— Öyle olmaz! — diye soluk soluğa çıktı sesi. — Ben üç yıldır burada çalışıyorum. Kıdemim var, haklarım var!
— Olur, — dedim sesimi yükseltmeden. — Burası benim işletmem. Kendi iş yerimde müşteriye yapılan saygısızlığa göz yumacak değilim. Derya, lütfen çıkış işlemlerini başlatın. Haklı nedenle fesih olarak düzenlensin. İş disiplininin ağır biçimde ihlali ve müşterilerle iletişim kurallarının tekrar tekrar çiğnenmesi.
Derya kısa bir baş hareketiyle onayladı.
— Anladım. Bugün hallederim.
Merve bir adım bana doğru yaklaştı. Az önceki küstahlığından eser kalmamıştı; sesi titriyordu.
— Ama özür diledim ya! Ne olur, bana bir şans daha verin. Bir daha asla böyle bir şey yapmam. Yemin ederim!
Gözlerimi ondan kaçırmadım.
— Yemin etmenize gerek yok. Yalvarmanıza da. Son altı ay içinde üç kez yazılı uyarı aldınız. Size fırsat tanındı, hem de bir değil, defalarca. Ama siz bunların hiçbirini değerlendirmediniz. İnsanları küçük düşürmeyi sürdürdünüz. Şimdi de kendi tercihlerinizin sonucuna katlanacaksınız.
Merve’nin yüzü bir anda sertleşti. İçinde bastırdığı öfke, kırık bir cam gibi sesine yayıldı.
— Sizden nefret ediyorum! — diye bağırdı. — Siz kindar, kötü kalpli yaşlı bir kadınsınız! Buraya özellikle geldiniz, beni tuzağa düşürmek için yaptınız bütün bunları!
Derya hemen öne çıktı, Merve’nin kolundan sıkıca tuttu. Bu kez sesi eskisinden çok daha kararlıydı.
— Merve, derhâl susuyorsun ve arka odaya geçiyorsun. Eşyalarını alıp buradan çıkıyorsun. Hemen. Alacağın ödeme yarın banka hesabına yatırılacak.
Merve kolunu hışımla çekip kurtardı. Tezgâhın altından çantasını kaptı, göğsündeki isimliğini koparıp yere fırlattı ve satış alanından neredeyse koşarak çıktı. Kapıyı öyle bir çarptı ki vitrindeki camlar ince ince titredi. Mağazada Derya’yla baş başa kaldık.
Derya’nın yüzünde hem mahcubiyet hem de yorgunluk vardı.
— Özür dilerim, Ayşe Hanım, — dedi kısık bir sesle. — Bu benim hatam. Onu çok daha önce göndermeliydim. Sizi zor durumda bıraktım.
— Kendinizi yıpratmayın, — dedim. — Önemli olan artık burada çalışmayacak olması. Yerine birini bulabilir misiniz?
— Evet, bulabilirim. Aklımda biri var. Kırk iki yaşında, deneyimli bir hanım. Daha önce benzer bir mağazada çalışmış. Nazik, ölçülü, kendini beğenmiş tavırları yok. Referansları da çok iyi.
— Güzel. O hâlde mümkün olan en kısa sürede işe alın. Bir de rica ediyorum, diğer çalışanlarla toplantı yapın. Herkes şunu açıkça anlasın: müşteriye saygı, süslü bir söz değildir; bu işin temelidir. Bir insanın yaşı, kıyafeti, cüzdanındaki para ya da dış görünüşü bizim tavrımızı değiştiremez. Kapıdan giren herkes ilgi, nezaket ve düzgün hizmet görmeyi hak eder. Bu kural tartışmaya açık değil.
Derya dikkatle dinledi, sonra başını eğdi.
— Haklısınız. Bugün kapanıştan sonra hepsiyle konuşacağım. Net biçimde anlatırım.
— Teşekkür ederim. Bir şey daha var.
Cebimden kartvizitimi çıkarıp ona uzattım.
— Herhangi bir sorun olursa beni doğrudan arayın. Saatine bakmayın. Ayrıca bundan sonra haftada bir mağazaya uğrayacağım. Haber vermeden. İşlerin gerçekten nasıl yürüdüğünü kendi gözümle görmek istiyorum.
Derya kartı iki eliyle aldı, üzerindeki yazıya dikkatle baktı ve ceketinin iç cebine yerleştirdi.
— Elbette. Sizinle irtibatta olurum. Peki elbise konusunda memnun kaldınız mı, Ayşe Hanım?
İlk kez içten bir tebessüm ettim.
— Elbise çok güzel. Kumaşı da dikimi de kaliteli. Severek giyeceğim.
— Bunu duymak beni sevindirdi. İhtiyacınız olursa her zaman bekleriz.
Derya’yla vedalaşıp mağazadan çıktım. Dışarıda hava keskin bir soğukla yüzüme çarptı. Rüzgâr sert esiyor, kar taneleri yanaklarıma küçük iğneler gibi değiyordu. Arabama kadar yürüdüm, kapıyı açıp direksiyonun başına geçtim. Paketi yan koltuğa bıraktım. Motoru çalıştırdım, kaloriferi açtım. Çantamdan telefonumu çıkarıp Derya’ya kısa bir mesaj yazdım: “Hızlı davrandığınız için teşekkür ederim. Yeni çalışanla ilgili bilgilendirmenizi bekliyorum.”
Gönder tuşuna bastım, telefonu yerine koydum.
Altı milyon üç yüz bin lirayı yirmi yılda biriktirmiştim. Bu binayı yalnızca daha fazla kazanç sağlamak için almamıştım. Kendime ait, içinde saygı göreceğim bir yer olsun istemiştim. Kimsenin nüfus cüzdanımdaki doğum tarihine bakıp bana değer biçmediği bir yer.
Merve yaşımın beni zayıf kıldığını sandı. Yanıldı.
Çünkü saygı dilenerek alınmaz. Ancak hak edilerek kazanılır.
Peki siz, biri onurunuzu incitmeye kalktığında kendinizi savunur musunuz, yoksa sırf huzur bozulmasın diye susmayı mı seçersiniz?
