Kendine çay demledi. Fincanı alıp pencerenin yanına oturdu; gözleri, aşağıdaki avluya takılı kaldı. Sokak lambaları boş kaldırımların üzerine solgun bir ışık yayıyor, rüzgâr yapraksız dalları bir sağa bir sola savuruyordu.
Aradan bir saat kadar geçmişti ki telefonu çaldı. Arayan Emine’ydi. Zeynep ekrana baktı, ama açmadı. Hemen ardından Murat aradı. Onun çağrısını da reddetti. Sonra mesajlar peş peşe düşmeye başladı:
“Sen aklını mı kaçırdın?”
“Annem şoka girdi!”
“Hemen kapıyı aç!”
“Yarın geleceğim, adam gibi konuşacağız!”
Zeynep telefonu sessize aldı. Bir süre avucunda tuttu, sonra çalışma masasının çekmecesine koyup kapattı.
Sabah olunca bir çilingir firması aradı. Usta iki saat geçmeden kapıdaydı. Elinde takım çantası olan genç biriydi; fazla soru sormadı, işine baktı. Kırk dakika sonra kapıda yepyeni bir kilit vardı. Parlak, sağlam, insana güven veren bir kilit. Usta iki anahtarı uzattı, ücretini aldı ve sessizce gitti.
Zeynep kapıyı yeni kilitle içeriden kapattıktan sonra odaya geçti. Gardırobun üst rafından eski bir kutu indirdi. Kutunun içi yılbaşı süsleriyle doluydu. Anne babası her sene ağacı birlikte süslerdi; Zeynep de onlardan kalan ne varsa saklamıştı. Cam küreler, renkli şeritler, küçük geyik figürleri…
Akşama doğru salonun bir köşesinde küçük bir çam ağacı duruyordu artık. Gerçek çam kokusu odaya yayılmış, eve taze ve temiz bir hava vermişti. Zeynep süsleri tek tek dallara astı, ışıkları prize taktı. Rengârenk parıltılar loş odanın içinde usul usul yanıp sönmeye başladı.
Ertesi gün alt katta oturan komşusu aradı. Altmış yaşlarında, her şeye dikkat eden ama kötü niyet taşımayan Naciye Hanım’dı.
— Zeynep kızım, iyi misin sen?
— İyiyim, sağ olun. Neden sordunuz?
— Dün akşam kocanı apartmanın önünde bir kadınla gördüm. Bir süre konuştular. Sonra içeri girmeye çalıştılar ama kapı otomatiği açılmadı galiba.
— Kayınvalidemdi, — dedi Zeynep sakin bir sesle. — Merak etmeyin Naciye Hanım, her şey yolunda.
Kadın kısa bir sessizlikten sonra yumuşakça ekledi:
— Bir şeye ihtiyacın olursa çekinme. Ben buradayım, iki kat aşağıdayım.
— Allah razı olsun, çok teşekkür ederim.
Telefonu kapattıktan sonra Zeynep temizliğe kaldığı yerden devam etti. Ev, yavaş yavaş eski hâline dönüyordu. Anne babasından ona kalan o sıcak, tanıdık hâline… Başkalarının eşyaları yoktu artık, dayatılan kurallar yoktu. Sadece alıştığı nesneler, sessizlik ve huzur vardı.
Otuz bir Aralık sabahı geç uyandı. Dışarıda kar yağıyordu; iri taneler ağır ağır süzülüp yere konuyordu. Şehir yeni yıl telaşına bürünmüştü. Binaların balkonlarında ışıklar yanıyor, pencerelerde süslenmiş ağaçlar görünüyordu; dükkânların önünde ise son alışverişlerini yapan insanların hareketliliği vardı.
Zeynep kahvaltısını hazırladı. Sıcak çayını alıp masaya oturdu. Telefonu iki gündür suskundu. Ne arayan vardı ne mesaj atan. Belki de Murat sonunda geri dönmenin bir anlamı olmadığını anlamıştı.
Akşam sofrayı kurdu. Gösterişli bir şey değildi; biraz salata, fırında tavuk, meyve… Televizyonu açtı, yılbaşı programlarına göz gezdirdi. Saat gece yarısını vurduğunda eline bir bardak vişne şerbeti aldı ve pencerenin önüne geçti.
Dışarıda ışıklar parlıyordu. Uzaklardan havai fişek sesleri geliyor, aralara kahkahalar ve müzik karışıyordu. Zeynep bardağını hafifçe kaldırdı; camda beliren kendi yansımasına bakarak usulca gülümsedi.
— Mutlu yıllar, — diye fısıldadı.
Ev sakindi. Ne kalabalık bir uğultu vardı ne yabancı sesler ne de emir gibi önüne konan şartlar… Yalnızca huzur vardı. Gerçek, çoktandır unuttuğu bir huzur. Koltuğa oturdu, dizlerinin üzerine battaniyeyi çekti ve gözlerini kapadı.
Uzun bir aradan sonra ilk kez her şey gerçekten onun istediği gibiydi.
Ocak ayı soğuğu ve tipiyi beraberinde getirdi. Zeynep yeniden işe başladı; birkaç gün içinde gündelik düzenine alıştı. İş arkadaşları tatilin nasıl geçtiğini sorduklarında kısa bir cevap verdi:
— İyi geçti. Sakin.
Murat ancak ocak ortasında aradı. Sesi yorgun, neredeyse kırgın gibiydi.
— Zeynep… konuşmamız lazım.
— Ne hakkında?
— Bizim hakkımızda. Görüşebilir miyiz?
— Ne için?
Murat bir an sustu.
— Hata yaptığımı anladım. Annem… işi fazla ileri götürdü. Baştan başlayamaz mıyız?
Zeynep pencerenin dışına baktı. Kar toprağın üstünü kalın bir örtü gibi kaplamıştı; ağaç dalları ağırlıktan aşağı doğru eğilmişti.
— Murat, biz hiçbir şeye yeniden başlamayacağız. Sen bir seçim yaptın. Şimdi o seçiminle yaşayacaksın.
— Zeynep…
— Gelecek hafta boşanma dilekçesini vereceğim. Ortak malımız yok, paylaşılacak bir şey de yok. Anlaşmalı olursa iş uzamaz.
— Ciddi misin?
— Gayet ciddiyim.
Murat bir şey daha söylemek istedi, ama Zeynep konuşmayı bitirdi. Telefonu kapattığında içinde ne öfke vardı ne de pişmanlık. Sadece kapanmış bir kapının ardından gelen derin bir sessizlik…
Bir ay sonra resmen boşandılar. Murat aile mahkemesindeki duruşmaya asık bir yüzle geldi. Göz göze gelmemeye çalıştı, gerekli yerlere imzasını attı ve tek kelime etmeden çıktı. Ne bir veda ne bir özür… Zeynep karar kâğıdını dosyasına yerleştirdi, çantasına koydu ve eve döndü.
Daire onu yine o tanıdık sessizliğiyle karşıladı. Ürpertici değil, iç ısıtan bir sessizlikti bu. Paltosunu çıkarıp astı, mutfağa geçti. Çay demledi, küçük bir tabakta kurabiye çıkardı. Sonra fincanını alıp pencerenin yanına oturdu.
Sonbaharda sarı yaprakların serildiği yerde şimdi bembeyaz kar vardı. Çocuklar küçük yokuşta kayıyor, kahkahalar atarak kendilerini karın üzerine bırakıyordu.
Hayat devam ediyordu. Daha sakin, daha dengeli, başkalarının beklentilerinden ve baskısından uzak bir şekilde… Zeynep çayından bir yudum aldı.
Ve uzun zamandan sonra ilk kez içtenlikle gülümsedi.
