“Bundan sonra buna göre pişirirsin” dedi Mehmet, Ayşe mutfakta dosyayı tutup ağır ağır sandalyeye çöktü

Hikâyeler
Bu kibirli dayatma utanç verici ve kabul edilemez.

Ayşe dizüstü bilgisayarın kapağını yeni kapatmıştı. Üzerinde günlerdir uğraştığı işi teslim etmiş, sonunda rahat bir nefes alabileceğini düşünmüştü. Omuzlarını geriye doğru esnetti; aklından yalnızca demli bir çay ve birkaç dakika sessizlik geçiyordu. Tam o sırada kapı sertçe açıldı. Eşi Mehmet eşikte belirdi. Yüzü gergindi, elinde de kalınca, mavi bir dosya tutuyordu.

— Annem sana gönderdi, dedi ve dosyayı uzattı. Sanki sıradan bir şeyden söz ediyormuş gibiydi.

Ayşe ne olduğunu anlamadan dosyayı aldı. Yavaşça kapağını araladı. İçerisi düzenli biçimde basılmış kâğıtlarla doluydu. Kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği… Bir haftalık liste hazırlanmıştı. Tarifler, alınacak malzemeler, hatta yemeklerin hangi saatte sofraya konacağı bile yazılmıştı.

— Bu ne şimdi? diye sordu Ayşe. Sesinin beklediğinden daha kısık çıktığını fark etti.

— Annem bir yemek düzeni hazırlamış. Bundan sonra buna göre pişirirsin.

Mehmet bunu öyle sakin söylemişti ki, hava durumundan bahsediyor sanılırdı. Ayşe’nin sırtından soğuk bir ürperti geçti.

— Sen ciddi misin? dedi, sesini mümkün olduğunca dengede tutmaya çalışarak. — Ben çalışıyorum, evde hizmetçi yok. Kaldı ki olsa bile annenin böyle bir şeye karışma hakkı…

— O sadece benim doğru düzgün beslenmemi istiyor, diye sözünü kesti Mehmet. — Biliyorsun, midemde gastrit var.

Ayşe dosyayı öyle sıkı kavradı ki içindeki kâğıtların kenarı buruştu.

— Senin gastritin benim kötü yemek yapmamdan değil, iş yerinde sürekli hazır ve ağır şeyler yemenden kaynaklanıyor.

— Büyütme, dedi Mehmet elini havada savurarak. — Yazılanları uygula, hepsi bu.

Arkasını dönüp odaya geçti. Ayşe ise elinde o mavi dosyayla mutfağın ortasında öylece kaldı. Sonra ağır ağır sandalyeye çöktü. Aklından tek bir düşünce geçiyordu: “Demek burada bile, benim mutfağımda bile emir verecek?”

On dakika sonra en yakın arkadaşını aradı.

— Düşünebiliyor musun, az önce kocamı nasıl besleyeceğime dair talimat dosyası teslim aldım, dedi. Sesi titriyordu.

Telefonun öbür ucundan kısa bir kahkaha geldi.

— Allah Allah… Sen beş yaşında bir çocukla mı evlendin?

— Daha beteri, diye karşılık verdi Ayşe. — Annesinin sözünden çıkamayan biriyle.

Dosyayı masanın üstüne bıraktı, hatta neredeyse fırlattı. İçinde biriken öfke kaynıyordu. Ama onu asıl korkutan dosyanın kendisi değildi. En kötüsü, bunun yalnızca başlangıç olduğunu çok iyi hissetmesiydi.

“Mavi dosya olayı”nın üzerinden bir hafta geçmişti. Ayşe o kâbus gibi dosyayı bir daha açmamış, mutfak dolabının en dip çekmecesine kaldırmıştı. Yemekleri eskisi gibi hazırlıyordu; işten arta kalan zamanda, pratik, gösterişsiz ama evin ihtiyacını karşılayacak şekilde.

Cumartesi sabahı Mehmet’le birlikte ağır ağır çaylarını içerlerken kapı zili keskin bir sesle çaldı.

— Bu saatte kim olabilir? diye homurdandı Mehmet, kapıya doğru yürürken.

Ayşe antre tarafından gelen tanıdık sesi duyar duymaz donakaldı.

— Günaydın oğlum! Yakından geçiyordum, uğrayıp sizi göreyim dedim!

Kayınvalidesi Fatma çoktan ayakkabılarını çıkarmaya başlamıştı. Elinde de içi ağır şeylerle dolu kocaman bir çanta vardı.

Mutfağın eşiğinden içeri adım atar atmaz ilk sözü şu oldu:

— Ayşeciğim, sen neden önlük takmadın?

Ayşe yumruklarının istemsizce sıkıldığını hissetti.

— Günaydın Fatma Hanım. Sizi beklemiyorduk…

— Zaten haber vermedim, dedi Fatma gülümseyerek. — Habersiz yapılan denetim en doğrusu olur.

Mutfağa geçti, çantayı gürültüyle masanın üzerine bıraktı.

— Size turşu kavanozları getirdim. Gerçi… diye durdu, mutfağa göz gezdirdi. — Şu dağınıklığa bakılırsa sizin kışlık hazırlıkla uğraşacak hâliniz yok.

Ayşe etrafına baktı. Lavabo temizdi, ocak silinmişti, masanın üzerinde yalnızca bir bardak duruyordu.

— Anne, ev gayet düzgün, diye araya girdi Mehmet.

— Öyle mi? Fatma dolaba yaklaştı, üst rafa parmağını sürdü. Sonra toz bulaşmış parmağını oğluna gösterdi. — Sen buna düzen mi diyorsun?

Ayşe birden ayağa kalktı.

— Fatma Hanım, evi nasıl tuttuğumu beğenmiyorsanız size bir temizlik hizmeti çağırabilirim. Elbette ücretini siz ödersiniz.

Mutfakta bir anlık sessizlik oldu. Mehmet öksürür gibi yaptı. Fatma’nın yüzü kızardı.

— Oğlum, karının annenle nasıl konuştuğunu duyuyor musun?

— Ayşe… diye başladı Mehmet.

— Hayır, bu kez sen dinle, diyerek sözünü kesti Ayşe. — Ben de senin kadar çalışıyorum. Konut kredisinin yarısını ben ödüyorum. Buna rağmen evime gelinip denetleme yapılıyor.

Fatma’nın yüzünde bu kez ince, sabırlıymış gibi görünen bir gülümseme belirdi.

— Kızım, bizim zamanımızda kadınlar hem evi pırıl pırıl tutar hem de sofraya üç çeşit yemek koyardı.

— Sizin zamanınızda, Fatma Hanım, kadınlar konut kredisi ödemiyor ve günde on saat çalışmıyordu, dedi Ayşe buz gibi bir sesle.

Mehmet sertçe ayağa kalktı.

— Yeter artık! Annem misafirliğe geldi, siz burada tartışma çıkarıyorsunuz. Ayşe, özür dile.

Ayşe önce ona, sonra hiçbir şey olmamış gibi getirdiği tarhana çorbasını tabaklara paylaştırmaya başlayan kayınvalidesine baktı.

— Peki, dedi alçak sesle. — Kusura bakmayın Fatma Hanım. Ben gidip ortalığı toparlayayım.

Mutfaktan çıktı. Ellerinin titrediğini hissediyordu. Yatak odasına girince kapıyı kapattı ve sırtını kapıya yasladı. Mutfaktan kahkahalar, kaşık sesleri ve tabakların tıkırtısı geliyordu.

Cebindeki telefon titredi. Arkadaşından mesaj vardı:

“Ne oldu, hafta sonun nasıl geçiyor?”

Ayşe parmaklarını ağır ağır ekranda gezdirdi ve cevap yazdı:

“Az önce bana kötü bir eş olduğum hatırlatıldı. Seninki nasıl?”

Bunun da sadece başlangıç olduğunu biliyordu. Ama bir sonraki “denetimi” bu kadar hazırlıksız karşılamayacaktı.

Aradan iki hafta geçti. Evde görünürde sakinlik vardı. Ayşe, mavi dosya meselesinin ve Fatma’nın habersiz baskınının geride kaldığına neredeyse inanacaktı. Ta ki çarşamba akşamı Mehmet’in telefonu çalana kadar.

Mehmet konuşmak için balkona çıktı. Fakat cam inceydi; Ayşe içeriden bazı cümleleri parça parça duyabiliyordu.

— Evet anne, gönderirim… Yok, o karşı çıkmaz… Tabii, anlıyorum…

İçeri döndüğünde yüzündeki gerginlik saklanacak gibi değildi.

— Ne oldu? diye sordu Ayşe, elindekini bir kenara bırakarak.

Şükrüye'nin Penceresinden