Çocukları önüne katıp avluya çıktı.
Zeynep, yanlarında getirdikleri eşyaları sessizce toplamaya başladı. Yüzündeki kırgınlık hâlâ silinmemişti; dudakları sıkı sıkı kapalıydı. Yine de tartışmayı uzatacak bir söz söylemedi.
İlk olarak Mustafa, Mehmet’in yanına geldi. Sesi bu kez daha alçaktı.
— Önceden aramak gerekirdi gerçekten.
Mehmet başını eğdi.
— Gerekirdi baba.
— O zaman biz gideriz.
Fatma ise yerinden kıpırdamamıştı. Sanki duyduklarına hâlâ inanamıyormuş gibi Ayşe’ye baktı.
— Hepsi bu mu yani? Bir öğle yemeği bile yemeden mi gideceğiz?
Ayşe kolundaki saate göz attı.
— Haber vermeden geldiniz. Biz de misafir ağırlamak için hazırlık yapmadık.
— Ama yiyecek getirdik.
Ayşe kısa bir süre sustu. Sonra sesini yükseltmeden konuştu:
— Bugün birlikte yemek yiyebiliriz. Fakat yemekten sonra herkes kendi evine dönecek. Bir sonraki gelişinizi de önceden konuşup kararlaştırırız.
Fatma, belli ki gelininin kapıyı gösterip hepsini göndermesini bekliyordu. Bu öneri onu hazırlıksız yakaladı.
— Yani bugün kalabilir miyiz?
— Birkaç saatliğine, evet. Yaz sonuna kadar değil.
Hakan, Mehmet ile Ayşe’nin daha önce aldıkları küçük mangalı avlunun rüzgâr almayan köşesine taşıyıp yaktı. Mehmet etlerle ilgilendi; Ayşe sebzeleri doğradı, Zeynep de tabakları çıkarıp yiyecekleri paylaştırdı. Havadaki gerginlik yavaş yavaş çözülür gibi oldu. Yine de Fatma fazla konuşmadı; sadece gerekli olduğunda kısa cevaplar verdi.
O saatten sonra kimse odalardan, çadırlardan, yaz tatilinden ya da ailece yerleşme planlarından söz açmadı. Çocuklar avluda, aletlerin ve kerestelerin bulunmadığı tarafta oynadılar. Zeynep bu kez gözünü üzerlerinden ayırmadı; kulübeye yaklaşmamaları için onları kendisi uyardı.
Yemekten sonra akrabalar sofrayı toplamaya yardım etti. Zeynep çocukların eşyalarını yeniden çantalara yerleştirdi. Hakan mangalın başına gidip közleri kontrol etti, ardından üzerine su dökerek tamamen söndürdü. Akşamüstüne doğru iki araba da avludan çıktı.
Ayşe kapıyı kapattı, mandalını indirdi ve ağır adımlarla eve döndü.
Mehmet verandada oturuyordu. Yanında, yarım kalmış bankın parçaları duruyordu; vidalar küçük bir kutunun içinde dağınık haldeydi.
— Az kalsın kabul edecektim, — dedi Mehmet sonunda.
Ayşe şaşırmadı.
— Fark ettim.
— “Ağustosun sonuna ne kaldı, biraz dişimizi sıkarız,” diyecektim neredeyse.
Ayşe yanına oturdu ama aralarında küçük bir mesafe bıraktı.
— Sonbaharda elma toplamaya gelirlerdi. Kışın bayramı burada kutlamak isterlerdi. Gelecek yaz da Zeynep çocuklar için şişme havuz getirirdi.
Mehmet istemsizce gülümsedi.
— Aslında onu gerçekten düşünüyordu.
— İşte bu yüzden bugün dur demek gerekiyordu.
Mehmet elindeki tornavidayı çevirdi, sonra dizlerinin üzerine bıraktı.
— Kavga çıksın istemedim.
— Ama susarsan bu kez evin içinde bitmeyen bir huzursuzluk olacaktı.
— Biliyorum.
Ayşe yüzünü ona çevirdi.
— İkimizi ilgilendiren kararlar, birileri kırılmasın diye korkuyla alınamaz.
Mehmet yavaşça başını salladı.
— Ben de burada biraz sakin yaşamak istiyordum. Sadece bunu anneme söylemekten çekindim.
— Artık söyledin.
— Geç oldu ama söyledim.
Ayşe bankın kurulum kılavuzunu yerden aldı, sayfaları düzeltti.
— Hadi şunu bitirelim. Yoksa sonbahara kadar böyle yarım kalacak.
Güneş ağaçların arkasına kayana kadar birlikte çalıştılar. Mehmet tahtaları yerine oturtup vidaladı; Ayşe parçaların yamuk durmaması için ölçüp kontrol etti. Bank nihayet tamamlandığında ikisi onu elma ağacının altına taşıdı. Gün boyunca ilk kez hiçbir şey konuşmadan, yalnızca sessizliğin içinde yan yana oturdular.
Birkaç gün sonra Fatma, Mehmet’i aradı. Konuşma uzun sürmedi.
Mehmet telefonu kapatınca Ayşe’ye döndü.
— Annem cumartesi gelmek istiyor.
Ayşe elindeki alışveriş listesini masaya bıraktı.
— Kimler gelecekmiş?
— Babam, Zeynep, Hakan ve çocuklar.
— Gece kalacaklar mı?
— Hayır. Sabah gelip akşam yemeğinden sonra döneceklermiş. Yiyecek getireceklerini, bahçede de yardım edeceklerini söylediler.
Ayşe kaşlarını hafifçe çattı.
— Bu cumartesi yolu bitirmeyi planlamıştık.
— Onu söyledim. Babam tahtalarla ilgilenebileceğini söyledi. Hakan da kalan dalları toplayıp götürmeyi teklif etti.
Ayşe bir süre düşündü. Önündeki listeye baktı, sonra kararını verdi.
— O zaman on birde gelsinler.
Cumartesi günü akrabalar tam söylenen saatte kapının önündeydi. Fatma elinde bir pasta getirmişti. Zeynep bahçeye konulacak küçük ışıklardan oluşan bir takım almıştı. Mustafa ise bagajdan iş eldivenlerini çıkardı.
Bu kez kimse avluya girer girmez emir vermeye, oda seçmeye ya da plan yapmaya kalkışmadı.
Fatma mutfak kapısında durup sordu:
— Yiyecekleri nereye bırakayım?
— Mutfakta boş bir raf var, oraya koyabilirsiniz, — dedi Ayşe.
Zeynep yatak odalarını gezmeye yeltenmedi. Önce çocukların üstünü değiştirmesine yardım etti, sonra Ayşe’ye dönüp sordu:
— Nerede oynamalarına izin var?
Hakan, Mehmet’le birlikte kurumuş dalları dışarı taşıdı. Mustafa, yürüyüş yolunda kullanılacak tahtaların ölçüsünü aldı, fazlalıkları kesti. Fatma ara sıra bahçeyle ilgili fikir söyleyecek gibi oldu; fakat bu kez kendini zamanında tuttu.
Öğle yemeğinden sonra herkes yeniden işe koyuldu. Akşama doğru yol neredeyse tamamlanmış, avlunun ortasında biriken dallar temizlenmişti. Çocuklar da o kadar yorulmuştu ki, eve dönmeyi kendileri istemeye başladılar.
Gitmeden önce Zeynep kapının yanında biraz oyalandı.
— Biz gelecek hafta sonu gelmeyeceğiz, — dedi. — Başka işimiz var.
— Peki, — diye karşılık verdi Ayşe.
— İki hafta sonra sorsak olur mu?
— Elbette. Önce günü konuşuruz.
Zeynep kısa bir baş hareketiyle onayladı.
En son Fatma yaklaştı. Elindeki çantayı düzeltti, sonra mutfağı işaret etti.
— Pastayı size bıraktım.
— Teşekkür ederim.
Fatma bir an duraksadı.
— Bugün size engel olmadık, değil mi?
Ayşe kayınvalidesinin yüzüne baktı. Bu soru ona alışılmadık geldi; ama içinde alay ya da iğne yoktu.
— Bugün her şey yolundaydı.
Fatma derin bir nefes aldı.
— Öyleyse bir dahaki sefere görüşürüz.
Arabalar, ağustos güneşi ağaçların arkasına inerken yola çıktı.
Zamanla herkes önceden aramaya alıştı. Kimi gün Mehmet ile Ayşe onları yalnızca bir günlüğüne davet etti. Kimi zaman da tadilatla uğraştıkları ya da hafta sonunu baş başa geçirmek istedikleri için nazikçe reddettiler. Artık kimse “hayır” cevabını kişisel bir hakaret saymıyordu.
Bütün yaz yerleşme girişimi bir süre sonra aile içinde biraz mahcubiyetle hatırlanan bir olaya dönüştü. Zeynep artık odalardan “bizim oda” diye söz etmiyor, Hakan konuşulmadan bagaja eşya doldurup getirmiyordu. Fatma da ev sahiplerinin yerine plan yapma alışkanlığını bıraktı.
Ev hâlâ kredi borcuyla alınmış bir evdi. Sürekli masraf çıkarıyor, emek istiyor, sabır gerektiriyordu. Ayşe bunu saklamadı; çevresindekilerin bu satın almayı bütün akrabalar için bedava bir tatil fırsatı gibi görmesine de izin vermedi.
Bunu yaparken ne büyük bir kavga çıkardı ne kimseyi kapı dışarı etti ne de ailesiyle bağını kopardı. Yalnızca ajandasını açıp gerçek sorumlulukları gösterdi; Mehmet’in uzun süre söylemeye cesaret edemediği şeyi açıkça dile getirdi.
Bu ev, önce sahiplerinin yuvasıydı. Misafirler burada elbette sevinçle ağırlanırdı; ama ancak gerçekten davet edildiklerinde.
