“Bundan sonra buna göre pişirirsin” dedi Mehmet, Ayşe mutfakta dosyayı tutup ağır ağır sandalyeye çöktü

Hikâyeler
Bu kibirli dayatma utanç verici ve kabul edilemez.

— Önemsiz bir şey, dedi Mehmet zoraki bir rahatlıkla. Annemin balkonunda tadilat çıkmış. Biraz para gerekiyormuş.

Ayşe’nin kaşları çatıldı.

— Biraz dediğin ne kadar?

Mehmet gözlerini kaçırdı.

— Yirmi beş bin lira kadar.

Ayşe elindeki fincanı masaya öyle sert bıraktı ki çay tabağa taştı.

— Yirmi beş bin mi? Bizde öyle kenarda duran para mı var?

— Birikimimiz vardı ya, diye mırıldandı Mehmet. Hâlâ yüzüne bakmıyordu.

— O para tatil içindi! Bir de artık homurdanarak çalışan buzdolabını değiştirecektik. Unuttun mu?

Mehmet, konuyu büyütmemek ister gibi elini salladı.

— Annem yaza kadar geri verir. Hem ben zaten gönderdim.

Ayşe yerinden fırladı.

— Ne demek gönderdin? Bana sormaya gerek bile duymadın mı? O para ikimizin parasıydı, Mehmet!

— Bağırma, dedi adam alçak sesle. Annem sonuçta. İnsan annesine nasıl “hayır” der?

Tam o sırada Ayşe’nin telefonu çalmaya başladı. Ekranda tanımadığı bir numara vardı. İçinde tuhaf bir sıkıntıyla açtı.

— Alo?

Karşıdan yapmacık derecede yumuşak bir ses geldi.

— Ayşeciğim, ben Emine teyzen. Senden minicik bir ricam olacaktı kızım…

Ayşe telefonu daha sıkı kavradı.

— Nasıl bir rica?

— Benim Boncuk var ya… Veteriner kötü bir şey söyledi. Ameliyat olması gerekiyormuş. Otuz beş bin lira lazım. Akrabayız sonuçta, beni geri çevirmezsin herhâlde.

Ayşe ağır ağır sandalyeye çöktü.

— Emine teyze, bizde öyle bir para yok.

Sesin şekerli tonu bir anda kayboldu.

— Nasıl yok? Ev krediniz var, yeni de araba aldınız. Köpeği candan saymıyor musun sen?

— Ben sadece…

— Tamam, yüz yüze konuşuruz! dedi kadın ve telefonu yüzüne kapattı.

Ayşe, karşısında hâlâ telefonuna gömülü oturan Mehmet’e baktı.

— Duydun mu?

Mehmet omuz silkti.

— Yardım ediversen ne olur? O da akraba.

Ayşe’nin sesi inceldi.

— Otuz beş bin lirayı nereden bulacağım? Gündüz iş, gece iş mi yapayım?

— Kredi çekebilirsin, diye geveledi Mehmet. Ben de anneme yardım ettim işte…

O anda Ayşe’nin zihninde bir şey yerli yerine oturdu. Ani bir hareketle Mehmet’in telefonunu kaptı. Para transferleri bölümünü açtığında midesine soğuk bir taş oturdu: Fatma’ya düzenli gönderilmiş tutarlar… Beş bin, yedi bin, on bin beş yüz lira… Son altı ay boyunca, defalarca.

— Sen… Bunca zamandır… diye başladı ama sesi boğazında kırıldı.

Mehmet telefonu elinden çekip aldı.

— O benim annem! Beni o büyüttü!

— Peki ben neyim? diye sordu Ayşe. Senin için kimim ben? Para sağılacak biri mi?

O sırada kapı zili çaldı. Mehmet apar topar kalktı. Kapı açıldığında eşikte Fatma belirdi; elinde kocaman bir poşet vardı.

— Size bir şeyler getirdim, dedi neşeyle. Fakat ikisinin yüzünü görünce suratı asıldı. Ne oluyor burada?

— Bir şey yok anne, dedi Mehmet telaşla. Gel içeri.

Ayşe ikisinin arasına geçti.

— Fatma Hanım, oğlunuz az önce bizim tatil için biriktirdiğimiz parayı size göndermiş. Üstelik şimdi de Emine teyze, köpeğinin ameliyatı için benden otuz beş bin lira istiyor.

Fatma gözlerini devirdi.

— Ne var bunda? Emine de aileden. Sen bu kadar cimri biri miydin? Benim oğlum, akrabalarına saygı duyan bir eşi hak ediyor.

Ayşe birden güldü. Gülüşü neşeli değildi; sinirden çatlamış, yabancı bir sesti bu.

— Anladım, dedi. Demek ben burada fazlalığım. Siz kendi aranızda yardımlaşma derneği kurmuşsunuz. Ama nedense kasası benim cebim.

Çantasını ve anahtarlarını aldı.

— Nereye gidiyorsun? diye sordu Mehmet korkuyla.

— Bankaya. Boncuk’un ameliyatı için kredi çekeceğim. Madem bu ailenin resmî sponsoru oldum, görevimi yapayım.

Kapı arkasından sertçe kapandı. Asansöre bindiğinde Ayşe, yanaklarından yaşların süzüldüğünü fark etti. Telefonunu çıkarıp en yakın arkadaşına kısa bir mesaj yazdı: “Galiba ben bir adamla değil, onun bütün ailesiyle evlenmişim.”

O an bunun yalnızca başlangıç olduğunu bilmiyordu.

Bir saat sonra Emine teyze aile sohbet grubuna yeni kürk mantosuyla çekilmiş bir fotoğraf yükleyecek, altına da şu notu düşecekti: “Canlarım, desteğiniz için Allah razı olsun! Boncuk da çok iyi oldu!”

Ayşe bankadan döndüğünde çantasının içinde ağır bir zarf vardı. Otuz beş bin lira. Saçma denecek kadar yüksek faizle onaylanan bir kredi. Apartmanın önünde durmuş, elinde telefonuyla ekrandaki fotoğrafa bakıyordu: Emine teyze, yepyeni kürk mantosunun içinde gururla poz veriyordu.

Fotoğrafın altında akrabalardan gelen yorumlar sıralanmıştı:

“Ne kadar gösterişli olmuş!”

“Emine, vallahi kraliçe gibisin!”

“Ayşe, akrabanı kırmadığın için aferin sana!”

Ayşe asansörle yukarı çıkarken kafasının içinde tek bir cümle dönüp duruyordu: “Bu nasıl olur? Buna nasıl cesaret ederler?”

Dairenin kapısı aralıktı. Mutfaktan sesler geliyordu.

— Tabii, tabii, fıtratında cimrilik var bunun, diyordu Fatma. Gelinim daha doğru düzgün tarhana çorbası yapamaz ama paranın hesabını tutmaya gelince maşallahı var.

— Anne, böyle söylemesen, diye Mehmet zayıf bir itirazda bulundu.

Ayşe mutfağın eşiğinde belirdi. İçeri girer girmez herkes sustu. Masanın etrafında Fatma, Mehmet ve Emine teyze oturuyordu. Emine’nin üzerinde fotoğraftaki kürk manto vardı. Masada yarısı yenmiş bir pasta ve bardaklara doldurulmuş şerbet duruyordu.

— Aaa, işte hayırseverimiz geldi! diye bağırdı Emine teyze, elindeki bardağı havaya kaldırarak. Ayşeciğim, gel de yeni mantomun şerefine bir şerbet içelim!

Ayşe çantasını yavaşça masanın üzerine bıraktı. Sesi şaşırtıcı derecede sakindi.

— İşte istediğin otuz beş bin lira, dedi zarfı çıkararak. Boncuk’un ameliyat parası. Ama fotoğrafa bakılırsa köpek mucize gibi hemen iyileşmiş.

Emine’nin yüzü kızardı. Fakat hemen arkasına bir kahkaha sakladı.

— Ayol Ayşeciğim, ne kadar ciddiye alıyorsun! Manto eski zaten, ben şaka yaptım.

— Öyle mi? Ayşe telefonunu açıp fotoğrafı büyüttü. Kolundaki etikete bak. “2024 koleksiyonu” yazıyor. Gerçekten çok eskiymiş, diyecek söz yok.

Fatma hışımla ayağa kalktı.

— Yeter artık! Sen büyüklerine saygı göstermeyi hiç öğrenmedin mi? Emine senin akraban sayılır!

— Benim mi? Ayşe acı acı güldü. Benim akrabam, ben iki işte çalışırken kendine kürk almak için bana kredi çektirmez.

Mehmet sonunda başını kaldırdı.

— Ayşe, kes artık. Ailemin önünde beni küçük düşürüyorsun.

— Ben mi küçük düşürüyorum? Sesi titredi. Sen bütün birikimimizi annene gönderdin, teyzen beni kandırıp benden otuz beş bin lira kopardı, şimdi de benim paramla burada kutlama yapıyorsunuz. Ve utanması gereken ben miyim?

Fatma birkaç adım yaklaştı. Gözleri sertleşmişti.

— Madem nasıl davranacağını bilmiyorsun, biz öğretiriz. Yarından itibaren benim söylediğim yemekleri yapacak, evi benim belirlediğim düzene göre toparlayacaksın.

Bunu söylerken sanki bu evin sahibi oymuş gibi dimdik duruyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden