“Evi annemin üzerine geçirdim, biriktirdiğimiz parayı da ablama verdim!” diye kahkaha atarak boşanma davasını açtı

Hikâyeler
Adaletsizlik içimi paramparça ediyor.

— Evi annemin üzerine geçirdim, biriktirdiğimiz parayı da ablama verdim! — diye kahkaha attı Murat, boşanma davasını açarken.

Elif pencerenin önünde durmuş, ekim rüzgârının dallardan kopardığı son yapraklara bakıyordu. Dışarıda ince ince yağmur yağıyor, damlalar camın üzerinde ağır ağır süzülüyordu. İçerisi sıcacıktı; yılların emeğiyle kurulmuş, insana yuva hissi veren bir evdi burası. Koltuklardan perdelere, mutfaktaki küçük aksesuarlardan koridordaki tabloya kadar her şey özenle seçilmişti. Elif için bu ev yalnızca dört duvar değildi. Murat’la evlendikten kısa süre sonra, beş yıl önce aldıkları ortak hayatlarının merkeziydi.

Tapu ikisinin adına yapılmıştı. O günlerde bu, ikisine de en doğru ve en doğal şey gibi görünmüştü. Genç bir çiftlerdi; gelecekten umutluydular, birlikte plan kuruyor, aynı yöne baktıklarını sanıyorlardı. Elif büyük bir lojistik firmasında yönetici olarak çalışıyor, Murat ise bir fabrikada mühendislik yapıyordu. Maaşlarını dikkatle kullanmış, aylarca para biriktirmiş, kendi evlerine biraz daha yaklaştıkları her adımda birlikte sevinmişlerdi.

Fakat zaman geçtikçe evliliklerinin içinde önce belli belirsiz bir çatlak oluştu. Sonra o çatlak derinleşti, genişledi ve aralarında aşılması güç bir uçuruma dönüştü. Bu uçurumun başlıca mimarı ise Murat’ın annesi Fatma’ydı.

Fatma, oğluna aynı düşünceyi aşılamak için hiçbir fırsatı kaçırmazdı: Mal mülk aile içinde kalmalıydı. Onun “aile” derken kastettiği yalnızca kan bağı olan kimselerdi. Gelin dediğin, ona göre bugün var yarın yoktu; bir gün çıkıp Murat’ın hayatından gidebilir, geride de hak iddia ederek sorun bırakabilirdi.

— Murat, aklını başına al, — derdi Fatma her gelişinde. — Allah korusun, yarın bir gün bir ayrılık olsa ne olacak? Ev ortak görünüyor. Karın yarısını alıp gider. Sen yıllarca çalış çabala, sonra bir başkası gelip emeğinin üstüne konsun, öyle mi?

Murat ilk zamanlar bu sözleri önemsemezdi. Elif, annesi aynı konuya yeniden başladığında kocasının kaşlarını çattığını, sıkıldığını fark ederdi. Ne var ki günler ayları kovaladıkça Murat’ta bir şeyler değişmeye başladı. Fatma, sanki suyun taşı aşındırması gibi sabırla, usul usul oğlunun zihnine işliyordu. Söyledikleri bir süre sonra Murat’ın içinde kök saldı.

Elif bu değişimi görmezden gelemedi. Kocası giderek daha mesafeli, daha içine kapanık biri olmuştu. Eskiden para meselelerini birlikte oturup konuşurlardı; hangi harcama yapılacak, hangi ihtiyaç ertelenecek, ne kadar birikim ayrılacak, hepsini ortak kararlarla belirlerlerdi. Şimdi ise Murat böyle konuşmalar açıldığında konuyu değiştiriyor, geçiştiriyor, bazen de hiç cevap vermiyordu.

Bir akşam Elif sakin bir sesle sordu:

— Murat, Emre’nin odasını yenilemek için nasıl para biriktireceğimizi konuşsak mı?

Murat gözünü telefonundan ayırmadan mırıldandı:

— Sonra bakarız.

Yedi yaşında bir oğulları vardı: Emre. O yıl ilkokula başlamıştı. Elif, oğlunun kendine ait düzgün bir çalışma köşesi olsun istiyordu. Ayrıca Emre’yi ek matematik derslerine yazdırmayı düşünüyordu. Çocukta belirgin bir yatkınlık vardı; sayılarla arası iyiydi, yeni öğrendiği şeyleri çabuk kavrıyordu. Elif onun bu yeteneğinin heba olmasını istemiyordu.

Bütün bu planlar para gerektiriyordu. Elif her ay maaşından belli bir miktarı kenara ayırıyordu. Sabırla biriktiriyor, bunu yaparken de pek çok isteğinden vazgeçiyordu. Yeni bir sonbahar kabanı almak yerine eski kabanını giymeye devam etti. Arkadaşlarıyla dışarıda oturup bir şeyler içmek yerine evde yemek hazırlamayı tercih etti. Kendi ihtiyaçlarını erteledi, yeter ki Emre için düşündükleri gerçekleşsin.

Bir gün Murat’a sordu:

— Sen de para ayırıyorsun, değil mi?

— Elbette, — dedi Murat hiç tereddüt etmeden. — Söz verdim ya. Birlikte biriktiriyoruz.

Elif ona inandı. Sekiz yılını paylaştığı adama neden inanmasındı? Murat her zaman güvenilir, sorumluluk sahibi, ayakları yere basan biri gibi görünmüştü. Zaten Elif onu vaktiyle en çok bu özellikleri yüzünden sevmişti.

Ama gerçeğin bambaşka olduğu çok geçmeden ortaya çıkacaktı.

Eylülün sonlarına doğru Murat’ın huzursuzluğu iyice arttı. Telefonu çaldığında çoğu zaman başka odaya geçiyor, alçak sesle konuşuyordu. Elif kulak kabartmak istemezdi; fakat aynı evin içinde bazı cümle parçaları ister istemez kulağına geliyordu.

— Anne, diyorum ya, her şey yolunda olacak… Evet, öyle yapacağım… Tabii ki öğrenmeyecek.

Bu sözler Elif’in içine ağır bir kuşku düşürdü. Neyi öğrenmemesi gerekiyordu? Murat annesiyle neyin hesabını yapıyordu?

Bir akşam daha fazla dayanamayarak doğrudan sormaya karar verdi.

— Murat, aramızda bir sorun mu var? Son zamanlarda çok tuhaf davranıyorsun.

Murat dizüstü bilgisayarının ekranından başını bile kaldırmadan sertçe cevap verdi:

— Yok bir şey. Nereden çıkarıyorsun bunları?

— Annenle sürekli fısıldaşır gibi konuşuyorsun. Üstelik bana karşı da eskisinden daha kapalı oldun.

— Elif, iş yerinde sıkıntılar var, hepsi bu. Zor bir işin içindeyim. Olmayan şeyleri kurup durma.

Elif üstelemedi. Belki gerçekten fabrikada sorun yaşıyordu. Murat’ın zaman zaman yoğun dönemleri olur, eve yorgun ve sinirli dönerdi. Bu yüzden kendini sakinleştirmeye çalıştı.

Yine de içindeki ses, meselenin yalnızca işle ilgili olmadığını fısıldıyordu.

Bu sırada Murat çoktan harekete geçmişti. Sessizce, adım adım, Fatma’nın onun için çizdiği plana uygun biçimde ilerliyordu.

Fatma oğlunu, Elif’in er ya da geç boşanmak isteyeceğine ve evin yarısını alıp gideceğine inandırmıştı. Ona göre bütün kadınlar aynıydı. Önce sevecen bir eş gibi görünür, sonra da yıllar boyunca kazanılan ne varsa sahiplenmeye kalkarlardı.

— Murat, kendini güvenceye almalısın, — diye telkin ediyordu annesi. — Evi benim üzerime geçir. Bu geçici bir tedbir olacak. Ortalık yatışınca yine sana devrederim. Ama böylece kimse senden bir şey koparamaz.

Murat tereddüt etmişti.

— Ya Elif öğrenirse?

Fatma bu soruyu bekliyormuş gibi hemen cevap verdi:

— Nereden öğrenecek? Ona söylemeyeceksin. Her şeyi sessizce halledeceksin. Sonra gerekirse, bunu malın güvenliği için yaptığımızı söylersin. Bunda kötü ne var?

Murat’ın içinde bir ikilik vardı; fakat annesinin baskısı sonunda ağır bastı. Fatma oğlunun hangi noktadan etkileneceğini çok iyi bilirdi. Ona, çocukluğundan beri annesinin sözünü dinlediğini, kendisi için yıllarca çalışıp didindiğini, dünyada ondan başka kimsenin Murat’ın iyiliğini gerçekten istemeyeceğini tekrar tekrar hatırlattı.

Ekim başında Murat bağış sözleşmesi için gerekli evrakları hazırlattı. Normalde böyle bir işlem için diğer hissedarın, yani Elif’in de onayı gerekiyordu. Fakat Murat bu engeli aşmanın bir yolunu buldu. Fatma’nın tanıdığı bir noter, işlemlerin yürütülmesinde yardımcı oldu. Murat, Elif’in imzasını taklit etti; belgeler de resmi kayıtlara geçirilmiş gibi düzenlendi.

Böylece ev artık Fatma’nın üzerine görünüyordu.

Planın ikinci ayağı birikimlere el koymaktı. Elif’in Murat’ın ulaşamadığı ayrı bir hesabı vardı. Ancak çiftin büyük harcamalar için para biriktirdiği ortak bir hesapları da bulunuyordu. Orada azımsanmayacak bir meblağ vardı; yıllarca yapılan fedakârlıkların, ertelenmiş isteklerin, küçük küçük biriktirilen paraların karşılığıydı.

Murat bu hesabı tamamen boşalttı. Elif işteyken bankaya gitti ve paranın tamamını nakit olarak çekti. Bunu bir günde, hiç zorlanmadan yaptı.

Ardından paranın hepsini ablası Zeynep’e teslim etti.

Zeynep başka bir şehirde yaşıyordu. Uzun zamandır kendi işini kurma hayalleri vardı. Bir dönem güzellik salonu açmaktan söz ederdi, sonra çiçekçi dükkânı düşünürdü, bazen de bambaşka bir işe heveslenirdi. Hayalleri sık sık değişirdi; değişmeyen tek şey, bunları gerçekleştirecek parasının olmayışıydı.

Murat, içinde para bulunan zarfı ablasına uzatırken sesini alçalttı:

— Zeynep, bunu al. İşini kurarsın. Ama kimseye söyleme, özellikle de Elif’e.

Zeynep şaşkınlıkla zarfı elinde tarttı.

— Bu para nereden çıktı?

— Biriktirdim, — dedi Murat. — Kendi param. Sana yardım etmek istedim.

Zeynep daha fazla soru sormadı. Para paraydı; nereden geldiğini kurcalamak işine gelmedi. Zarfı aldı, yüzü aydınlandı ve sevinç içinde oradan ayrıldı.

Şükrüye'nin Penceresinden