“Elinizde avucunuzda olanı Zeynep’e verdiniz” diye sertçe kesti Elif, antrede kayınvalidesine meydan okur gibi

Hikâyeler
Bu kadar acımasız bencillik kabul edilemez.

Emre, Elif’in yanına gelip omuzlarından hafifçe sardı.

— Sağ ol, diye fısıldadı.

Elif başını çevirmeden, alçak bir sesle karşılık verdi:

— Bana teşekkür etme. Bunu onun hatırı için yapmıyorum. Senin için yapıyorum.

O gece Elif’in gözüne uyku girmedi. Yatağın içinde kıpırdamadan uzanıyor, yanında uyuyan kocasının düzenli nefes alışını dinliyordu. Aklında dönüp duran şeyler vardı: Emine Hanım’ın sözleri, yakınmaları, birdenbire içine düştüğü o boyun eğmiş hâl… Fakat Elif’in içine sinmeyen bir şey vardı. Kayınvalidesi şartları fazla çabuk kabullenmişti. Salona fazla sessiz çekilmişti. Kendisine yapılan çıkışı da fazla sakin karşılamıştı. Oysa Emine Hanım gibi ömrü boyunca sözünü dinletmeye alışmış bir kadın, bu kadar kolay pes edecek biri değildi.

Bir süre sonra Elif dayanamadı. Yavaşça doğruldu, sabahlığını omuzlarına aldı ve sessiz adımlarla mutfağa doğru çıktı. Koridorda loş gece lambası yanıyordu. Emine Hanım’ın valizinin yanında çantası duruyordu. Elif, başkasının eşyasını karıştırmanın doğru olmadığını elbette biliyordu. Buna rağmen içinden bir ses, o çantada her şeyi açıklayacak bir şey bulunduğunu söylüyordu.

Dizlerinin üzerine çöktü, fermuarı usulca açtı. İçeride bir cüzdan, mendil, ilaç kutuları ve birkaç kâğıt vardı. Katlanmış bir belge dikkatini çekti. Elif onu çıkarıp açtı. Bu, bağış sözleşmesinin fotokopisiydi. Satırların üzerinden hızla geçti.

Sonra bir anda donup kaldı.

“Bağışı kabul edenin yükümlülükleri” başlıklı bölümde şu ifade yer alıyordu: “Bağışı kabul eden kişi, bağışlayana devredilen konutta ömür boyu oturma hakkı tanımayı kabul eder.” Altında Zeynep’in imzası vardı. Elif sayfayı çevirdi. Arka yüzde elle yazılmış bir not bulunuyordu: “Bağışlayan, bu haktan kendi rızasıyla ve herhangi bir talepte bulunmaksızın vazgeçmiştir.” Notun altında da Emine Hanım’ın imzası yer alıyordu.

Ama o imza tuhaftı. Harfler titrek çıkmış, çizgiler yer yer kesilmişti. Sanki yaşlı kadının eli ya zorla yönlendirilmiş ya da ne yaptığını tam kavrayamayacağı bir anda kalem tutturulmuştu.

Elif’in boğazı düğümlendi. Demek mesele sandıklarından çok daha derindi. Emine Hanım yalnızca evini kızına bağışlamamıştı; aynı zamanda orada yaşama hakkından da vazgeçmiş görünüyordu. Gerçekten kendi isteğiyle mi? Buna inanmak zordu. Zeynep, annesini ilk bakışta anlaşılandan çok daha ince bir oyunla kandırmıştı. Şimdi Emine Hanım da artık geri dönüşün kolay olmadığını biliyor olmalıydı. Peki bu belgeyi neden oğlundan saklamıştı? Neden Emre’ye göstermemişti?

O sırada odadan hafif bir hışırtı duyuldu. Elif aceleyle kâğıtları tekrar çantaya yerleştirdi, fermuarı kapattı ve yatak odasına döndü. Emre hâlâ uyuyordu. Elif onun yanına uzandı, gözlerini tavana dikti. Düşünceler zihninde birbirine karışıyordu. Kayınvalidesi bu belgeyi saklıyorsa ya utanıyordu ya da başka bir hesap içindeydi. Belki de yalnızca oğlunun, ne kadar büyük bir yanılgıya düştüğünü öğrenmesini istemiyordu.

Fakat Elif’in artık bildiği bir şey vardı: Elinde güçlü bir koz bulunuyordu. Ve onu görmezden gelmeye niyeti yoktu.

Ertesi gün Emre işe gittikten sonra Elif, meseleyi doğrudan Emine Hanım’la konuşmaya karar verdi. Kayınvalidesi salondaki kanepede oturmuş, yanında getirdiği eski fotoğrafları tek tek karıştırıyordu. Elif karşısındaki koltuğa geçti.

— Emine Hanım, bağış sözleşmenizi gördüm, dedi.

Kadın irkilerek başını kaldırdı.

— Sen benim çantamı mı karıştırdın?

— Evet, karıştırdım. Pişman da değilim. Belgede sizin o evde ömür boyu oturma hakkınız olduğu yazıyor. Ama arkasında bu haktan vazgeçtiğinize dair bir not var. Neden imzaladınız?

Emine Hanım’ın yüzünün rengi bir anda soldu.

— Bu seni ilgilendirmez.

— İlgilendirir. Çünkü şu anda benim evimde kalıyorsunuz. Ve ben kiminle neyin içinde olduğumu bilmek zorundayım. Kızınızın evinde yaşama hakkınızdan vazgeçmişsiniz. Bunu niçin yaptınız? Sizi zorladı mı?

Emine Hanım uzun süre tek kelime etmedi. Sonunda derin bir iç çekti.

— Zeynepçiğim bunun sadece usul gereği olduğunu söyledi. “Anne, zaten benim yanımda kalacaksın,” dedi. “Evin satışı gerekirse sorun çıkmasın, tapuda temiz görünsün,” dedi. Ben de imzaladım. Beni böyle kandıracağını düşünemedim.

Elif acı acı başını salladı.

— Kızınız diye hiç mi şüphelenmediniz?

Emine Hanım’ın sesi titredi:

— O benim evladım. Kendi aklımdan bile çok ona güvendim.

— Peki şimdi ne olacak? Susup oturmayı mı düşünüyordunuz? Bizim yanımızda kalıp hiçbir şey olmamış gibi mi davranacaktınız?

— Ne yapabilirim ki? diye yükseldi Emine Hanım’ın sesi. Mahkemeye mi gideyim? Kendi kızımdan evi geri mi isteyeyim? Zeynep mahvolur! Borçları var, planları var, altından kalkamaz!

Elif öne doğru eğildi.

— Ya siz kalkabilecek misiniz? Başınızı sokacak bir eviniz yok. Elinizde paranız yok. Resmî adresiniz bile kalmamış. Emekli aylığınız olsa olsa üç bin beş yüz lira civarındadır. Bütün ömrünüzü kızınıza adamışsınız, o da sizi gereksiz bir eşya gibi kapının önüne koymuş. Buna rağmen hâlâ onu savunuyorsunuz.

Emine Hanım iki eliyle yüzünü kapattı.

— Ben başka türlü yaşamayı bilmiyorum. Onu hep daha çok sevdim. Emre güçlüdür, kendi ayakları üzerinde durur. Ama Zeynep narindir, ona hep destek olmak gerekir.

Elif ayağa kalktı. Artık sesindeki öfkeyi gizlemiyordu.

— Oğlunuzun kalbini nasıl yaraladığınızın farkında mısınız? Emre, şu anda sizin oturduğunuz bu evin taksitlerini ödeyebilmek için durmadan çalışıyor. Kızınız ise hiçbir zahmete girmeden her şeyi aldı. Siz yine de onu haklı çıkaracak bir sebep bulabiliyorsunuz.

Emine Hanım cevap vermedi. Yavaşça yüzünü pencereye çevirdi. Elif bu konuşmadan bir sonuç çıkmayacağını anladı. Telefonunu aldı ve mutfağa geçti. Parmakları Zeynep’in numarasını çevirdi. Birinci çalış, ikinci çalış, üçüncü çalış…

Sonunda karşı taraftan hoşnutsuz bir ses duyuldu:

— Alo?

— Zeynep, ben Elif. Annen bizde. Konuşmamız gerekiyor.

— Ne hakkında? diye sordu Zeynep, sesi bir anda buz gibi kesilerek. Basit bir işi bile becerememesi hakkında mı? Ona ev aldım, tadilat yaptırdım, ama o benimle yaşamayı istemedi.

Elif alaycı bir nefes verdi.

— O mu istemedi? Kapının kilidini değiştiren sendin. Oturma hakkından vazgeçtiğine dair imza attıran da sendin. Sen anneni açıkça dışarı attın.

— Bu bizim aile meselemiz. Karışma.

— Çoktan karıştım. Üstelik şunu da bil: Annen isterse sana dava açabilir. Yanıltılarak imza attığını ispatlarsa bu işlem geçersiz sayılabilir. Elimizde belge de var.

Telefonun ucunda bir sessizlik oldu. Ardından Zeynep kısa, küçümseyen bir kahkaha attı.

— Denesin bakalım. Bana karşı gelemez. Ben onun kızıyım. Beni sever.

— Göreceğiz, dedi Elif ve telefonu kapattı.

Akşam olduğunda Emre eve döndü. Bitkin görünüyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden