“Yani benden yirmi kişilik yemek yapmamı istiyor, fakat beni aynı masaya oturtmuyor” diye cümleyi havaya bıraktı Ayşe, mutfakta elindeki bezle donup kaldı

Hikâyeler
Acımasızca dışlanan insanın onuru inciniyordu.

— Annem, senin bu yıl evde kalmanın daha iyi olacağını söyledi. Bu kez yılbaşı tamamen aile arasında geçecekmiş.

Mehmet, telefondan başını bile kaldırmadı. Ayşe mutfağın ortasında, elindeki bezle öylece donup kaldı. Takvim yirmi yedi Aralık’ı gösteriyordu; yılbaşına üç gün vardı ve o, yine ailenin dışına itilmişti.

— Nasıl yani, evde kalayım?

— İşte öyle. Zaten sığamazsın, değil mi? Annemin evi saray değil, — dedi Mehmet, ekrandan gözünü ayırıp ona, çok anlamsız bir şey sormuş gibi baktı. — Ama yemekleri senin hazırlamanı rica etti. Liste burada.

Fatma’nın yuvarlak harfleriyle doldurulmuş kâğıdı uzattı. Ayşe listeyi iki parmağının ucuyla aldı.

Et jölesi. Üç çeşit salata. Fırında balık. Kıymalı ve elmalı börekler. Pastırma, dana sucuk ve peynir tabakları. En alta da şu not düşülmüştü: “Ayşeciğim, sunumu güzel yapmayı unutma. Neticede misafir gelecek.”

Misafirler… Demek onlar sofraya layıktı, ama kendisi değildi.

— Yani benden yirmi kişilik yemek yapmamı istiyor, fakat beni aynı masaya oturtmuyor.

Bunu soru sormak için söylemedi. Sadece cümleyi havaya bıraktı; kulağa nasıl geldiğini duymak ister gibiydi.

— Evet, öyle. Sen de biliyorsun, onların kendi çevresi var. Orada rahatsız olursun.

On iki yıllık evlilik… Ayşe, bu akrabaların her toplantısına, doğum gününe, özel gününe yemek yetiştirmişti. Sofraya çağrıldığı ise toplasan üç kereyi geçmezdi. Geri kalan zamanlarda payına düşen hep aynıydı: ısıtmak, servis etmek, toplamak, yıkamak.

— Peki, — dedi Ayşe.

Mehmet başını salladı ve yeniden telefonuna gömüldü.

Yirmi dokuzunda Ayşe, markette et reyonunun önünde duruyordu. Et jölesi için gereken malzemeler, aylık maaşının neredeyse yarısını götürecekti. Üstelik o para, kışlık bir palto almak için kenara ayırdığı paraydı. Eti aldı, arabaya yerleştirdi. Ardından salatalar için somon, avokado ve ananas ekledi. Fatma, her şeyin “el âleme karşı düzgün” görünmesini severdi.

Eve dönünce kaynattı, doğradı, karıştırdı. Elleri sanki ona ait değilmiş gibi çalışıyordu. Otuzunda yine erkenden ayağa kalktı.

Şükrüye'nin Penceresinden