“Elinizde avucunuzda olanı Zeynep’e verdiniz” diye sertçe kesti Elif, antrede kayınvalidesine meydan okur gibi

Hikâyeler
Bu kadar acımasız bencillik kabul edilemez.

Zeynep bir anda olduğu yerde çözülüp ağlamaya başladı. Fakat kimse ona yaklaşmadı, kimse sırtını sıvazlamadı. Merdiven boşluğunun ortasında hıçkıra hıçkıra durdu; sonra öfkeyle gözyaşlarını sildi ve Elif’e kin dolu bir bakış fırlattı.

— Bütün bunları sen yaptın, dedi dişlerinin arasından. Ağabeyimi bana karşı sen doldurdun. Benim evim var diye kıskanıyorsun. Sen hâlâ kredi ödüyorsun ya, ona yanıyorsun!

Elif sesini yükseltmedi. Bakışlarını kaçırmadan, sakin bir ifadeyle cevap verdi:

— Kıskanacağım bir şey yok. Ben alnımın akıyla yaşıyorum. Sen ise annenin sırtından geçinmeye alışmışsın. Ama insan yaptığının hesabını bir gün verir.

Zeynep çekip gitti. Ancak kapıdan çıkarken yüzündeki ifade, bu işin burada kapanmayacağını açıkça gösteriyordu.

İki gün sonra Emine, beklenmedik biçimde mahkemeye gitmeye razı olduğunu söyledi.

— Ben ifade vermeyi kabul ediyorum, dedi alçak sesle. Emre haklıydı. Zeynep bana çok ağır bir kötülük yaptı. Eğer elimden gidenlerin hiç değilse bir kısmını geri alma ihtimali varsa, denemeliyim. Oğlum için bunu yapmalıyım.

Elif şaşkınlıkla ona baktı.

— Fikrinizi ne değiştirdi?

Emine’nin yüzü kederle gölgelendi.

— Buraya nasıl geldiğini gördüm. Bana “Nasılsın?” diye bile sormadı. Tek derdi, davadan vazgeçmemdi. Ne bir özür getirdi yanında, ne para, ne de bir poşet yiyecek… Sadece istek, sadece baskı. O an anladım; onun gözünde ben artık işi bitmiş, kenara atılacak biriydim.

Emre annesine yaklaştı, onu sessizce kucakladı.

— Sağ ol anne.

Emine başını iki yana salladı.

— Bana teşekkür etme. Asıl ben sana karşı suçluyum. Ömrüm boyunca yanlış çocuğun peşinden gitmişim. Sen hep yanımdaydın, hep yardım ettin. Ben ise varımı yoğumu, evden ayrıldıktan sonra bir kez olsun arayıp sormayan kıza verdim.

Elif hiçbir şey söylemedi. Kayınvalidesine karşı içinde sıcak bir yakınlık yoktu; yaşananlar kolay unutulacak türden değildi. Yine de o anda karşısındaki kadının ilk kez gerçeği görmeye başladığını fark ediyordu.

Dava iki ay sonra görüldü. Duruşma kolay geçmedi. Zeynep yanında bir avukatla gelmişti. Avukat, Emine’nin aklının yerinde olduğunu, evde oturma hakkından kendi isteğiyle vazgeçtiğini ispatlamaya çalıştı. Fakat Elif hazırlıklıydı. Zeynep’in annesine gönderdiği mesajların çıktıları dosyaya sunuldu. Mesajlarda açıkça tehdit vardı: “İmzayı atarsan burada kalırsın, atmazsan seni huzurevine yollarım.”

Bununla da kalmadı. En güçlü delil, imza incelemesine dair bilirkişi raporuydu. Emine’nin evde oturma hakkından feragat ettiğini gösteren belgedeki imza olağan değildi. Uzmanlar, yaşlı kadının elinin bir başkası tarafından yönlendirilmiş olabileceğini belirtmişti. Çizgiler titrek, eğriler yapay, baskılar ise Emine’nin alışılmış imzasıyla uyuşmayacak kadar düzensizdi.

Hâkim tek tek sorular yöneltti. Zeynep’in sesi titredi, söyledikleri birbirini tutmadı. Bir ara ağlamaya başladı, mendiline kapandı. Fakat bu kez gözyaşları kimseyi etkilemedi. Salondaki herkes onun acı çektiği için değil, köşeye sıkıştığı için ağladığını hissediyordu.

Karar açıklandığında duruşma salonunda derin bir sessizlik oldu.

— Bağış sözleşmesinin geçersiz olduğuna karar verilmiştir, dedi hâkim. Taşınmazın mülkiyeti yeniden Emine adına tescil edilecektir. Davalı Zeynep’in ayrıca manevi tazminat olarak 35.000 ₺ ödemesine hükmedilmiştir.

Zeynep yerinden fırladı.

— Bu haksızlık! Ben her şeyimi kaybettim! Kalacak yerim yok!

Hâkim soğukkanlılığını bozmadı.

— Siz annenizi evsiz bırakmaya kalkıştınız. Bu karar, bozulan dengeyi yeniden kurmaktadır.

Duruşmadan sonra Emine adliye binasının merdivenlerinde durup gri gökyüzüne baktı. Uzun süre konuşmadı. Emre koluna girmiş, onun sendelemesine izin vermeden yanında bekliyordu.

— Şimdi ne olacak? diye sordu sonunda.

Emine derin bir nefes aldı.

— Şimdi kendi evime döneceğim. Tabii nasıl bir halde bıraktığını bilmiyorum. Zeynep öfkesinden her yeri dağıtmış olabilir.

Elif bir adım yaklaştı.

— Taşınmanıza yardım ederiz. Gerekirse tamirat için de elimizden geleni yaparız.

Emine, gelinine döndü. Gözlerinde hem utanç hem minnet vardı.

— Teşekkür ederim. Gerçi senin bu iyiliğini hak ettiğimi sanmıyorum.

Elif dürüstçe cevap verdi:

— Hak etmediniz. Ama siz benim eşimin annesisiniz. Biz de bir aileyiz. Bundan sonrasının nefret üzerine kurulmasını istemiyorum.

Emine’nin yüzünde uzun zamandır görülmeyen solgun bir tebessüm belirdi.

— Sen iyi bir kadınsın Elif. Emre’nin kıymetini bildiği bir eşsin.

— Ben de şanslıyım, dedi Elif. Ama kurduğumuz yuvanın kimse tarafından yıkılmasına izin vermem.

İçindeki kırgınlık hâlâ canlıydı. Emine’nin bavuluyla kapılarına geldiği günü, kızını savunmak için söylediklerini, evlerinde kendisine yer açılmasını bir hak gibi görmesini unutmamıştı. Fakat Elif öfkesine teslim olan biri değildi. Adalet duygusu ağır basardı. Şimdi karşısında eski küstahlığıyla diklenen bir kadın değil, kime güveneceğini geç de olsa anlamış, şaşkın ve yorgun bir anne vardı.

Bir ay sonra Emine’nin evi yeniden yuvasına dönüştü. Zeynep ise şehrin kenar mahallelerinden birinde kiralık küçük bir odaya taşınmak zorunda kaldı. Yeni işi eskisi kadar kazandırmıyordu; üstelik para tutmayı da bir türlü öğrenememişti. Eskiden övündüğü rahatlıktan geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Annesini arayıp hayatından yakınmaya çalıştı. Fakat Emine çoğu zaman telefonu açmadı. Açtığında da kısa konuştu:

— Artık senin sorunlarını ben çözmeyeceğim.

Emre nihayet biraz olsun rahat nefes aldı. Yine çalışıyor, yine borçlarını ve evlerinin düzenini düşünüyordu; fakat artık içi eskisi kadar sıkışmıyordu. Çünkü eşinin onun yanında dimdik duracağını biliyordu. Annesi de bundan böyle kimsenin onu suçluluk duygusuyla yönetmesine izin vermeyecekti.

Emine arada bir onlara misafirliğe gelmeye başladı. Elinde bazen kendi yaptığı çörekler, bazen sıcak gözlemeler olurdu. Kızına karşı yıllarca taşıdığı suçluluk yükünü bırakmayı yavaş yavaş öğreniyordu. Her gelişinde Elif’e biraz daha içten sarılıyor, giderken kapının önünde birkaç saniye fazla bekliyordu.

Bir gün çıkarken usulca şöyle dedi:

— Ben asıl gerçeği geç anladım. Aile dediğin, senden durmadan isteyenler değilmiş. Zor günde yanında kalanlarmış.

Elif cevap vermedi. Sadece kayınvalidesini kapıya kadar geçirdi, ardından kapıyı yavaşça kapattı. Ev yeniden sessizliğe gömüldü. Ama bu sessizlikte, aylar süren tartışmaların, gözyaşlarının ve ihanetin ardından ilk kez huzur vardı.

Emre arkadan yaklaşıp Elif’e sarıldı. Çenesini onun omzuna yasladı.

— Haklıydın, diye fısıldadı. En başından kendi hakkımız için mücadele etmeliydik.

Elif onun ellerinin üzerine ellerini koydu.

— Mücadele ettik, dedi. Ve kazandık. Çünkü yan yanaydık.

Sonra eşine döndü ve gülümsedi. Önlerinde yine kolay olmayan bir hayat vardı: ödenecek kredi, gidilecek iş, çözülecek aile meseleleri… Fakat artık ihanetin ne kadar can yakıcı olduğunu da, sevginin susmayacak kadar güçlü olabileceğini de biliyorlardı. En önemlisi, adaletin bazen çok geç gelse bile mümkün olduğunu öğrenmişlerdi. Yeter ki insan sonuna kadar yürümekten vazgeçmesin.

Şükrüye'nin Penceresinden