“Evi aldınız demek? Ne güzel! Biz de ailecek karar verdik, yazı sizin yanınızda geçireceğiz” dedi Fatma; Ayşe buzdolabının kapağını yavaşça kapattı, Mehmetse tek kelime etmeyip uygun sözü aradı

Hikâyeler
Sevinçli ama tedirgin bir bekleyiş başlamıştı.

Masaya ağır bir sessizlik çöktü.

Bu sessizliği ilk bozan Zeynep oldu. Kendini toparlamış gibi doğruldu, sesi kırgınlıktan çok suçlayıcıydı.

— Yani akrabalarından burada kaldıkları için para mı isteyeceksin?

Ayşe gözlerini kaçırmadan cevap verdi:

— Burada haftalarca kalmayı siz teklif ettiniz.

— Ama biz yabancı değiliz ki.

— O zaman masrafların tamamını bizim sırtımıza yüklememeniz daha da doğal olur.

Fatma çantasını dizlerinin üzerinde sıkıca tutup belini dikleştirdi.

— İnsan kendi evladının yanında tatile gelince para hesabı mı yapılırmış? Akraba yanında kalmanın ücreti olmaz.

Ayşe’nin sesi değişmedi; sakinliği, masadakilerin öfkesinden daha belirgin duruyordu.

— Davet edilip birkaç saatliğine uğramak başka şey. Kendi kendinize odaları paylaştırıp bütün yaz yerleşmeye kalkmanız bambaşka.

— Size yük olmazdık, — dedi Zeynep hemen.

Ayşe, o sırada bitmemiş bankın etrafında koşturan çocuklara baktı. Çocuklardan biri, Mehmet’in verandanın yanında bıraktığı vida ve bağlantı parçalarının paketini çoktan eline almıştı.

— Evde de bahçede de tadilat sürüyor. Her yerde alet edevat, boya, kereste, vida var. Çocukların bir yerlerini incitmemesi için sürekli peşlerinde dolaşmamız gerekecek. Bu bile bütün düzenimizi değiştirir.

Zeynep oğlunu çağırdı, paketi elinden aldı.

— Tehlikeli şeyleri kaldırırsınız olur biter.

— Bütün tadilatı saklayabileceğimiz fazladan bir oda yok.

Zeynep’in yüzü gerildi.

— Madem kimseye yer yoktu, o zaman bu evi niye aldınız?

Ayşe başını hafifçe yana eğdi, görümcesine dikkatle baktı.

— Kendimiz için aldık.

Fatma’nın parmakları çantasının sapına daha da sıkı dolandı.

— Mehmet, karının kardeşinle nasıl konuştuğunu duyuyor musun?

Mehmet, önünde duran not defterinden başını kaldırdı.

— Duyuyorum.

— Peki bir şey söylemeyecek misin?

Bir an duraksadı. Ayşe araya girmedi, onun yerine konuşmaya kalkmadı. Mehmet gerçekten bütün aileyi eve doldurmayı kabul edecekse, bunu kendi ağzıyla söylemeli; üstelik bu kararın neden Ayşe’ye danışılmadan verildiğini de açıklamalıydı.

Fatma, bu kısa sessizliği fırsat bildi.

— Doğrusu bir ev almak Ayşe’yi bu kadar değiştirir sanmazdım. Eskiden misafire karşı daha gönlü genişti.

Ayşe, gözlerini Fatma’dan ayırmadan cevap verdi:

— Eskiden siz de bizim yatak odamıza yerleşip bize bahçede çadır kurmayı teklif etmiyordunuz.

Mustafa hafifçe öksürdü, sonra eşine baktı.

— Çadır meselesinde gerçekten ölçüyü kaçırdın.

— Ben pratik bir çözüm söyledim.

— Sadece sizin için pratik, — dedi Ayşe.

Fatma bu kez oğluna döndü.

— Yıllardır daha çok bir araya gelelim, birlikte vakit geçirelim diyorduk. Şimdi bunun imkânı doğdu, önümüze hesap çıkarılıyor.

Mehmet avucunu çenesinde gezdirdi. Ardından not defterini kapatıp Ayşe’nin tarafına doğru itti.

— Anne, Ayşe haklı.

Zeynep yüksek sesle nefes verdi.

— Tabii, zaten kararı o çoktan vermiş.

— Hayır, — dedi Mehmet, bu kez doğrudan kardeşine bakarak. — Kararı siz vermişsiniz. Bensiz, Ayşe’siz. Hatta bizim evimizi aranızda bölüşmek için ayrı bir mesaj grubu bile kurmuşsunuz.

— Size sürpriz yapmak istemiştik.

— Sürpriz dediğin hediye olur. Ev sahiplerinin bahçede yatacağını haber vermek değil.

Fatma yüzünü pencereye çevirdi.

— Demek ki anne babana bu evde yer yok.

— Davet edilen misafire yer var, — dedi Mehmet. — Ama sırf siz öyle istediniz diye kimse haftalarca burada yaşamayacak.

Ayşe, kocasının yüzündeki değişimi fark etti. Az önceki şaşkınlık silinmişti. Mehmet artık her zamanki mahcup gülümsemesiyle iki tarafı birden idare etmeye çalışmıyor, cümlelerini açıkça kuruyordu.

— Biz bu evi biraz nefes alabilmek için aldık, — diye devam etti Mehmet. — Bütün yaz, işten çıktıktan sonra burada çalışıyoruz. Her akşam akrabalara mangal hazırlayıp sonra da kendime yatacak yer aramak gibi bir planım yoktu.

Hakan iki elini hafifçe kaldırdı.

— Kimse senden her akşam yemek yapmanı istemedi.

— Annem daha büyük bir mangal alınmasını bile konuşmuş.

— O sadece bir fikirdi.

— Böyle fikirler, çocuklar getirildikten ve odalar seçildikten sonra değil, ev sahipleriyle önceden konuşulur.

Zeynep’in yanakları kızardı.

— Biz bugün sadece bakmaya geldik.

Ayşe, sakin ama net bir ifadeyle sordu:

— O zaman sizin kalacağınız zamanlar için kanepenin nereye konacağını niye planlıyordun?

Zeynep ağzını açtı, fakat söyleyecek bir söz bulamadı.

Fatma konuşmanın yönünü değiştirmeye çalıştı.

— Peki, diyelim ki sürekli kalmadık. Ama hafta sonları geliriz. Her gelişimizde de önümüze hesap çıkaracak değilsiniz herhâlde.

Ayşe bu kez hafifçe gülümsedi.

— Gelmek elbette mümkün, ama davetle. Tarih önceden konuşulur. O sırada tadilatımız varsa, başka bir planımız varsa ya da sadece baş başa kalmak istiyorsak ziyaret başka bir güne alınır.

— Kendi oğluma gelmek için randevu mu alacağım yani?

— Mehmet sizinle istediği zaman görüşebilir. Ama ortak evimize gelecek misafiri benimle konuşur. Ben de kendi tarafımdan biri gelecekse onunla konuşurum.

Mehmet de ekledi:

— Burası otel değil, ailece gelip yerleşilecek bir dinlenme tesisi de değil. Bir mesaj grubunda karar alındı diye bu eve kimse yerleştirilemez.

Fatma kaşlarını çattı.

— Ne güzel iş. Evi aldınız, hemen kapınızı herkese kapattınız.

Ayşe not defterini açtı; yapılan işlerin yazılı olduğu sayfayı buldu.

— İçinizden kim mutfağı kurarken bize yardım etti?

Kimse cevap vermedi.

— Dış cephe boyanırken kim geldi?

Hakan bakışlarını başka tarafa çevirdi.

— Bahçeyi kim temizledi? Dalları kim taşıdı? Malzemeleri kim aldı? Hiç değilse “Yardıma ihtiyacınız var mı?” diye kim sordu?

Fatma memnuniyetsizce omzunu oynattı.

— Siz de istemediniz.

— Doğru. Biz kimseye yük olmadık, kendi başımıza hallettik. Ama siz de kendiliğinizden el uzatmadınız. Buna karşılık fotoğrafları görür görmez hangi odanın kime düşeceğini konuşmaya başladınız.

— Her şeyi de böyle ince ince hesap etme, — dedi Zeynep.

— Ben ufak tefek şeylerin hesabını tutmuyorum. Kendi emeğimin, kendi paramın ve kendi zamanımın hesabını biliyorum.

Ayşe defteri masanın ortasına doğru çevirdi. Sayfada malzemelerin teslim tarihleri, yapılacak ödemeler, sonbahara kadar bitirilmesi gereken işler tek tek işaretlenmişti.

— Biz hazır bir tatil yerine konmadık. Krediye girdik ve hâlâ toparlamaya çalıştığımız bir ev aldık. Burada hizmetli yok. Kimse kalabalık bir gruba yemek hazırlamak, arkalarını toplamak ve herkes dinlensin diye tadilatı ertelemek zorunda değil.

Hakan sandalyesini geriye çekip ayağa kalktı.

— Sanırım ne demek istediğinizi anladık.

Sonra çocukları yanına çağırdı.

Şükrüye'nin Penceresinden