“Yani benden yirmi kişilik yemek yapmamı istiyor, fakat beni aynı masaya oturtmuyor” diye cümleyi havaya bıraktı Ayşe, mutfakta elindeki bezle donup kaldı

Hikâyeler
Acımasızca dışlanan insanın onuru inciniyordu.

— Nereye gittiğini…

— Bunun artık bir önemi yok. Önemli olan, ben yerimin neresi olduğunu sonunda anladım. Ve o yer, sizin ailenizin yanı değil, — dedi Ayşe. Yavaşça kalkıp pencerenin önüne geçti. Dışarıda havai fişekler hâlâ göğü aydınlatıyordu. — Ha, bu arada yeni yılın kutlu olsun. Sen beni kutlamayı yine unuttun.

Telefonu kapattı. Ekranı masaya dönük olacak şekilde bıraktı.

Mehmet, ikinci Ocak sabahı eve döndü. Üstü başı dağılmış, yüzü kül gibi solgundu.

— Annem hastanede. Susuz kalmış. Kız kardeşim benimle tek kelime etmiyor. Gelenlerin hepsi dağıldı, üstelik kimse vedalaşmadı bile, — diye mırıldandı, gözlerini yerden kaldırmadan. — Tam bir kâbustu. Kutlama dedikleri şeyin bedeli ağır oldu.

Ayşe, elinde kahve fincanıyla pencerenin yanında duruyordu.

— Üzücü tabii, — dedi sakin bir sesle.

Mehmet başını kaldırdı.

— Sen gerçekten bunun normal olduğunu mu düşünüyorsun?

Ayşe ona döndü. Bakışında ne öfke patlaması vardı ne de telaş; yalnızca yıllarca birikmiş yorgun bir açıklık.

— Peki sen, on iki yıl boyunca karını hizmetçi gibi görmenin normal olduğunu mu sandın? Beni kendi ailenden insanların sofrasına layık bulmamanız normal miydi? Beni aşağılayanlara yemek hazırlayayım diye son paramı harcatmanız mı doğruydu?

Mehmet cevap veremedi.

— İşin acı tarafını biliyor musun? Ben affederdim. Eğer bir kere olsun yanımda dursaydın. Bir defacık annene, “O benim eşim, aşçım değil,” deseydin. Ama sustun Mehmet. Tam on iki yıl sustun.

— Bu kadar canını yaktığını bilmiyordum…

— Çünkü düşünmedin. Asıl mesele de bu. Beni hiç düşünmedin, — dedi Ayşe. Askıdan onun montunu aldı, uzattı. — Hazırlan. Annene git, durumu kötüymüş. Ben de bu arada beni yalnızca mutfakta işe yarayan biri gibi gören bir kocaya ihtiyacım olup olmadığını düşüneceğim.

Mehmet montu aldı. Bir süre öylece kaldı; dudakları aralandı, sanki bir şey söyleyecekti. Ama tek kelime çıkmadı. Giyindi ve kapıdan çıktı.

Ayşe kapıyı kapattı. Sırtını pervaza yasladı. Evin içindeki sessizlik sağır ediciydi. Fakat bu kez üzerine çökmüyordu. Aksine, uzun zamandır taşıdığı ağır bir yük omuzlarından kalkmış gibi içine hafiflik yayıyordu.

Pencerenin ardında hava ayaz, aydınlık ve sakindi. Yeni yıl daha yeni başlıyordu. Ve bu defa, gerçekten onun yılı olacaktı.

Şükrüye'nin Penceresinden