— İşler umduğum gibi gitmedi, — diye içini çekti Fatma Hanım. — Ustalar söz verdikleri gün gelmedi, gelen malzemeler de yanlış çıktı… Anlayacağınız, bir süre daha sizde kalmamız gerekecek.
Elif’in sesi neredeyse fısıltı gibiydi.
— Ne kadar bir süre?
Fatma Hanım, sanki çok önemsiz bir şey söylüyormuş gibi elini havada savurdu.
— Canım, iki bilemedin üç ay. Daha fazla değil. Hem ne var bunda? Size yük olmuyoruz ki!
Elif parmaklarının avucunun içinde kasıldığını hissetti. İki üç ay daha mı? Bu düzen, bu sıkışmışlık, bu nefessiz hayat biraz daha mı sürecekti?
Tam o sırada Fatma Hanım’ın yüzüne birden tatlı, yapmacık bir gülümseme yayıldı.
— Mertciğim, — dedi uzatarak, — belki de tadilat için bu kadar acele etmesek mi?
Sonra hiç duraksamadan, yıllardır kurulmuş bir planı açıklıyormuş gibi devam etti:
— Bizim evi satarız. Hep birlikte burada yaşarız. Yer de yeter herkese.
Elif’in içi buz kesti.
Mert’in yüzü ise aydınlandı.
— Aslında çok güzel fikir anne! — dedi heyecanla. — Değil mi Elif? Sen zaten tek başına zorlanıyorsun. Biz de destek oluruz.
Elif başını ağır ağır kaldırıp ona baktı.
— Ne dedin sen?
Hasan Bey de söze karışmakta gecikmedi.
— Elbette, — dedi onaylayan bir tavırla. — Gençlerin yanında büyüklerinin olması iyidir. İleride çocuk olursa ona da bakarız, yardımcı oluruz.
Elif sandalyeye çöktü. Sanki omuzlarına görünmez, ağır bir yük binmişti. Ne zaman bu kadar saçma bir hayatın içine sıkışmıştı? Kendi evinde söz hakkını ne zaman kaybetmişti?
— Hayır, — dedi net bir sesle.
Fatma Hanım kaşlarını kaldırdı.
— Ne hayırı?
— Hayır dedim, — diye tekrarladı Elif. Kendini tutmak için bütün gücünü topluyordu. — Burası benim evim. Ve ben…
Fatma Hanım gözlerini kısarak sözünü kesti.
— Senin evin mi? Aile ne olacak peki? Mert, karının ne söylediğini duyuyor musun?
Mert’in yüzü gerildi, kaşlarının arasına çizgi oturdu.
— Elif, şimdi ne demek istiyorsun? Annem haksız değil. Birlikte yaşamak daha kolay olur.
Elif birden ayağa kalktı.
— Daha kolay mı? Sürekli gözetim altında yaşamak mı kolay? Kendi evimde başkalarının emir vermesine katlanmak mı kolay?
— Başkaları dediğin kim? — diye çıkıştı Fatma Hanım.
Elif’in sesi artık içinde tuttuğu yerden kopup geliyordu.
— Akraba olmanız, benim malım mülküm üzerinde karar verme hakkını size mi veriyor?
Mert de yerinden fırladı.
— Anneme bağırmayı bırak! — diye sertçe bağırdı. — Sen eskiden böyle değildin.
Elif derin bir nefes aldı. Boğazına oturan düğümü yutmaya çalıştı.
— Evet, eskiden böyle değildim. Çünkü o zaman sizin sınır diye bir şey tanımadığınızı henüz anlamamıştım.
Fatma Hanım ellerini dizlerine vurur gibi yaptı.
— Mert, duyuyor musun bunu?
Mert’in bakışları bir annesine, bir karısına gidip geliyordu. Fakat Elif’in içinde karar çoktan verilmişti.
— Elif, gel bunu sakin sakin konuşalım…
— Hayır Mert, — dedi Elif, sırtını dikleştirerek. Gözlerine dolan yaşları göstermemek için çabalıyordu. — Artık yeter. Bir buçuk aydır susuyorum. Mutfağımın düzeninin bozulmasına, eşyalarımın yerlerinin değiştirilmesine, kendi evimde ve kendi hayatımda bana komut verilmesine katlandım.
Hasan Bey, mahcup bir sesle araya girdi:
— Biz sadece yardımcı olmak istedik. Biraz düzen vermek…
Elif bir anda ona döndü. Sanki duyduğu söz, sabrının son kırıntısını da ezip geçmişti.
— Düzen mi? Bunu sizden kim istedi? Burası benim yuvam. Bu evde geçerli olan kurallar da benim kurallarım.
Fatma Hanım dudaklarını incecik bir çizgi hâline getirdi. Öfkeden yüzünün rengi atmıştı.
— Ne kadar kaba! Mertciğim, bize böyle konuşmasına gerçekten izin mi vereceksin?
Elif, bütün kuvvetinin çekildiğini hissetti. İçinde derin bir boşluk açılmıştı. Daha ne kadar dayanacaktı? Bu oyun daha ne kadar sürecekti?
Sonunda sesi alçak ama keskin çıktı:
— Gidin.
Mutfakta bir anda herkes sustu.
Fatma Hanım elindeki kaşığı havada asılı bıraktı. Duyduğuna inanmak istemeyen biri gibi donup kaldı.
— Ne?
