“Yani benden yirmi kişilik yemek yapmamı istiyor, fakat beni aynı masaya oturtmuyor” diye cümleyi havaya bıraktı Ayşe, mutfakta elindeki bezle donup kaldı

Hikâyeler
Acımasızca dışlanan insanın onuru inciniyordu.

İçinde ne öfke kabarıyor ne de pişmanlık beliriyordu; yalnızca buz gibi, sakin bir boşluk vardı.

İşi bittiğinde saat on biri gösteriyordu. Ayşe küçük şişeleri çöpe attı, poşetin ağzını sıkıca bağladı ve apartmanın önündeki konteynere bıraktı.

Mehmet eve gece bir sularında geldi; ayakta zor duruyor, gözleri bulanık bakıyordu. Ne nasılsın dedi ne de gününün nasıl geçtiğini sordu. Kendini yatağa attı. Ayşe de yanına uzandı. O gece rüya bile görmeden uyudu.

Otuz bir Aralık sabahı Mehmet daha kapıdan girer girmez telaşa kapıldı.

— Hadi çabuk, yemekler nerede? Annem öğlene kadar getirmemi söyledi, sofrayı kurmaya başlayacaklarmış.

Poşetleri kaptığı gibi arabaya taşıdı. Bagajı sertçe kapattı, sonra arkasına dönüp seslendi:

— Tamam, ben çıkıyorum! Sen de burada bir şekilde idare edersin!

Yeni yılını kutlamayı aklından bile geçirmedi.

Ayşe yalnızca elini salladı. Araba köşeyi dönüp gözden kayboldu.

Eve geri döndü, kendine bir fincan kahve yaptı, televizyonu açtı. Gün boyunca koltuktan kalkmadı sayılır. Ev sessizdi; tuhaf ama huzurlu bir durgunluk çökmüştü. Elif üç kez arayıp onu yanına çağırdı, fakat Ayşe her defasında nazikçe reddetti. O gün kimseyle konuşmak istemiyordu.

Gece yarısı, ekrandaki yılbaşı konuşmasının görüntüsüne karşı, elindeki gazlı üzüm suyuyla kadehini hafifçe kaldırdı. Sonra pencerenin önüne oturup havai fişekleri seyretti. Şehrin üstünde ışıklar patlıyor, bir an parlayıp hemen sönüyordu.

Saat gece ikiye yaklaşırken telefon titremeye başladı.

— SEN ONLARIN İÇİNE NE KOYDUN?!

Mehmet öyle bağırıyordu ki Ayşe telefonu kulağından uzaklaştırmak zorunda kaldı.

— Ne oldu?

— EVDE KIYAMET KOPUYOR! Herkes tuvalete koşuyor! Annem, kardeşim, misafirler… Çocuklar ağlıyor, insanlar perişan, kimse yerinden kalkamıyor! Kardeşinin kocası sofranın başında rezil oldu! Herkes dağıldı, kutlama mahvoldu! Ne yaptın sen?!

Ayşe bardağından küçük bir yudum aldı.

— Her şeyi Fatma Hanım’ın istediği gibi hazırladım. Ev usulü, özenerek, içtenlikle. Demek ki sizin bünyeniz artık yabancı saydığınız insanların yaptığı yemeği kabul etmiyor. Hani sen söylemiştin ya, sizin kendi çevreniz vardı.

— Sen… bunu bilerek mi yaptın?

Sesi çatladı.

— Ben sadece aşçıyım, Mehmet. Mutfak için uygun olan kişi, hatırladın mı? Saf, sıradan, mutfağa yakışacak kadın. Annen bunu düğünümüzde söylemişti. Tam on iki yıl önce.

Telefonun ucuna ağır bir sessizlik çöktü. Mehmet sonunda boğuk bir nefes aldı; söyleyecek söz aradığı her hâlinden belliydi.

Şükrüye'nin Penceresinden