— Evet, geçen yıl bitti sayılır — dedi Murat, hiç şüphelenmeden. — Yalnız üçüncü kat kaldı, onun da acelesi yok. Bir arkadaşımı çağırırım, iki günde toparlarız. Şuraya baksana, salonu nasıl da güzel hale getirdik!
Zeynep’in yüzündeki ifade bir anda dondu. İçinde bir şey koptu sanki. Artık elinde yalnızca kuşku değil, apaçık bir gerçek vardı.
“Demek öyle, Emre,” diye geçirdi içinden. “Bir yıl boyunca beni kullandın. Bunu sana asla bağışlamayacağım.”
Tek kelime etmeden evden çıktı. Arabasına bindiğinde elleri titriyordu ama aklı şaşılacak kadar berraktı. Eve varır varmaz Emre’nin eşyalarını gelişigüzel değil, tek tek ayırarak iki büyük valize doldurdu. Gömlekleri, ayakkabıları, tıraş takımları, kabloları, hatta dolabın arkasına sıkıştırdığı eski kazakları bile topladı.
Ardından telefonundaki konum uygulamasını açtı. Emre’nin nerede olduğunu gördüğünde dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. Konya’nın bilinen, gösterişli restoranlarından birindeydi.
Zeynep valizleri taksiye yerleştirdi ve doğrudan oraya gitti. Restoranın camından içeri baktığında şüphesi tamamen dağıldı. Emre ile Fatma aynı masada oturuyor, neşeli neşeli konuşuyor, belli ki yeni alınan evi kutluyorlardı.
Dişlerini sıktı. Garsonların şaşkın bakışlarına ve “Hanımefendi, yardımcı olalım,” diye uzanan ellerine aldırmadan iki valizi sürükleyerek salona girdi. Valizleri Emre’nin masasının yanına sertçe bıraktı.
— Zeynep? Sen ne yapıyorsun burada? — diye kekeledi Emre, yüzündeki renk bir anda çekilmişti.
Zeynep çantasını açtı. Ev alımına ait belgelerin fotokopilerini çıkarıp masanın üstüne fırlattı. Kâğıtlar tabakların arasına savruldu; birkaçı sıcak çorbanın içine düştü. Tereyağlı su tabağın kenarından taşıp Fatma’nın bembeyaz bluzuna sıçradı. İri bir mantı tanesi de Emre’nin pantolonuna yapıştı.
Zeynep aslında daha ölçülü konuşmak istemişti. Fakat içinde biriken öfke artık dizginlenemeyecek kadar büyümüştü. Restoranın ortasında, herkesin duyacağı bir sesle patladı:
— Siz aklınızı mı kaybettiniz? İnsan utanır biraz! Bir yıl boyunca beni kandırdınız!
Yan masalardakiler çatal bıçaklarını havada unuttu. Kimi başını çevirdi, kimi nefesini tutup olanları izlemeye başladı.
— Asalak! Yalancı! Hain! — diye Emre’nin üzerine yürüdü Zeynep. — Bir yıl boyunca benim sırtımdan geçindin. Bana paran yok dedin, işlerin kötü dedin, zor durumdayım dedin. Meğer o sırada annen adına ev alıyormuşsun!
Sonra bakışlarını Fatma’ya çevirdi. Sesindeki öfke daha da keskinleşti.
— Size gelince… Siz de hiç masum değilsiniz. İmkân varken kredi çekmek yerine benim paramla rahat ettiniz. Oğlunuzun bir yılda 1.400.000 ₺ biriktirdiğine inanmamı mı bekliyorsunuz?
Fatma ağzını açacak oldu ama Zeynep eliyle susturdu.
— Daha bitirmedim! Çamaşır makinesini ben aldım. Kış lastiklerini ben ödedim. Tatil masraflarını ben karşıladım. Şu adamın telefonunu, bilgisayarını, kıyafetlerini bile ben aldım!
Restorandaki insanların bakışları artık tamamen onların masasındaydı. Emre sandalyesinde küçülmüş, Fatma ise bluzundaki lekeye bakarak ne diyeceğini bilemez halde kalmıştı.
— Bunca zaman işte zorlandığını söyledi. Para istedi. Acındırdı kendini. Meğer gizli gizli para biriktiriyormuş. Yazıklar olsun sana, Emre. Gerçekten yazıklar olsun.
Emre bir şey söylemeye davrandı:
— Zeynep, dinle, ben açıklayabilirim…
— Sus! — diye bağırdı Zeynep. — Artık senin açıklamanı dinleyecek hâlim yok.
Derin bir nefes aldı. Gözleri dolmuştu ama tek damla yaş düşürmedi.
— Boşanıyoruz. Şehirdeki en iyi avukatı bulacağım. Benden ne kopardıysan, ne aldıysan hepsinin hesabını soracağım. Eşyaların da burada, şu iki valizin içinde.
Ayağıyla valizlerden birini hafifçe itti.
— Beni aramaya kalkarsan, kapıma gelirsen ya da bir metre yakınıma bile yaklaşmaya çalışırsan pişman olursun. Erkek olman, benden iri olman hiçbir şeyi değiştirmez. Kadınlara böyle davranılmaz. Hiçbir kadına. Hele bana asla.
Sonra masadaki çorba tabağını aldı ve içindekini Emre’nin gömleğine boşalttı.
— Yemeğiniz de burada bitti.
Başını dik tuttu, arkasına bakmadan restorandan çıktı. İçeride ağır, uğursuz bir sessizlik kaldı.
Zeynep ile Emre kısa süre sonra boşandı. Zeynep’in tuttuğu avukat öylesine işini bilen biriydi ki, Emre’nin babası ödemeleri kapatabilmek için arabasını satmak zorunda kaldı.
Emre yeniden ailesinin yanına taşındı. Şimdi kendisine bakacak, sözünden çıkmayacak, varlıklı bir kadın aradığı söyleniyor. Ne var ki konut kredisi kolay kapanan bir yük değildi. Üstelik Emre, bugüne kadar aradığı gibi birini de bulamadı.
Zeynep ise altı ay sonra güçlü, kendi ayakları üzerinde duran, ona gerçekten değer veren bir adamla tanıştı. Bu adam ona, daha önce hayalini bile kurmadığı kadar özenle davrandı. Zamanla evlendiler. Zeynep bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Onu tanıyanlar, şimdi huzurlu ve mutlu bir yuvası olduğunu söylüyor.
Bir gün yakın arkadaşlarından biri eski kocasını sorduğunda Zeynep sadece gülümsedi ve şöyle dedi:
— Hayatımıza giren hiç kimse sebepsiz gelmiyor. Bazıları sevinç getirir, bazıları da insanın karakterini çelik gibi yapar.
Kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
— Sabır elbette güzel şey. Ama insanın içine sinmeyen bir şeye yıllarca katlanması için hayat fazla kısa.
