“Yani benden yirmi kişilik yemek yapmamı istiyor, fakat beni aynı masaya oturtmuyor” diye cümleyi havaya bıraktı Ayşe, mutfakta elindeki bezle donup kaldı

Hikâyeler
Acımasızca dışlanan insanın onuru inciniyordu.

Sabah altıda yeniden mutfağa geçti ve kaldığı yerden sürdürdü. Bir ara, içinde öfke bile kalmadığını fark etti. Ne kızgınlık vardı ne isyan; yalnızca bitirilmesi gereken bir işin başında duran biri gibiydi.

Öğleye doğru kardeşi Elif uğradı. Tezgâhın üstüne sıra sıra dizilmiş kapları görünce kaşlarını kaldırdı.

— Sen lokanta mı açıyorsun böyle?

— Mehmet’in ailesi için. Yılbaşı sofrasına gidecek.

— Peki sen?

— Ben burada kalacağım. Tek başıma. Beni çağırmadılar, sadece yemekleri istediler.

Elif tabureye ilişti, uzun süre konuşmadı. Sonunda sesi kısılarak başladı:

— Sana yıllardır söyleyemediğim bir şey var. Düğününüzü hatırlıyor musun? O gün Fatma’nın lavabonun yanında bir arkadaşıyla konuştuğunu duymuştum. “Bizim Mehmet kendine safça bir kız bulmuş,” demişti. “Olsun, hiç değilse eli işe yatkın. Mutfağa yarar.”

Ayşe’nin eli havada kaldı. Bıçak, kesme tahtasının üstünde dondu.

— Bunu on iki yıl boyunca sakladın mı?

— Karışmak istemedim. Benim meselem değil sandım. Affet, — dedi Elif, burnunun kemerini ovuşturarak. — Ama şimdi şu hâlini görünce içim kaldırmıyor. Gerçekten bütün bu yemekleri onlara verip yılbaşına yalnız mı gireceksin?

— Evet.

Elif kapıyı sertçe çekip çıktı.

Akşam yedi sularında Fatma aradı. Sesi, fazla şekerli bir tatlı gibi yapış yapıştı.

— Ayşeciğim, düşündüm de… Biraz karides, biraz da kırmızı havyar eklesen iyi olur. Sonuçta yılbaşı, gelenler de önemli insanlar. Mehmet sonra bir şekilde öder.

Bir şekilde. Sonra. On iki yıldır Mehmet, aile davetleri için alınan malzemelere tek kuruş vermemişti.

— Tamam Fatma Hanım. Hepsini hazırlarım.

Telefonu kapattı. Kanepeye oturdu, neredeyse on dakika boyunca boş bir noktaya baktı. Sonra kalktı, montunu giyip dışarı çıktı. Köşedeki eczaneden tadı ve kokusu olmayan güçlü bir müshilden iki küçük şişe aldı.

Eve dönünce ilk kabın kapağını açtı; et jölesi bekliyordu. Sıvıdan birkaç damla et suyuna karıştırdı, kaşıkla usulca çevirdi ve kapağı kapattı. Ardından sıradaki salataya geçti; mayonezli karışıma da birkaç damla ekledi. Sonra Rus salatası, diğer mezeler, somonun sosu… Elleri sarsılmadan, düzgün ve ölçülü hareket ediyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden