı sertçe masaya bıraktı.
— Yani şimdi bütün suç benim mi oldu?
Emre başını iki yana salladı.
— Hayır. Benim de suçum var. Çünkü bunun devam etmesine izin verdim.
Annesi oğluna şaşkınlıkla baktı. Aralarında bugüne kadar böyle bir konuşma hiç yaşanmamıştı.
Mert’in doğum günü geldiğinde Elif’in evinde yalnızca en yakınları vardı. Çocuklar salona balonlar asıyor, renkli kurdeleleri duvarlara tutturuyordu. Elif mutfakta çikolatalı pastayı hazırlamıştı. Evin içi vanilya ve tarçın kokusuyla dolmuştu.
Herkes gülümsüyordu ama Elif, oğlunun aslında tek bir telefon beklediğini biliyordu.
Babaannesinden gelecek bir arama…
Fakat telefon suskundu.
Kutlamaya bir saat kala kapı zili beklenmedik şekilde çaldı. Mert herkesten önce fırlayıp kapıya koştu.
Eşiğin önünde Emre ve Zeynep Hanım duruyordu.
Zeynep Hanım’ın elinde her zamanki gibi kocaman hediye paketleri yoktu. Bunun yerine küçük, sade bir papatya buketi tutuyordu.
Elif’in en sevdiği çiçeklerdi bunlar.
Odada bir anda derin bir sessizlik oluştu. Herkes şaşkınlıkla kapıya bakarken Zeynep Hanım yavaşça içeri doğru bir adım attı.
