— Burası nasıl yalnızca senin evin oluyormuş? Hepimiz aynı çatı altındayız; burada kimin kalıp kimin kalmayacağına tek başına sen karar veremezsin! — diye parladı kayınvalidesi.
— Ben hayır dedim, — Elif sesini yükseltmemek için kendini zorlayarak yineledi. — Bu daire benim. Ve ben artık…
— Senin mi? — Fatma, duyduklarına inanamıyormuş gibi gözlerini kıstı, sözünü kesti. — Peki aile ne olacak? Mert, karının söylediklerini işitiyor musun?
Elif kapının kilidini ağır ağır çevirdi; sanki içeri girmeyi kendi de istemiyordu. Saat neredeyse dokuza yaklaşmıştı. İşten yine geç çıkmıştı; bütün gününü yutan, zihnini kemiren önemli bir dosyaya gömülmüş, zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştı. Ama eve adımını atar atmaz karşılaştığı şey değişmemişti: yüksek sesler, gergin bakışlar ve bitmeyen bir huzursuzluk.
— Yine mi bu saatte! — diye bağırdı Fatma, Elif daha ayakkabılarını çıkaramadan. — Mert aç aç seni bekliyor!

Elif derin bir nefes aldı, montunu usulca askıya bıraktı. İçini garip bir yabancılık kapladı. Sanki burası yıllarca emek verdiği kendi yuvası değil de, izinle girip çıktığı bir başkasının eviymiş gibiydi.
Oysa her şey bir buçuk ay önce başlamıştı. Mert, anne babasının evlerinde tadilat yapılacağı için bir süre kendilerinde kalmalarını rica ettiğinde Elif fazla düşünmeden kabul etmişti. “İki, bilemedin üç hafta,” denmişti; ne olacak, geçici bir durumdu. Fakat haftalar birbirini kovalamış, Fatma ile Hasan gitmek bir yana, eve iyice yerleşmişti. Başta küçük görünen bu misafirlik, Elif’in gözünde uzayıp giden ağır bir kâbusa dönmeye başlamıştı.
— İyi akşamlar, — dedi Elif, mutfağa girerken.
Mert ile Hasan masanın başında oturmuş, gözlerini televizyondan ayırmıyordu. Fatma ise ocağın önünde tencereleri sert hareketlerle indirip kaldırıyor, her sesi ayrı bir sitem gibi duyuluyordu.
— Sana en geç yedide evde olmanı söylemiştim, — diye devam etti Fatma, suçlayan bakışlarını Elif’e dikerek. — Bizim evimizde düzen vardır. Akşam yemeği vaktinde yenir, herkes de buna uyar.
Elif buzdolabının kapağını yavaşça açtı. İçindeki siniri yüzüne yansıtmamaya çalışıyordu.
— İşim uzadı, — dedi sakin kalmaya gayret ederek. — Bitirmem gereken önemli bir proje vardı.
— İş, iş, hep iş… — Fatma alaylı bir sesle dudak büktü. — Peki kocanla kim ilgilenecek? Mert, sen de bir şey söyle artık.
Mert omuzlarını hafifçe büzdü. Hangi tarafa bakacağını bilemeyen, söz söylerse birini kıracağından korkan biri gibi sandalyesinde küçülmüştü.
— Elif, belki… belki biraz daha erken gelmeye çalışsan iyi olur, — diye mırıldandı, karısının gözlerine bakmaktan kaçınarak.
Elif dudaklarını birbirine bastırdı. Mert daha önce onun geç kalmasını hiç mesele etmemişti. Ama anne babası geldikten sonra sanki başka biri olmuştu. Yoksa Elif mi her şeyi fazla büyütüyordu?
— Doğru söylüyor, — diye araya girdi Hasan, gözlerini ancak o zaman ekrandan ayırarak. — Kadın dediğin önce ailesini düşünür. Şimdiki zamanda…
Elif’in bedeni istemsizce gerildi. Bu “şimdiki zamanda” diye başlayan cümleleri kaçıncı kez işitiyordu, sayısını bile unutmuştu.
— Yemeği şimdi hazırlarım, — diye kısa bir cevap verdi ve alışveriş poşetlerine uzandı.
Fatma eliyle havayı keser gibi bir hareket yaptı.
— Uğraşma, ben hallettim. Bu arada dolapların içini de düzelttim. Tencerelerin, tabakların hepsi karmakarışık duruyordu.
Elif olduğu yerde donup kaldı.
— Düzelttim derken? Burası benim mutfağım, Fatma Hanım…
— Elbette senin, — dedi kayınvalidesi, hiç istifini bozmadan başını sallayarak. — Ama bir mutfağın nizamı olmalı. Ben yılların ev hanımıyım, neyin nereye konacağını bilirim.
Elif’in içinde biriken öfke ağır ağır kaynamaya başladı. Gözleri masaya kaydı. Mert başını eğmiş oturuyor, sanki görünmez olmayı diliyordu.
— Hem zaten, — diye ekledi Fatma birden, duvarlara eleştirel bir bakış gezdirerek, — sizin de evi elden geçirmenizin vakti gelmiş. Her şey eskimiş, solmuş.
Elif dişlerini sıktı. Sesini titretmeden konuşabilmek için birkaç saniye bekledi.
— Fatma Hanım, — dedi ölçülü bir tonla. — Biz sizin burada, kendi evinizdeki tadilat bitene kadar kalacağınız konusunda anlaşmıştık. Ama bildiğim kadarıyla o tadilat hâlâ başlamadı bile. Belki artık bu konuyu ciddi ciddi düşünmenin zamanı gelmiştir.
Fatma yüzünü buruşturdu, ardından iç çekmeye hazırlanır gibi başını hafifçe yana eğdi.
— Ah, şu tadilat meselesi, — diyerek söze başladı.
