“Burası emeklilerin oyalanacağı bir yer değil.” diye iğneleyen Merve, kadın soğukkanlıca elbiseyi inceledi

Hikâyeler
Kibirli küçümsemesi tarifsiz bir hakaretti.

ona göre bu butik için uygun biri olmamamdı. Bana pazara gitmemi öğütledi. Onun vaktini boş yere aldığımı söyledi. Parayı emekli maaşımdan taksitle mi ödeyeceğimi, yoksa torunlarımın aralarında para mı topladığını sordu. Üstü kapalı biçimde, bana para veren yaşlı ve varlıklı bir bey olduğu imasında bulundu. Yetmedi; boynumdaki kırışıklıkların hiç hoş görünmediğini, bu yüzden açık yakalı bir elbise giymemem gerektiğini de ekledi.

Derya’nın yüzündeki renk bir anda çekildi. Elindeki dosyayı öyle sıkı kavradı ki parmak boğumları bembeyaz kesildi.

— Merve, — dedi alçak ama keskin bir sesle. — Bunlar doğru mu?

— Abartıyor! — diye tiz bir sesle karşı çıktı Merve. — Ben sadece biraz şakalaştım. Burada samimi bir ortam var sonuçta! Ben müşterilerle hep böyle konuşurum, kimse de alınmaz.

— Emekli maaşıyla ve para veren yaşlı bir beyyle ilgili sözleriniz de şaka mıydı? — Derya dudaklarını ince bir çizgi hâline getirdi. — Merve, sizin üslubunuz hakkında daha önce de konuşmuştuk. Son altı ay içinde üç kez yazılı uyarı aldınız. Bu davranış hiçbir şekilde kabul edilemez.

Merve elini umursamazca salladı.

— Aman Derya Hanım, büyütmeyin! Sonuçta elbiseyi aldı ya! Yirmi dört bin lira ödedi. Demek ki ortada ciddi bir mesele yok, değil mi?

— Ciddi bir mesele yok mu? — Çantamı açıp kimliğimi ve mülkiyet belgelerini çıkardım. Kâğıtları düzenleyip Derya’nın önündeki tezgâha bıraktım. — Rica etsem bunlara dikkatlice bakar mısınız?

Derya belgeleri aldı. Önce kimliğe, sonra tapu ve devir evraklarına baktı. Satırları okudukça yüzü daha da soldu. Gözlerini bana kaldırdı, ardından yeniden kâğıtlara indirdi. Birkaç saniye sonra aynı hareketi bir kez daha yaptı; sanki gördüğüne inanmakta zorlanıyordu.

— Allah’ım, — diye fısıldadı. — Ayşe Hanım… Ayşe Yılmaz… Beni bağışlayın. Sizi ilk anda tanıyamadım. Siz… çok değişmişsiniz. Yani, daha genç görünüyorsunuz… daha sade… bambaşka.

Merve’nin gözleri büyüdü.

— Ne? Kimmiş yani?

Derya yutkundu. Kelimeleri tek tek seçerek konuştu.

— Bu, Ayşe Yılmaz. Bu butiğin ve içinde bulunduğumuz binanın sahibi. Bir ay önce burayı yaklaşık altı milyon üç yüz bin liraya tamamen devraldı. Bina, işletme, ürünler… Hepsi ona ait. Sen de az önce kendisine “yaşlı hanım” dedin ve ona para veren biri olduğunu ima ettin.

Ortama ağır bir sessizlik çöktü.

Merve ağzı aralık kalmış hâlde donup kaldı. Yüzü önce kireç gibi beyazladı, sonra kıpkırmızı kesildi, ardından yeniden soldu. Bir adım geriye çekildi; dengesini kaybedecekmiş gibi tezgâhın kenarına tutundu.

— Ben… ben bilmiyordum, — diye kekeledi. — Görmedim ki… Özür dilerim, ben sandım ki…

— Yaşlı kadınlara kaba davranabileceğinizi sandınız, — diyerek sözünü tamamladım. — Çünkü size göre onlar saygıyı hak etmiyor. Çünkü paranız yoktur diye düşündünüz. Çünkü yaşlılar. Çünkü sizin gözünüzde onların yeri butik değil, pazar tezgâhlarının önü.

— Hayır! Ben öyle demek istemedim! — Merve iki eliyle başını tuttu. — Sadece… düşünmeden konuştum. Şakaydı bu!

— Şaka, — diye tekrarladım. — Demek bir insanı küçük düşürmek sizin için şaka sayılıyor. Anladım. Derya Hanım, Merve burada aylık ne kadar maaş alıyor?

— Yirmi üç bin lira civarında, — dedi Derya kısık bir sesle.

— Hangi işin karşılığında?

— Müşterilerle ilgilenmek için. Ürün tanıtımı, satış, ödeme ve teslim işlemleri…

— Peki müşterilerle ilgilenme biçimi iyi mi?

Derya bir süre sustu. Bakışlarını yere indirdi.

— Hayır, — diye itiraf etti sonunda. — Açıkçası iyi değil. Son bir yıl içinde birkaç kez şikâyet aldık. Merve’nin kaba konuştuğunu, tepeden baktığını, müşterilere küçümseyici davrandığını söylediler. Hatta bazı müşteriler sırf onun tavrı yüzünden hiçbir şey almadan çıkıp gitti.

— O hâlde neden daha önce işine son vermediniz?

Derya derin bir nefes aldı.

— İstedim, — dedi yorgun bir ifadeyle. — Ama satış elemanı olmadan kalmaktan çekindim. Bu alanda deneyimli, düzgün bir çalışan bulmak kolay değil. Belki zamanla düzelir diye düşündüm. Uyardım, konuştum, notlar tuttum.

— Düzelmemiş, — dedim sakin ama kesin bir sesle. — O zaman artık gereken yapılacak. Merve, işinize son verildi. Bugün itibarıyla. Hesabınız çıkarılacak, sonra gidebilirsiniz.

Merve tezgâhın kenarına daha sıkı tutundu.

— Siz… bunu yapamazsınız!

Şükrüye'nin Penceresinden