— Evet, ama… — Mehmet gözlerini ondan kaçırdı. — Annem kötü niyetli değil, sadece iyi olsun istiyor.
Zeynep’in dudaklarından tek bir soru döküldü:
— Peki ya ben?
Bu söz mutfağın ortasında asılı kaldı. Mehmet buzdolabının kapağını açtı; sanki içinde hayat memat meselesi olan bir şey arıyormuş gibi raflara bakmaya başladı.
Ertesi gün Ayşe, yanında bir boyacıyla çıkageldi. Emre adındaki bu zayıf genç, daha eşikten girerken işi kabul ettiğine pişman olmuş gibiydi.
— Bu Emre. Hemen halleder — dedi Ayşe, evin asıl sahibi kendisiymiş gibi emirler yağdırarak. — Önce tavandan başlayın!
Zeynep kapının yanında donup kaldı.
— Ayşe Hanım, belki biraz beklesek… Mehmet daha görmedi bile.
— Oğlumu niye yoruyorsun? Erkekler ev düzeninden ne anlar? — Ayşe çoktan oyuncakları odadan toplamaya başlamıştı. — Bunlar kadın işidir.
Ne tuhaftı; tadilat masrafı konuşulurken aynı işler bir anda erkek işi oluveriyordu.
Zeynep mutfağa çekildi. Bir yandan karnını okşuyor, bir yandan da yabancı ellerin kendi yuvasını baştan aşağı değiştirmesini dinliyordu. İçindeki bebek huzursuzca kıpırdanıyordu.
— Daha kalın sür! Görmüyor musun, sarı alttan belli oluyor! — diye sesleniyordu Ayşe çocuk odasından.
Akşama doğru oda tamamen maviye büründü. Soğuk, yabancı, ruhsuz bir maviydi bu.
Ayşe yaptığı işe gururla bakıp başını salladı.
— İşte şimdi oldu. Burada bir erkek çocuğun büyüyeceği belli.
Zeynep kapı eşiğinde durdu. Daha birkaç gün önce sevgiyle yerleştirdiği odayı tanımakta zorlanıyordu.
Bir hafta sonra Ayşe bu kez elinde perdelerle geldi. Koyu mavi, çizgili kumaşlar getirmişti.
— Tavşanlı perdeler buraya yakışmıyor. Erkek çocuğun odası ciddi durmalı.
Daha Zeynep bir şey diyemeden eski perdeleri sökmeye başladı. O perdeleri Mehmet’le birlikte almışlardı; hamile olduğunu öğrendikleri o mutlu günün hatırasıydı.
— Ama onlar daha yeni…
— Yeni olması doğru olduğu anlamına gelmez.
Zeynep’in içinde bir şey koptu. Sessizce, fakat geri dönüşsüz biçimde.
— Durun.
Ayşe elindeki perdeyle ona döndü.
— Ne dedin?
— Perdeleri bırakın. Hemen.
Ayşe ağır ağır arkasını döndü. Yüzünde inanmaz bir ifade vardı.
— Sen aklını mı kaçırdın?
Zeynep’in sesi titremedi.
— Burası benim evim. Bu oda da benim çocuğumun odası.
Ayşe, Zeynep birden bilmediği bir dil konuşmaya başlamış gibi ona baktı.
— Ne demek senin evin? Burası benim oğlumun evi!
— Oğlunuz burada yaşıyor. Ama evin tapusu bana ait.
Ayşe’nin yüzündeki renk çekildi. Perde kumaşı parmaklarının arasından kayıp yere düştü.
— Bana böyle konuşmaya nasıl cüret edersin? Ben sizin için uğraşıyorum, torunumu düşünüyorum!
— Hayır — dedi Zeynep, her kelimeyi tane tane söyleyerek. — Siz yalnızca kendinizi düşünüyorsunuz. Her şeyi kendi zevkinize göre şekillendirmek istiyorsunuz.
Sonra hiçbir açıklama yapmadan dolaba doğru yürüdü.
