“Elinizde avucunuzda olanı Zeynep’e verdiniz” diye sertçe kesti Elif, antrede kayınvalidesine meydan okur gibi

Hikâyeler
Bu kadar acımasız bencillik kabul edilemez.

— Bana ne diye geldiniz? Hani çok sevdiğiniz bir kızınız vardı ya, dairenizi de ona vermiştiniz!

Elif antrede, kollarını göğsünde kavuşturmuş duruyordu. Kayınvalidesine bakışında en ufak bir yumuşama yoktu. Ufak tefek, kupkuru bir kadın olan Emine Hanım dudaklarını büzerek eşikten içeri adım attı; eski, kareli valizini de kapının dibine bıraktı. Üzerinden naftalinle karışık ilaç kokusu geliyordu. Elif’in kocası Emre ise yanında öylece dikilmiş, gözlerini nereye çevireceğini bilemez halde ayak değiştiriyordu.

Emine Hanım, ağrıyan belinin izin verdiği kadar doğruldu ve gelinine meydan okur gibi baktı.

— Zeynepciğim şu sıralar öyle bir telaşın içinde ki benimle uğraşacak durumda değil. Evinde tadilat var. Siz burada iki kişi, iki odalı evde yaşıyorsunuz. Kocanın annesine bir köşe bile mi bulunmaz?

— Bir köşe mi? — Elif acı acı güldü. — Ankara’daki Atatürk Bulvarı’nda bulunan üç odalı dairenizi kızınıza verdiniz. O zaman size o köşeyi de o ayırsın. Bizim ev dediğiniz yer, bir yatak odasıyla mutfağa birleşik küçük bir salondan ibaret. Siz nerede kalmayı düşünüyorsunuz? Televizyonla buzdolabının arasına açılır kapanır yatak mı kuracağız?

Emre boğazını temizledi.

— Elif, lütfen uzatma. Annem bir süre bizde kalacak sadece. Zeynep’in tadilatı bitene kadar.

— Bir süre mi? — Elif bu kez kocasına döndü. — Buna gerçekten inanıyor musun? Zeynep, tapu işi biter bitmez anneni kapının önüne koydu. Sen de biliyorsun bunun nasıl ilerlediğini. Önce tadilat denir, sonra başka sıkıntılar çıkar, ardından hayatına biri girer ve yaşlı bir kadın ona fazla gelmeye başlar. Sonunda annen bizim evde kalır. Hem de temelli.

Emine Hanım iki elini birden havaya kaldırdı.

— Ne kadar taş yürekliymişsin sen! Emre, bir şey söylesene! Ben seni büyüttüm, gecelerce uykusuz kaldım, elimde avucumda ne varsa sana harcadım!

— Elinizde avucunuzda olanı Zeynep’e verdiniz, — diye sertçe kesti Elif. — Üstelik “son kalan” falan da değil, her şeyi verdiniz. Koca daireyi. Bizi, özellikle de Emre’yi, insan yerine bile koymadınız. O sizin neyiniz oluyor? Oğlunuz mu, yoksa laf olsun diye duran bir akraba mı?

Emre derin bir nefes bıraktı. Kavga daha başlamadan yorgun düşmüştü. İçinde hem kendisi adına bir kırgınlık vardı hem de karısına yapılan haksızlığı görüyordu; ama annesine karşı çıkmayı hiç öğrenememişti. Emine Hanım yıllardır onun üzerinde görev, vefa, evlatlık borcu gibi sözlerle baskı kurardı. Kız kardeşi Zeynep ise hep gözde çocuk olmuştu. Üniversitede dersleri asması da, babalarının arabasını hurdaya çevirmesi de, peş peşe yaptığı mutsuz evlilikler de affedilmişti. Emre ise sessiz, uslu, itiraz etmeyen bir çocuk olarak büyümüştü. Meslek yüksekokuluna gitmiş, sonra çalışmaya başlamış, Elif’le birlikte krediyle bu küçük evi almıştı. Şimdi de iki ateşin arasında kalmış, kimin yanında durması gerektiğini bilemez haldeydi.

— Emreciğim, — dedi Emine Hanım, sesini hemen sızlanan bir tona indirerek. — Tansiyonum yine yükseldi. Yoldan geldim, bari azıcık oturayım.

Emre valizi yerden alıp antrede duvarın dibine çekti. Elif ise kıpırdamadı.

— Mutfağa geçsin. Çay koyarım. Ama önce gerçeği duymak istiyorum. Daireyi sattınız mı, yoksa bağışladınız mı?

Emine Hanım ayakkabılarını çıkardı, poşetin içinden getirdiği terlikleri giydi ve oğlunun koluna tutunarak mutfağa geçti. Masaya oturdu, ellerini önünde birleştirdi.

— Verdım, — dedi alçak sesle. — Zeynepciğim bana söz vermişti. Sessiz avluya bakan odada ben kalacaktım. Bana bakacağını da söylemişti. Ama ben imzaları atar atmaz kilitleri değiştirdi. Kendi düzenine ihtiyacı varmış. Özel hayatına engel oluyormuşum.

Elif üç bardağa çay doldurdu. Parmakları belli belirsiz titriyordu, fakat sesini denetim altında tutmayı başardı.

— Böyle bir ihanetten sonra bizim sizi içeri almamızı mı bekliyorsunuz? Bizi yıllarca hiçe saydınız. Zeynep’in evine taşınma kutlamasına bile çağırmadınız. Emre’nin doğum günlerinde ise altı ayda bir ararsınız; o da ancak bir şeye ihtiyacınız varsa.

— Elif, — diye araya girdi Emre, — annemin zaten hali ortada. Üstüne gitme.

— Benim de halim ortada, Emre. Annenin senin onurunla böyle hoyratça oynamasına bakmak bana da ağır geliyor. Sen ev kredisini ödemek için iki işte çalışıyorsun. Kız kardeşin ise bedavadan bir daire sahibi oldu. Şimdi de annen bizim mutfağımızda oturmuş, sanki bütün bunlar çok normalmiş gibi davranıyor.

Emine Hanım dudaklarını iyice büzdü.

— Emre erkek. Ailesine bakmak onun görevi. Zeynepciğim ise narin, hassas, sanatçı ruhlu bir kız. Bu hayatta onun işi zor.

— Sanatçı ruhlu, öyle mi? — Elif’in yüzünde acı bir tebessüm belirdi. — Hayatı boyunca doğru dürüst bir gün bile çalışmadı. Önce sizin sırtınızdan geçindi, şimdi de sizin dairenizde yaşayacak. Biz de sizinle birlikte otuz metrekareye sıkışacağız.

Emre bardağı masaya gereğinden sert bıraktı; çay kenarlardan taştı.

— Yeter artık! Annem burada kalacak. Kararım bu.

Elif uzun uzun kocasının yüzüne baktı.

— Senin kararın mı? Peki benim fikrimin hiçbir değeri yok mu?

— Kadın nereye gitsin? Sokağa mı bırakalım?

— Dairesini kime verdiyse onun kapısına gitsin. Odasını talep etsin. Bağış sözleşmesinde ikametini kaldıracağına dair bir madde yoksa orada oturma hakkı olabilir. Hâlâ o adreste mi görünüyor?

Emine Hanım’ın yüzü kızardı.

— Hayır. Zeynepciğim önceden ikametimi almamı istemişti. Sosyal destek başvurusu için işlemler daha kolay olur, dedi.

— Allah’ım sabır ver, — dedi Elif, iki eliyle yüzünü kapatarak. — İkametinizi bile aldırmışsınız. Hiç mi düşünmediniz? Zeynep sizi eski bir komodin gibi dışarı attı. Şimdi de bizim gelip sizi yerden toplamamızı istiyorsunuz.

Emre sandalyeden kalktı.

— Annemi sokağa atamam. Yanlış yapmış olsa bile bunu yapamam. O benim annem.

— Senin annen, — diyerek Elif de ayağa kalktı. — Peki. O zaman kalsın. Ama siz de şunu bilin Emine Hanım: Size ancak oğlunuza duyduğum saygı yüzünden katlanacağım. Bu evde idareyi ele almaya kalkmayacaksınız. Burası benim evim. Emre’yle bu daireyi evlenmeden önce aldık, ödemesini de birlikte yapıyoruz. Siz burada ev sahibi değil, misafirsiniz. O yüzden misafir gibi davranacaksınız.

Emine Hanım dudaklarını sıktı ama karşılık vermedi. Ağır ağır ayağa kalkıp salona yöneldi. Elif, kanepenin gıcırdadığını ve kayınvalidesinin yerleşirken içini çektiğini duydu.

Şükrüye'nin Penceresinden