Bir düşünce diğerini kovalıyordu.
Demek bir şey için paraya ihtiyacı vardı.
Demek bunca zaman onun evinde kalmış, parasızlıktan yakınmış, ama aslında kenara para ayırmıştı. Hem de Zeynep’in sırtından geçinerek…
Peki hayatındaki en önemli kadın kimdi?
Bu soru zihnine saplanınca Zeynep’in içindeki öfke gözyaşına dönüştü. Sinirden bütün bedeni titriyordu. Gece yarısından sabahın dördüne kadar yatakta dönüp durdu; ne sakinleşebildi ne de doğru düzgün düşünebildi. Gözleri ancak şafak sökerken kapandı, o da öğlene doğru kendine gelebildi.
“Boşanacağım, bunda en küçük şüphe yok,” diye geçirdi içinden. “Ama önce bu budalanın benden ne sakladığını öğreneceğim. Emre, parayı yarın yatıracağını söyledi. O hâlde yarın nereye yatırdığını da öğreneceğim.”
Bu kararla yerinden kalktı ve banyoya yöneldi.
Günün geri kalanında Zeynep evi derleyip toparladı, çamaşırdı, yemekti, alışverişti; kendini gündelik işlerin içine verdi. Akşam Emre ailesinden dönünce ise en ufak bir kuşku uyandırmamaya dikkat etti. İçinde boşanma kararı çoktan kesinleşmişti, fakat dışarıdan bakıldığında her şey eskisi gibiydi. Konuştu, sofrayı kurdu, hatta gerektiğinde gülümsedi.
Pazartesi sabahı bütün planlarını iptal etti. Emre işe gitmek üzere evden çıkar çıkmaz Zeynep de fazla oyalanmadan peşine düştü. Bir gün önce, konum takibi yapılabilen küçük bir anahtarlık almış, kimse fark etmeden kocasının çantasının içine yerleştirmişti.
Hemen bir taksi çağırdı ve Emre’yi uzaktan izlemeye başladı. Emre önce bankaya uğradı, ardından şehrin işlek bir yerindeki bir iş merkezinin önünde durdu. Zeynep taksiden inmedi; arabada bekleyip olup biteni gözlemlemeyi tercih etti. Fakat asıl şaşkınlığı beş dakika sonra yaşadı. Çünkü iş merkezinin kapısından içeri giren kişi kayınvalidesi Fatma’ydı.
“Demek annesi de işin içinde,” diye düşündü, dişlerini sıkarak. “Onun yaptıklarını örtbas ediyor. Ne biçim aile bu böyle… Durun bakalım, daha neler olacak. Orada ne çeviriyorlar acaba?”
Zeynep gözlerini iş merkezinin girişinden ayırmadan bekledi. Bir süre sonra Emre ile Fatma dışarı çıktılar. Onların uzaklaşmasına izin verdi, birkaç dakika daha bekledi, sonra arabadan inip binanın kapısına yöneldi.
Girişteki tabelaları tek tek okumaya başladı.
“Matbaa… dans kursu…”
Koridordaki firma isimlerini incelerken mırıldanıyordu:
“Pencere satış ofisi değil… düğün organizasyonu değil… tercüme bürosu da değil…”
Her ismi okuyor, aklına yatmayan ihtimalleri hemen eliyordu.
“Model ajansı değil… fotoğraf stüdyosu da olmaz…”
Tam o sırada yanına bir güvenlik görevlisi yaklaştı.
— Hanımefendi, yardımcı olabileceğim bir şey mi var?
Zeynep hiç duraksamadan, o anda aklına gelen ilk yalanı söyledi:
— Eşim az önce annesiyle buradaydı. Bir evrakı unutmuşlar. Onu almamı istediler.
Güvenlik görevlisi nazik bir tavırla başını salladı.
— İnşaat ve gayrimenkul geliştirme şirketine gelmişlerdir. Satış bölümüne çıkmanız gerekiyor. Kimliğinizi alabilir miyim? Hemen giriş izni oluşturayım.
Zeynep’in soyadı Emre’ninkiyle aynıydı. Görevli hiçbir şeyden şüphelenmedi; kayıt işlemini yaptıktan sonra ona hangi kata çıkacağını ve hangi koridora sapacağını tarif etti.
Zeynep söylenen odayı bulup kapıyı çaldı. İçeri girince kendini toparlayarak konuştu:
— İyi günler. Eşim ve annesi biraz önce buradaymış. Belgelerin bir kopyasını almamı rica ettiler. Mümkünse çıktısını alabilir miyim?
Masadaki genç kadın güleryüzle karşılık verdi.
— Elbette, hemen hazırlıyorum.
Birkaç dakika içinde belgeleri yazdırdı, düzgünce bir dosyaya yerleştirip Zeynep’e uzattı.
Zeynep binadan çıktıktan sonra taksi beklerken dosyayı açtı. Sayfaları çevirdikçe yüzünün rengi değişti.
Konya’da yeni yapılan bir sitede üç odalı daire… Seksen metrekare… Peşinat yatırılmış… Bina altı ay sonra teslim edilecek… Dairenin sahibi olarak Fatma’nın adı yazılı…
Zeynep kâğıtları elinde tutarken bir an nefes alamadı.
“Demek ben onlara yardım ederken para buraya gidiyormuş,” diye içinden geçirdi. “Emre için para yok ama annesinin adına daire almaya gelince bol bol var!”
Öfkeyle dosyayı göğsüne bastırdı. Taksi gelince şoföre, şehrin dış tarafında oturan Emre’nin kardeşi Murat’ın evine gitmek istediğini söyledi.
Arka koltuğa yerleştiğinde dosyanın arasındaki görsellere tekrar baktı. Yeni sitenin parlak çizimleri, geniş pencereleri, peyzajlı bahçeleri gözünün önünde dönüp duruyordu.
“Kesin orada tadilat falan yok,” diye düşündü. “Bunlar sadece daire için yüksek bir peşinatı hemen yatırmak istemişler.”
Sonra rakama takıldı. Yatırılan tutar yaklaşık 1.400.000 ₺ idi.
“Vah zavallı akrabalar,” diye acı acı düşündü. “Ben onların geçinmesine destek olayım, yaşam şartları düzelsin diye elimdekini vereyim; onlar ise…”
Cümlenin devamını getiremedi. Kelimeler boğazına düğümlendi.
Taksi Murat’ın evinin önünde durduğunda Zeynep yüzüne sakin bir ifade yerleştirmeye çalıştı. Kapıya yaklaştı. Murat onu görünce şaşkınlıkla gülümsedi.
— Aa, Zeynep! Sen burada ne arıyorsun?
— Selam. Yakından geçiyordum da… Telefonumun şarjı bitti. Şoförde de şarj aleti yokmuş. Senin ev de yolumun üstündeydi, uğrayayım dedim. Sende biraz şarj edebilir miyim?
Bu cevabı o anda uydurmuştu ama sesini olabildiğince doğal tutmayı başardı.
— Tabii, gel içeri.
Murat kapıyı açıp onu avluya aldı.
Zeynep içeri girer girmez etrafı dikkatle süzdü. Ev temiz, düzenli ve sıcacıktı. Duvarlar boyalıydı, zeminler yenilenmişti, mobilyalar yerli yerindeydi. Her köşeden yakın zamanda bitmiş bir tadilatın değil, çoktan oturmuş bir ev düzeninin havası geliyordu.
“İşte kanıt,” diye düşündü Zeynep, gözleriyle salonu tararken.
Sonra Murat’a dönüp sakin görünmeye çalışarak sordu:
— Murat, kayınvalidem tadilattan söz etmişti. Ben de her şeyin çoktan bittiğini sanmıştım, öyle değil mi?
