“Evi aldınız demek? Ne güzel! Biz de ailecek karar verdik, yazı sizin yanınızda geçireceğiz” dedi Fatma; Ayşe buzdolabının kapağını yavaşça kapattı, Mehmetse tek kelime etmeyip uygun sözü aradı

Hikâyeler
Sevinçli ama tedirgin bir bekleyiş başlamıştı.

— Hele bir görelim, — dedi Zeynep, omuz silkerek. — Çocuklar evi görmek için günlerdir tutturup duruyordu.

Zeynep’in büyük oğlu çoktan avlunun öbür ucundaki depoya doğru koşmuştu. Küçük kızı ise parmak uçlarına yükselip pencerelerden içeri bakmaya çalışıyordu.

— Depoya girmeyin yalnız, — diye seslendi Ayşe. — İçeride alet edevat var, tehlikeli olabilir.

Zeynep aldırmaz bir hareketle elini salladı.

— Bir şey olmaz, dikkat ederler.

Ayşe yine de yerinde duramadı. Çocukların peşinden gidip depo kapısını kapattı, mandalı da iyice yerine oturttu. O sırada Mehmet, akrabaların arabadan indirdiği poşetleri ve çantaları içeri taşıyordu.

Gelenler kısa sürede sanki yıllardır bu evde oturuyorlarmış gibi rahatladılar. Hakan, mangalı nereye kurmanın daha uygun olacağını hesaplarcasına çit boyunca gidip gelmeye başladı. Mustafa bahçedeki elma ağaçlarını inceledi, iki dalın mutlaka budanması gerektiğini söyledi. Zeynep ise evin içinde dolaştı; iki yatak odasına da baktıktan sonra hangisinin misafirlere ayrıldığını sordu.

— Bizim ayrı bir misafir odamız yok, — dedi Ayşe.

— Peki burası?

Zeynep, şimdilik kutuların, tamirat malzemelerinin ve yeni alınan birkaç eşyanın durduğu küçük odayı gösteriyordu.

— Orayı Mehmet çalışma odası yapmayı düşünüyor.

— Masayı pencerenin yanına koyarsınız. Şuraya da bir çekyat bırakılır, gerektiğinde yatılır.

— Henüz neyi nereye koyacağımıza karar vermedik.

Zeynep, Ayşe sanki basit bir şeyi kavrayamamış gibi anlayışlı bir gülümseme takındı.

— Ben sadece en kullanışlı çözümü söylüyorum.

Ayşe cevap vermedi. Tartışmayı büyütmeden mutfağa geçti ve gelenlerin getirdiği yiyecekleri tezgâha yerleştirmeye başladı.

Çaylar içilip bardaklar biraz kenara çekilince Fatma etrafındakilere kısa kısa baktı. Belli ki asıl söylemek istediği şeyi artık ertelemeye niyeti yoktu.

— Evi almışsınız, maşAllah, hayırlı olsun. Biz de ailecek karar verdik; yazı sizin burada geçireceğiz.

Bunu öyle rahat, öyle neşeli bir tonla söylemişti ki Mehmet’in hemen başını sallayıp onaylamasını beklediği belliydi.

Ayşe bakışlarını pencereye çevirdi. Ağustosun bitmesine daha birkaç hafta vardı; ama kayınvalidesinin sesindeki kesinlikten, meselenin yalnızca bu yazla sınırlı olmadığı anlaşılıyordu. Sanki herkes kendi kafasında gelecek yazları, bayramları, hafta sonlarını çoktan paylaştırmıştı.

— Bu kararı tam olarak kim verdi? — diye sordu Ayşe.

— Biz kendi aramızda konuştuk, — dedi Zeynep. — Annemle babam hafta içi gelir gider. Biz çocuklarla kalırız. Hakan’ın ağustosun bir kısmında işi varmış, o da gerektiğinde şehre gidip gelir.

— Hangi aranızda?

— Aile için ayrı bir yazışma grubumuz var.

Mehmet başını birden kaldırdı.

— Ben neden o grupta yokum?

Zeynep yine omuz silkti.

— Öyle çabucak açtık. Ortak grubu bu konularla doldurmayalım dedik.

— Yani bizim evimizi, biz olmadan planladınız, öyle mi? — Ayşe’nin sesi sakin çıkmıştı ama kelimelerinin ucu keskindi.

— Öyle söyleme şimdi, — diye araya girdi Fatma. — Kimsenin evi ele geçirdiği yok. Sadece hep birlikte vakit geçirmek istiyoruz.

Sonra masadan kalktı, koridora doğru birkaç adım attı; sanki odaları zaten paylaştırmış da sadece yüksek sesle ilan ediyormuş gibiydi.

— Biz Mustafa’yla mutfağa yakın odada kalırız. Gece kalkınca uzak olsun istemeyiz. Zeynep’le çocukları öteki odaya yerleştiririz. Hakan da isterse katlanır yatak getirir.

Ayşe yavaşça Mehmet’e döndü.

Mehmet önce şaşkın şaşkın göz kırptı, ardından annesine baktı.

— Peki biz nerede yatacağız?

— Siz gençsiniz, — dedi Fatma, bunu çok makul bir çözüm söylüyormuş gibi. — Avluya güzel bir çadır kurulur. Ağustos geceleri sıcak olur zaten.

Mehmet birkaç saniye boyunca tek kelime edemedi.

— Kendi yatak odamızdan çıkmamızı mı istiyorsun?

— Sürekli değil canım. Sırayla kalınır. Hem siz zaten bahçeyle uğraşacaktınız.

Zeynep hemen annesinin sözünü destekledi:

— Çocukların düzeni bozuluyor. Onlar çadırda rahat edemez. Siz bunu doğada dinlenmek gibi düşünebilirsiniz.

Ayşe, kocasının yüzünü dikkatle izliyordu. Mehmet’in dudakları aralanmıştı; az sonra her zamanki gibi “Tamam, bir çaresine bakarız,” diyeceğini hissetti. O acele alınan nefesi, yüzüne yerleşen gergin tebessümü artık çok iyi tanıyordu.

Eskiden böyle anlarda verilen tavizler bir akşam yemeğini, kısa bir ziyareti ya da bayram programını ilgilendirirdi. Ama bu kez Mehmet, ikisinin yıllarca borcunu ödeyeceği evi neredeyse bütünüyle akrabalarına bırakmak üzereydi.

Ayşe sandalyesini geriye itti ve ayağa kalktı.

— Bir dakika bekleyin.

Yatak odasına gidip kısa süre sonra elinde kalın kapaklı ajandasıyla döndü. O defterin içinde alışveriş listeleri, taksit tarihleri, tamirat notları ve önlerindeki ayların hesapları yazılıydı.

Ajandayı masanın üzerine koydu, sayfaları karıştırıp aradığı yere geldi.

Fatma’nın yüzünde temkinli bir ifade belirdi.

— O ne şimdi?

— Evin giderleri.

— Bizim bunlarla ne ilgimiz var?

— Bütün yaz burada kalmayı düşünüyorsunuz. O zaman böyle bir kalışın neye mal olduğunu da bilmeniz gerekir.

Hakan pencereye bakmayı bırakıp masaya yaklaştı, sessizce yerine oturdu.

Ayşe parmağını satırların üzerinde gezdirdi.

— İpotek taksiti. Sigorta. Elektrik. Su. Çöp toplama ücreti. Vergi. Cihazların bakımı. Bahçe masrafları. Tamirat için alınan malzemeler.

— Tamiratın bizim gelişimizle ne alakası var? — diye sordu Zeynep.

— Doğrudan alakası var. Buraya altı kişi daha yerleşirse işler duracak. Malzemelerin durduğu odayı az önce kendinize ayırdınız. Demek ki eşyaların bir kısmı başka yere taşınacak, tamiratın takvimi de değişecek.

Mustafa boğazını temizledi.

— Biz de yardım ederiz.

— Güzel. O zaman sadece odaları değil, sorumlulukları da baştan paylaşırız.

Ayşe bir sonraki sayfayı açtı.

— Bahçenin biçilmesi, ekili yerlerin bakımı, çocuklardan sonra ortalığın toplanması, mutfak alışverişi, yemek yapılması, banyonun temizliği, su ve elektrik tüketimi… Hakan büyük bir mangal kurmayı planlıyor, o zaman odun ya da kömür, alanın temizlenmesi ve güvenlik de hesaba katılacak.

Hakan dikleşti.

— Mangal işine ben bakarım.

— Harika. Onu da yazıyorum.

Hakan kaşlarını çattı ama bir şey söylemedi.

Ayşe hızlıca birkaç hesabı yan yana topladı. Evin satın alma bedelinden söz etmedi; Mehmet’le kendi gelirlerini de masaya yatırmadı. Sadece her ay ödenmesi gereken zorunlu kalemleri ve kalabalık bir grubun sürekli kalmasıyla doğacak ek masrafları sıraladı.

— Hepiniz birlikte gelip ağustos sonuna kadar kalacaksanız, bu dönem için evin mevcut giderlerinin yaklaşık üçte biri sizin payınıza düşer. Yiyecek alışverişini herkes kendi yapar. Fazladan kullanılan elektrik ve su ayrıca ödenir. Tamirat durmayacak; bu yüzden odaların gündüzleri boş bırakılması gerekecek.

Şükrüye'nin Penceresinden