— Defol git buradan! — diye bağırmıştı kayınvalidem, hem de kendi evimin içinde. Ne var ki sonunda kapı dışarı edilecek ilk kişinin kendisi olacağını hiç hesaba katmamıştı.
Zeynep, minicik bebek tulumlarını katlıyordu ki kapının kilidinde anahtarın döndüğünü duydu. Yüreği bir an duracak gibi oldu. Mehmet işteydi; yedek anahtar da “acil durumlar için” kayınvalidesindeydi. Fakat Ayşe Hanım’a sorulursa haftanın her günü acil durum sayılırdı.
— Zeynepciğim! Neredesin?
Zeynep antreye çıktı, karnına artık dar gelen kazağını eliyle düzeltti. Kayınvalidesi kapının önünde, hırdavatçıdan alınmış torbalarla yüklü hâlde dikiliyor, bir yandan da paltosunu çıkarmaya çalışıyordu.
— İyi günler, Ayşe Hanım.

— Ne iyi günü kızım, akşam oldu sayılır — diye homurdandı kadın. Sonra hiç davet beklemeden salona geçti; evi, denetime gelmiş biri gibi baştan aşağı süzdü. — Yine bütün gün evde oturdun demek? Bizim zamanımızda doğuma kadar çalışırdık.
Zeynep üç yıl içinde şunu öğrenmişti: Karşı çıkmaktansa başını sallamak daha az yorucuydu. Nasıl olsa ayrı evde yaşıyorlardı; kayınvalidesinin ne düşündüğünün ne önemi vardı?
— Boya getirdim — dedi Ayşe Hanım ve kutuları kanepeye birer ganimet gibi dizdi. — Mavi. Düzgün bir renk. Sizin seçtiğiniz o soluk sarı saçmalığı değil.
Zeynep kutulara baktı. Oysa Mehmet’le iki hafta boyunca çocuk odasının rengini seçmiş, o odada kurulacak hayatı hayal etmişlerdi.
— Ama biz odayı çoktan boyadık…
— Eee? Bir daha boyarsınız — diye kestirip attı kayınvalidesi. Çoktan çocuk odasına doğru yürümeye başlamıştı. — Erkek çocuğun odası erkek gibi olur. Öyle ne olduğu belirsiz renkle olmaz.
Odaya girince kollarını göğsünde birleştirdi; sanki başmüfettişmiş de kusur arıyormuş gibi etrafa baktı.
— Berbat. Beşik pencerenin yanında durmaz! Şu tavşanlı perdeler de ne böyle? Bu oda bebek odası mı, oyun köşesi mi belli değil.
— Biz böyle beğendik…
— Ben beğenmedim. Torunum da beğenmeyecek. — Ayşe Hanım perdeyi tiksinir gibi parmaklarının ucuyla tuttu. — Yarın buranın her şeyi değişecek.
Zeynep sustu. Her zamanki gibi. O sırada karnındaki bebek içeriden hafifçe tekme attı; sanki odası hakkında karar veren bu yabancı sese o da itiraz ediyordu.
Mehmet eve geç geldi. Zeynep onu mutfakta bekliyordu. Boya kutuları masanın kenarında hâlâ duruyor, sanki zafer kupası gibi gözlerine batıyordu.
— Annen buradaydı, değil mi? — dedi Zeynep.
Mehmet yüzünü buruşturdu.
— Ne oldu yine?
— Boya getirmiş. Çocuk odasını yeniden boyatmak istiyor.
Mehmet iki parmağıyla kaşlarının arasını ovuşturdu; bu, annesiyle ilgili her konuşmanın onu gerdiğinin en açık işaretiydi.
— Belki mavi gerçekten daha iyi olur…
Zeynep’in sesi kısıldı.
— Ama sarıyı birlikte seçmiştik.
