Ama bu kez istenen bedel bambaşkaydı.
Hatice, ben her geciktiğimde ya da bir saat erken çıkmak için izin istediğimde, yöneticimin aklına bir şüphe düşsün istemişti. Beni yalnızca evin içinde değil, iş yerimde de açıklama yapmak zorunda kalan biri hâline getirmeye çalışmıştı.
Ve ben artık bunun hesabını sessizce ödemeye niyetli değildim.
Perşembe günü öğleden sonra Zeynep beni sonuç görüşmesi için odasına çağırdı.
İçeri girdiğimde Emre çoktan oradaydı. Zeynep’in masasının üzerinde yine aynı dosya duruyordu; fakat bu kez içi belirgin şekilde kabarmış, arasına yeni sayfalar eklenmişti.
Zeynep söze doğrudan başladı:
— Elif, inceleme tamamlandı. Öncelikle iş kısmıyla ilgili sonucu paylaşayım. Şirket içinde doğrulanması mümkün olan iddiaların hiçbiri desteklenmedi.
Dosyayı açtı, önündeki sayfaya baktı.
— Mesai saatleri içinde açıklanamayan bir yokluğunuz tespit edilmedi. İş yerinden ayrılma izinlerinde belirlenmiş usule aykırı bir durum görülmedi. Yöneticinizin, telefonda dile getirilen içerikle örtüşen bir görev ihmali şikâyeti yok. Ayrıca, görev kapsamında yapılması gereken işlerin yerine sizin özel işleriniz ya da başka amaçlarla kullandığınız toplantılar olduğuna dair herhangi bir veri de bulunmadı.
Onu dinlerken gözlerim masasının kenarındaki ince bir çiziğe takılmıştı.
Söylenen her cümle, aynı anda hem çok gerekli hem de akıl almaz derecede saçma geliyordu.
Bana resmî bir dille, iş yerinde gerçekten çalıştığım bildiriliyordu.
Ama ben de tam olarak bunu istemiştim.
Acınmayı değil. “Biz seni zaten tanıyoruz,” denmesini değil. İyi niyetli tesellileri değil.
Kayıt altına alınmış bir gerçeği.
Zeynep üstteki kâğıdı kenara çekip başka bir sayfaya geçti.
— Şimdi de başvurunun kendisine gelelim. Aramanın yapıldığı numara, sizin sunduğunuz yazışmalardaki numarayla aynı. Aramadan birkaç gün önce aynı numaradan size, işinize karşı tutumunuzu değiştirmezseniz yöneticinizle görüşüleceğine dair bir mesaj gönderilmiş. İnceleme başladıktan sonra da yine aynı numaradan, şirket beklenen kararı vermezse daha üst makamlara başvurulacağı yönünde bir mesaj gelmiş.
Başımı kaldırdım.
— Yani yalnızca beni araştırmadınız?
Zeynep hafifçe kaşlarını kaldırdı. Sesinde ne savunma vardı ne de sertlik.
— Biz iddiaları inceledik. Bir iddianın da yalnızca içeriği olmaz; kaynağı ve ortaya çıkış koşulları da vardır. Bunlara bakılmazsa yapılan şey inceleme sayılmaz.
Emre önümdeki boşluğa doğru bir kâğıt uzattı.
— Sonuç yazısı burada. Sizin için bir örneği hazırlandı.
Sayfayı elime aldım. Önce ilk satırlara, ardından en alttaki sonuç bölümüne baktım.
Disiplin işlemi uygulanmasını gerektirecek bir husus tespit edilmemiştir.
Çalışanın iş yükümlülüklerini ihlal ettiğine ilişkin bilgi doğrulanmamıştır.
Kâğıdı yavaşça masaya bıraktım.
— Peki ya tekrar ararsa?
Bu kez yanıtı Emre verdi.
— O zaman arama yine kayda alınır. İşinizle ilgili somut bir bilgi içeriyorsa, o da incelenir. Fakat bundan sonra aile hayatınızı yönetime izah etmek zorunda kalmayacaksınız. En başta bu konuşmanın olması gerekenden daha ileri gitmesine izin verdik.
Gözlüğünün sapını başparmağıyla hafifçe ovuşturdu.
— Benim de kabul etmem gereken bir hata var. Kayınvalideniz aradığında sizi çağırıp “Ne oluyor?” diye sordum. Doğru olan, önce ortada iş kapsamında değerlendirilebilecek bir konu bulunup bulunmadığını anlamaktı.
Ona, bundan çok daha kötüsünü de yapabileceğini söylemedim.
Hatice’ye inanabilirdi. Beni fark ettirmeden izlemeye başlayabilirdi. Bu meseleyi resmiyete dökmeden kapatır, duyduklarını yıllarca zihninin bir köşesinde taşıyabilirdi.
Ama artık bunların hiçbirinin önemi kalmamıştı.
Zeynep dosyanın kapağını kapatmadan önce yeniden konuştu:
— Bir konu daha var. Şirket, dışarıdan gelen başvuruya yazılı bir cevap hazırladı.
Başımı hemen kaldırdım.
— Hatice Hanım’a mı?
— Evet. Yazıda, çalışanımızın iş yükümlülüklerini ihlal ettiğine dair iletilen bilgilerin doğrulanmadığı belirtiliyor. Ayrıca şirkete asılsız beyanlarla başvurulmasının sonlandırılması gerektiği ifade ediliyor. Benzer bilgilerin yayılmasına devam edilmesi hâlinde, konunun şirketin ve çalışanın menfaatlerinin korunması açısından hukuki değerlendirmeye taşınabileceği de bildirildi.
Bir an durdum.
— Orada bana iftira attığı yazıyor mu?
Zeynep başını iki yana salladı.
— Hayır. Biz mahkeme değiliz; bir fiilin hukuki niteliğini belirlemiyoruz. Biz yalnızca tespit edebildiğimiz şeyleri kayda geçiriyoruz. Belli bilgiler ulaştı, bunlar incelendi, doğrulanmadı. Ayrıca elimizde, çalışana işvereni üzerinden baskı kurulmaya çalışıldığını gösteren bir mesaj dizisi var.
Bu ifade hoşuma gitti.
Gösterişli değildi. Aynanın karşısına geçip zafer kazanmış gibi tekrarlamak isteyeceğim türden parlak bir cümle de sayılmazdı.
Ama Hatice’nin “Ben sadece oğlum için endişelendim,” diyerek üstünü örtebileceği bir şey de değildi.
— Mektup gönderildi mi?
— Bu sabah gönderildi.
Telefonum çantamdaydı. Onu ancak görüşme bittikten sonra, masama döndüğümde çıkardım.
Hatice’den yeni bir mesaj gelmişti.
Bu defa aileden, fedakârlıktan, evlilikten söz eden uzun cümleler yoktu.
“Benim telefonumu neden şirket meselesi hâline getirdin? Ben senin yöneticine durumu insanca anlatmak istedim, siz kalkmış resmî yazılar gönderiyorsunuz.”
Mesajı bir kez okudum.
Sonra bir kez daha okudum; çünkü vereceğim cevabın, son on iki yılda yaşadığım bütün konuşmalara değil, yalnızca şu anda önümde duran cümlelere verilmiş bir cevap olmasını istiyordum.
Parmaklarım ekrana gitti.
“Ben size karşı bir şey düzenlemedim. İşimle ilgili ilettiğiniz iddiaların resmî olarak incelenmesini istedim. İncelendi.”
Bir dakika geçmeden ekranda üç nokta belirdi. Kayboldu. Sonra yeniden göründü.
Yeni mesaj neredeyse hemen geldi.
“Ben yine de haklı olduğumu düşünüyorum. Normal bir eş sadece işiyle yaşamaz.”
Telefonu çantama geri koymak üzereydim. Sonra bu konuşmayı, aslında çoktan bitmesi gereken yerde bitirmeye karar verdim.
“Normal eşten ne anladığınızı istediğiniz kişiyle konuşabilirsiniz. Ama işverenimi bir daha aramayın.”
Yazışmayı arşive taşıdım ve sohbet ekranını kapattım.
Birkaç dakika sonra Emre’den yeni bir projeyle ilgili onay bekleyen bir belge geldi. E-postada teslim tarihlerine dair dört satır vardı, ekinde iki tablo bulunuyordu ve ailemle ilgili tek bir kelime geçmiyordu.
İlk tabloyu açtım.
O hafta ilk kez, mesai saatleri yeniden yalnızca işten ibaretti.
