Selin, sözünü biraz daha pekiştirerek ekledi:
— Sakın geri çekilme. Orası senin yuvan, sınırlarını da sen belirlersin.
Bu konuşma Zeynep’in içindeki düğümü az da olsa gevşetti. Telefonu kapattıktan sonra bir süre olduğu yerde durdu, ardından yeniden temizliğe koyuldu. Akşam olduğunda ev baştan aşağı toparlanmış, her köşe pırıl pırıl olmuştu. Yemek hazırladı, sofrayı özenle kurdu ve Murat’ın gelmesini beklemeye başladı.
Murat eve oldukça geç döndü. Mutfağın önünden tek kelime etmeden geçti; kurulmuş sofraya göz ucuyla bile bakmadı. Doğruca odaya girip kapıyı kapattı. Zeynep bir müddet koridorda öylece kaldı. Sonra sessizce mutfağa döndü ve hazırladığı yemeği tek başına yedi.
Ertesi gün de manzara değişmedi. Evde ağır bir sessizlik vardı; kapılar kapalı, bakışlar kaçamak, sözler yoktu. Murat onu görmezden gelerek cezalandırmaya çalışıyordu. Zeynep ise konuşmayı başlatan taraf olmak istemedi. Eğer Murat susarak baskı kuracağını sanıyorsa, bunu deneyebilirdi. Zeynep’in kararından dönmeye hiç niyeti yoktu.
Üçüncü akşam telefon çaldı. Arayan Emine’ydi. Bu kez sesi önceki günlerdeki gibi sert değildi; hatta neredeyse yumuşak, anlayışlı görünmeye çalışan bir tonla konuşuyordu.
— Zeynepciğim, gel sakin sakin konuşalım. Öfkeye kapılmadan, kırıp dökmeden.
— Ben zaten sakinim, — dedi Zeynep.
— Bak kızım, gerçekten gidecek yerimiz yok. Ablam dairesini satıyor, eşyalarını da çıkardılar. Yeğenimlerle kalacakları bir oda tutmuşlardı ama ev sahipleri onları oradan da çıkardı. Biz yalnızca yılbaşını hep birlikte geçirmek istemiştik.
Zeynep gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
— Durumlarını anlıyorum Emine Hanım. Ama iki odalı bir eve altı kişinin yerleşmesi mümkün değil. Bu kadar kalabalığı kaldıramam.
— Peki herkes gelmese? — diye hemen atıldı Emine. — Diyelim ki ablam çocuklarla bir otele yerleşsin. Sadece ben gelsem? Buna da mı razı olmazsın?
Zeynep kısa bir süre düşündü. Tek bir kayınvalideye birkaç gün katlanmak, bütün akrabaların eve doluşmasından elbette daha kolaydı. En azından ev, panayır yerine dönmezdi.
— Kaç gün kalacaksınız?
— Ne olacak canım, üç dört gün işte. Otuz birinde gelir, üçüncü gün dönerim.
Zeynep’in içinden hâlâ bir ses “dikkat et” diyordu ama bu kez fazla katı görünmek de istemedi.
— Tamam, — dedi sonunda. — Ama yalnızca siz. Başka kimse değil.
Emine’nin sesi bir anda sevinçle parladı.
— Allah razı olsun yavrum! Ben senin iyi kalpli olduğunu biliyordum zaten.
Zeynep telefonu kapattığında arkasını duvara yasladı. İçinde, yanlış bir kapıyı aralamış gibi huzursuz bir his vardı. Fakat artık söylediği sözü geri almak kolay değildi.
Murat gece yarısına doğru geldi. Mutfağa geçti, buzdolabını açıp bir şişe su aldı. Zeynep masada oturmuş, önündeki kitaba bakıyordu; ama satırları okuyabildiği pek söylenemezdi.
— Annen aradı, — dedi başını kaldırmadan.
— Biliyorum, — diye homurdandı Murat. — Kabul ettiğin için sağ ol.
— Sadece annenin gelmesine izin verdim. Üç günlüğüne.
— Hı hı, — dedi Murat kısaca. Sonra şişeyi eline alıp odasına kayboldu.
Konuşma orada bitti. Fakat ertesi gün Zeynep işten döndüğünde Murat’ı koridorda beklerken buldu. Yüzü gergindi, kollarını göğsünde kavuşturmuştu.
— Annem herkesin geleceğini söyledi, — dedi lafı dolandırmadan. — Yalnız gelmeyecekmiş.
Zeynep acele etmeden paltosunu çıkardı, askıya astı.
— Ben yalnızca annen için tamam dedim.
— Ee, ne yapalım yani? Ablamı kapının önünde mi bırakalım? Çocukları da mı sokağa atalım?
— Ailen isterse otelde kalabilir. Ben bunu zaten önerdim.
Murat bir adım öne çıktı, yolu kapatır gibi durdu.
— Yeter artık! Toplanıyorsun. Annem de akrabalar da yılbaşına kadar buraya yerleşecek. Senin de orada olman şart değil.
Zeynep bağırmadı. Sesini yükseltmedi. Hatta yüzünde öfkeye benzeyen bir ifade bile yoktu. Karşısındaki adama sanki çok uzaktan bakıyormuş gibi sakin, yabancı bir bakışla baktı.
— Bu evde kalmayı bu kadar istiyorlarsa kalabilirler, — dedi ölçülü bir sesle. — Ama sen de onlarla birlikte gidersin.
Murat bir an ne duyduğunu anlayamamış gibi gözlerini kırpıştırdı.
— Ne dedin sen?
Zeynep yanından geçip yatak odasına girdi. Dolabı açtı, valizi çıkardı. Sonra hiç acele etmeden Murat’ın eşyalarını yerleştirmeye başladı. Gömleklerini katladı, pantolonlarını düzgünce koydu, çoraplarını bir kenara dizdi. Her şeyi özenle, neredeyse günlük bir iş yapar gibi sakinlikle hazırlıyordu.
Murat kapının eşiğinde belirdi.
— Ne yapıyorsun?
— Eşyalarını topluyorum.
— Bu bir şaka mı?
— Hayır.
Zeynep valizin fermuarını çekti. Onu koridora taşıyıp kapının yanına bıraktı. Murat önce valize baktı, sonra sinirli bir kahkaha attı.
— Ciddi olamazsın. İki üç günlük mesele için mi?
— Mesele gün sayısı değil. Benim yerime karar vermen. Üstelik benim evimde.
— Benim de evim burası! — diye bağırdı Murat. — Ben burada yaşıyorum!
Zeynep askıdan Murat’ın montunu aldı ve ona doğru uzattı.
— O hâlde yılbaşını hep beraber geçirirsiniz. Madem artık aynı taraftasınız.
Murat montu almadı. Bir adım geri çekildi, omuzlarını dikleştirdi.
— Beni buradan atmaya hakkın yok.
— Var. Daire benim üzerime kayıtlı.
— Biz karı kocayız!
— Öyleydik, — dedi Zeynep, sesi hâlâ sakindi.
Bu söz Murat’ı olduğu yere çiviledi. Ardından birden konuşmaya başladı; cümleleri birbirine karışıyor, sesi gittikçe yükseliyordu. Aile bağlarından, geleneklerden, büyüklere saygıdan söz etti. Annesinin yıllarca çalıştığını, biraz huzuru hak ettiğini anlattı. Kelimeler üst üste döküldü; fakat Zeynep onu sessizce dinledi. Bakışlarında ne öfke vardı ne de kararsızlık. Yalnızca geri adım atmayacağını gösteren sessiz bir kesinlik duruyordu.
— İstersen şimdi onların yanına gidebilirsin, — diye sözünü kesti Zeynep. — Yalnız anahtarı bırak.
Elini uzattı, avucunu yukarı çevirdi. Murat önce o ele baktı, sonra Zeynep’in yüzüne. Bir şaka izi, bir tereddüt, blöf sayılabilecek küçücük bir çatlak aradı. Hiçbir şey bulamadı.
— Pişman olacaksın, — diye tısladı.
— Olabilirim. Anahtar.
Murat askıdaki anahtarlığı sertçe kopardı ve yere fırlattı. Anahtarlar fayansların üzerinde çınlayarak dağıldı. Sonra valizi kaptı, kapıyı hışımla açtı ve dışarı çıktı. Çarpılan kapının sesi merdiven boşluğunda uzun uzun yankılandı.
Zeynep eğilip anahtarları yerden topladı, girişteki konsolun üzerine bıraktı. Ardından ağır adımlarla mutfağa geçti.
