“Biz de ailecek yazı sizde geçirmeye karar verdik” dedi Dilek, Zeynep buzdolabının kapağını ağır ağır kapattı

Hikâyeler
Mutlu görünse de sarsıcıydı herkes için.

Sofranın çevresine bir anda ağır bir sessizlik çöktü.

İlk kendini toparlayan Elif oldu.

— Yani akrabalarından burada kalmaları için para mı isteyeceksin?

Kerem’in sesi sakindi.

— Burada birkaç hafta yaşamayı siz teklif ettiniz.

— Ama biz yabancı değiliz ki, misafirliğe geliyoruz.

— O zaman bütün yükü bizim omzumuza bırakmamanız daha da doğru olur.

Dilek sırtını dikleştirip sandalyede iyice doğruldu.

— İnsan kendi evladının, akrabasının yanında tatil yaparken para lafı mı duyar?

Zeynep bakışını kaçırmadan cevap verdi:

— Davet edilip birkaç saatliğine gelmek başka şey. Kendi kendine oda seçip bütün yaz yerleşmeye kalkmak bambaşka.

— Size engel olmazdık.

Zeynep, o sırada henüz bitmemiş bankın çevresinde koşuşturan çocuklara baktı. İçlerinden biri, Kerem’in verandanın yanına bıraktığı vida ve bağlantı parçalarının olduğu paketi çoktan eline almıştı.

— Evde de bahçede de tadilat sürüyor, — dedi Zeynep. — Her yerde alet edevat, malzeme, yarım kalmış işler var. Çocuklar zarar görmesin diye sürekli peşlerinde dolaşmamız gerekecek. Bu bile bizim bütün düzenimizi değiştirir.

Elif hemen oğluna seslendi, paketi elinden alıp kenara koydu.

— Tehlikeli olan ne varsa kaldırırsınız, olur biter.

— Bütün tadilat malzemesini doldurabileceğimiz boş bir odamız yok.

Elif’in yüzü gerildi.

— O zaman içinde kimseye yer yoksa bu evi niye aldınız?

Zeynep başını hafifçe yana eğdi, görümcesine uzun uzun baktı.

— Kendimiz için aldık.

Dilek çantasının sapını parmaklarının arasında sıktı.

— Kerem, karının kardeşinle nasıl konuştuğunu duyuyor musun?

Kerem gözlerini önündeki ajandadan kaldırdı.

— Duyuyorum.

— Bir şey söylemeyecek misin?

Bir süre cevap vermedi. Zeynep onu sıkıştırmadı, onun yerine konuşmaya da kalkmadı. Eğer Kerem ailesinin topluca eve yerleşmesine razıysa, bunu açıkça kendisi söylemeli ve neden böyle bir kararın Zeynep yok sayılarak alınabileceğini anlatmalıydı.

Dilek bu kısa duraksamadan yararlanmak istedi.

— Bu ev meselesi Zeynep’i bu kadar değiştirecek, hiç aklıma gelmezdi. Eskiden daha misafirperverdi.

Zeynep’in sesi yine aynı ölçülü tondaydı.

— Eskiden siz de bizim yatak odamıza yerleşip bize bahçede çadır kurmayı önermiyordunuz.

Hasan hafifçe öksürdü, sonra karısına baktı.

— Çadır meselesinde hakikaten biraz ileri gittin.

— Ben pratik bir çözüm sundum sadece.

— Size pratik, — dedi Zeynep. — Bize değil.

Dilek bu kez oğluna döndü.

— Yıllardır daha çok bir araya gelelim, ailece vakit geçirelim diye konuşup durduk. Şimdi fırsat çıkmışken önümüze hesap koyuyorsunuz.

Kerem avucunu çenesinde gezdirdi. Ardından ajandayı kapattı ve Zeynep’in tarafına doğru itti.

— Anne, Zeynep haklı.

Elif gürültülü bir nefes bıraktı.

— Tabii. Zaten o kararını çoktan vermiş.

— Hayır, — dedi Kerem, bakışlarını kız kardeşine çevirerek. — Kararı veren sizsiniz. Hem de bensiz, Zeynep’siz. Üstelik bizim evimizi kendi aranızda paylaştırmak için ayrı bir mesaj grubu bile kurmuşsunuz.

— Sürpriz yapmak istemiştik.

— Sürpriz dediğin hediye olur. Ev sahiplerine “Siz bahçede yatarsınız” diye haber vermek değil.

Dilek yüzünü pencereye çevirdi.

— Demek ki anne babaya bu evde yer yok.

— Davet edilen misafire yer var, — diye karşılık verdi Kerem. — Ama sırf siz istediniz diye kimse haftalarca burada yaşamayacak.

Zeynep, kocasının yüzündeki değişimi fark etti. Biraz önceki şaşkınlık silinmişti. Kerem artık o alışılmış mahcup gülümsemeyle konuşmuyor, aynı anda herkesi memnun etmeye çalışmıyordu.

— Bu evi, burada huzurla vakit geçirmek istediğimiz için aldık, — diye sürdürdü Kerem. — Bütün yaz asıl işimizden çıkıp buraya gelerek çalışıyoruz. Ben her akşam kalabalık akraba sofrası için mangal yakmayı, sonra da kendime yatacak yer aramayı planlamadım.

Murat iki elini havaya kaldırdı.

— Kimse senden her akşam mangal yapmanı istemedi.

— Annem daha büyük bir mangal alınması gerektiğini çoktan söyledi.

— O sadece bir fikirdi.

— Böyle fikirler, çocukları arabaya doldurup oda seçmeye başlamadan önce ev sahipleriyle konuşulur.

Elif’in yanakları kızardı.

— Biz bugün yalnızca bakmaya geldik.

— O zaman sizin gece kalmanız için divanın nereye konacağını niye hesaplıyordun? — diye sordu Zeynep.

Elif ağzını açtı, fakat söyleyecek uygun bir söz bulamadı.

Dilek konuşmanın yönünü değiştirmeye çalıştı.

— Peki, diyelim ki sürekli kalmayacağız. Ama hafta sonları geliriz herhâlde. Her gelişimizde de önümüze hesap çıkaracak değilsiniz ya.

Zeynep sakince gülümsedi.

— Gelirsiniz, ama davet edildiğiniz zaman. Günü önceden konuşulur. Eğer tadilatımız varsa, başka bir planımız varsa ya da yalnız kalmak istiyorsak ziyaret ertelenir.

— Kendi oğlumu görmek için senden randevu mu alacağım?

— Kerem sizinle istediği zaman görüşebilir. Ama ortak evimize kim gelecekse bunu benimle konuşur. Ben de kendi misafirlerim için onunla konuşurum.

Kerem de söze katıldı:

— Burası otel değil, ailece istenildiğinde doluşulacak bir tatil yeri de değil. Bir mesaj grubunda karar alındı diye kimse buraya yerleşemez.

Dilek kaşlarını çattı.

— Ne kadar güzel. Evi aldınız, kapıyı da herkese kapattınız.

Zeynep ajandayı açtı, yapılan işlerin yazılı olduğu sayfayı buldu.

— Aranızdan kim mutfağın kurulmasına yardım etti?

Kimse cevap vermedi.

— Cepheyi boyamaya kim geldi?

Murat bakışlarını başka tarafa çevirdi.

— Bahçeyi temizleyen, dalları taşıyan, malzeme almaya giden ya da hiç değilse “Yardıma ihtiyacınız var mı?” diye soran oldu mu?

Dilek hoşnutsuzca omzunu oynattı.

— Siz istemediniz ki.

— Doğru. Biz istemedik ve kendi başımıza hallettik. Ama siz de teklif etmediniz. Fotoğrafları görür görmez ise hangi odanın kime düşeceğini kararlaştırdınız.

— Her şeyi böyle tek tek saymanın anlamı yok, — dedi Elif.

— Ben önemsiz şeyleri saymıyorum. Kendi paramı ve kendi zamanımı söylüyorum.

Zeynep ajandayı onların görebileceği şekilde çevirdi. Sayfada malzeme teslim tarihleri, ödeme günleri ve sonbahara kadar bitirilmesi gereken işlerin listesi yer alıyordu.

— Biz hazır, keyif sürülecek bir yere konmadık. Krediye girdik, hâlâ toparlamaya çalıştığımız bir ev aldık. Burada hizmet eden kimse yok. Kalabalık gelsin diye yemek pişirecek, arkalarını toplayacak, herkes dinlensin diye tadilatı erteleyecek biri de yok.

Murat sandalyesini geriye itti ve ayağa kalktı.

— Sanırım meseleyi yeterince anladık.

Sonra çocuklara seslendi.

Şükrüye'nin Penceresinden