“Evi annemin üzerine geçirdim, biriktirdiğimiz parayı da ablama verdim!” diye kahkaha atarak boşanma davasını açtı

Hikâyeler
Adaletsizlik içimi paramparça ediyor.

Zeynep, eve doğru giderken çoktan geleceğe dair hesaplar yapmaya başlamıştı.

Murat ise kendini büyük bir iş başarmış gibi görüyordu. Annesinin derdine koşmuş, ablasının önünü açmıştı. Üstelik mal varlığını, karısının ileride ortaya atabileceği hak iddialarından da koruduğunu sanıyordu. Fatma da oğlunu durmadan övüyor, ne kadar akıllı ve tedbirli davrandığını söylüyordu.

— Artık her şey güvence altında, — dedi kayınvalidesi. — Aferin sana oğlum. İşte gerçek erkek böyle olur.

Geriye yalnızca Elif’i “devre dışı bırakmak” kalmıştı. Murat daha fazla bekleyemeyeceğini biliyordu. Er ya da geç Elif, ortak hesaptaki paranın çekildiğini fark edecekti. Bu yüzden hamleyi önce kendisi yapmalıydı.

Ekim ayının ortalarında Murat, boşanma dilekçesini mahkemeye sundu. Bunu da Elif’ten gizli yaptı. Gerekli evrakları topladı, dilekçeyi hazırladı ve sessizce adliyeye götürüp teslim etti.

Boşanma sebebi olarak da kâğıt üzerinde “karakter uyuşmazlığı” ve “evlilik birliğinin devamının mümkün olmaması” yazılmıştı. Hâkim, ön inceleme duruşması için bir ay sonrasına gün verdi.

Murat’ın, Elif’i kaçınılmaz sona alıştırmak için yeterince zamanı vardı.

20 Ekim akşamı eve neşeli bir hâlde döndü. Antrede ayakkabılarını çıkarırken kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu.

Elif mutfakta akşam yemeğini hazırlıyordu. Emre ise masaya oturmuş, önündeki kâğıda hevesle bir şeyler çiziyordu.

— Anne bak, ejderha çizdim! — diye sevinçle seslendi çocuk.

Elif sofraya tabakları dizerken gülümsedi.

— Çok güzel olmuş oğlum. Murat, yemek yiyecek misin?

— Birazdan, — diye karşılık verdi Murat ve odasına geçti.

Elif onun üstünü değiştirmeye gittiğini düşündü. Fakat Murat neredeyse bir dakika bile geçmeden geri döndü. Mutfağın kapısında durdu, omzunu duvara yasladı.

Yüzünde tuhaf, yapay bir gülümseme vardı. İnsanların birini etkilemek ya da şaşırtmak istediklerinde takındıkları türden bir ifade.

— Emre, odana git, biraz orada oyna, — dedi oğluna.

— Ama daha yemeğimi yemedim ki! — diye itiraz etti çocuk.

— Git dedim.

Murat’ın sesi karşı çıkmaya yer bırakmıyordu. Emre homurdanarak nefesini verdi ama babasına itaat etti. Çizdiği resmi aldı, odasına doğru yürüdü.

Elif’in içine bir şüphe düştü. Murat ancak önemli bir şey söyleyeceği zaman böyle davranırdı. Genellikle de bu “önemli şey” pek hoş olmazdı.

— Ne oldu? — diye sordu Elif, ellerini mutfak havlusuna kurularken.

Murat sanki sahnedeymiş gibi kısa bir sessizlik bıraktı. Sonra kelimeleri ağır ağır, tadını çıkarırcasına söyledi:

— Boşanma davası açtım. Ha, bir şey daha var.

Elif olduğu yerde donup kaldı. Duyduğu sözler zihnine yavaş yavaş ulaşıyordu. Boşanma mı? Neden? Niçin?

— Anlamadım, — dedi alçak bir sesle. — Sen neden bahsediyorsun?

— Evliliğimizin bittiğinden bahsediyorum, — dedi Murat, yüzündeki sırıtışı bozmadan. — Bir de işin en eğlenceli tarafı ne biliyor musun? Artık hiçbir şeyin yok.

Bunu söyleyince kahkaha attı. Sanki çok komik bir fıkra anlatmış gibi yüksek sesle güldü.

— Daireyi annemin üzerine geçirdim. Ortak hesaptaki bütün parayı da çektim, ablama verdim; iş kuracak. Yani boşuna bir şey umma. Elinde hiçbir şey kalmadı.

Elif, karşısında duran adama baktı. Bir zamanlar kocası olan bu insanı dikkatle süzdü; söylediklerinin gerçek olup olmadığını anlamaya çalıştı. Belki de Murat acımasız bir şaka yapıyordu.

Ama gözleri her şeyi ele veriyordu. Bu bir şaka değildi.

— Bir daha söyle, — dedi Elif sakin ama çok kısık bir sesle. — Doğru anladığımdan emin olmak istiyorum.

— Memnuniyetle! — diye neşelendi Murat. — Daire artık senin değil. Para da yok. Hepsini hallettim. Şimdi eşyalarını toplar, kendine kalacak bir yer ararsın. Boşanma davasını da açtım zaten. Yakında benim sorunum olmaktan tamamen çıkacaksın.

— Bunu ne zamandır planlıyordun?

— Epeydir, — diye elini salladı Murat. — Annem akıl verdi. Hep derdi zaten, mal mülk güvenilir elde tutulmalı diye. Kadın dediğin gelip geçicidir. Bugün vardır, yarın yoktur.

— Anladım, — dedi Elif başını hafifçe sallayarak.

Arkasını döndü ve yatak odasına gitti. Murat mutfakta kaldı; kendinden son derece hoşnuttu. Elif’in ağlamasını, bağırmasını, sinir krizi geçirmesini bekliyordu. Fakat karısı şaşırtıcı derecede sakindi.

Elif yatak odasında dolabı açtı. Evrakların bulunduğu dosyayı çıkardı. Sayfaları tek tek çevirdi. Dairenin tapu kaydını, satış sözleşmesini, banka hesap dökümlerini ayırdı.

Her şey yerli yerindeydi.

Dosyayı alıp mutfağa geri döndü. Murat masaya oturmuş, çorbasını bitiriyordu. Anlaşılan bu konuşma iştahını kabartmıştı.

— Murat, — dedi Elif, belgeleri masanın üzerine bırakırken. Sesi hâlâ ölçülüydü. — Sen gerçekten her şeyin bu kadar kolay olduğunu mu sanıyorsun?

Murat alaycı bir gülüşle kaşığını bıraktı.

— Ne yani, şüphen mi var?

— Var. Daire ikimizin adına kayıtlı. Onu annenin üzerine geçirebilmen için benim açık rızam gerekirdi. Ben böyle bir onay vermedim.

— Verdin. Sadece hatırlamıyorsun, — dedi Murat umursamazca.

— İmzam taklit edildi, öyle mi?

— Ne olmuş? İşlem çoktan yapıldı. Bundan sonra bir şeyi değiştirmek için geç kaldın.

Elif dudağını hafifçe ısırdı. Yavaş ve düzenli nefes almaya çalıştı. Sakin kalmalıydı; öfkeye, paniğe, gözyaşına teslim olmamalıydı.

— Peki, — dedi. — Hesaptaki parayı da benden habersiz çektin?

— Ortak hesaptı. Hakkım vardı.

— Çekmeye hakkın olabilir. Ama o para aile ihtiyaçları için kullanılmadı. Ablana verdin. Bu, ortak aile bütçesinin kötüye kullanılması demek.

— İspatla bakalım! — diye burnundan soludu Murat.

— İspatlayacağım, — dedi Elif.

Belgeleri toparladı, telefonunu da eline aldı.

— Murat, imza sahteciliğinin suç olduğunu biliyorsun değil mi? Sahte bir imzanın bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkarılması hiç de zor değil.

— Kim uğraşacak bunlarla? — diyerek elini küçümsercesine salladı Murat. — Kimse bunun peşine düşmez.

— Ben düşeceğim, — diye cevap verdi Elif aynı sakinlikle. — Mahkemede görüşürüz. Orada kimin elinde hiçbir şey kalmayacak, hep birlikte görürüz.

Murat yemek yemeyi bıraktı. O akşam ilk kez yüzüne belli belirsiz bir kuşku gölgesi düştü.

— Beni tehdit mi ediyorsun?

— Hayır. Sadece bundan sonra işlerin nasıl ilerleyeceğini anlatıyorum. Sen boşanma davası açtın; tamam. Ben de davaya katılacağım. Aynı zamanda bağış işleminin iptali, mal paylaşımı ve benim rızam olmadan hesaptan çekilen para için tazminat talebinde bulunacağım.

— Hadi oradan! — diye homurdandı Murat. — Her şey olup bitti. Hiçbir şeyi kanıtlayamazsın.

— Bakacağız, — dedi Elif omuz silkerek.

Sonra arkasını döndü ve mutfaktan çıktı. Murat masada tek başına kaldı. Biraz önce ona çok lezzetli gelen akşam yemeği, birden tadını kaybetmişti.

Sonraki iki hafta ağır bir sessizlik içinde geçti. Murat, kendi evinde sanki patlamaya hazır bir yanardağın üzerinde yaşıyormuş gibi dolaşıyordu. Elif ne kavga çıkardı ne bağırdı ne de gözyaşı döktü. Sadece işlerini sessizce yapmaya devam etti. Sabah işe gidiyor, akşam eve dönüyor, Emre için yemek hazırlıyor, çocuğu yatırıyordu.

Murat’la konuşması ise neredeyse yok denecek kadar azdı. Yalnızca zorunlu olduğunda, yalnızca Emre hakkında birkaç kelime ediyordu.

Murat bu sakinliğin ne anlama geldiğini çözemiyordu. Öfke beklemişti, yalvarma beklemişti, tehdit ve gözyaşı beklemişti. Fakat Elif hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Bu tavır, herhangi bir bağırıştan çok daha fazla huzurunu kaçırıyordu.

Birkaç kez konuşmayı denedi.

— Elif, oturup şu durumu sakince değerlendirelim mi?

Elif kitabından başını bile kaldırmadan cevap verdi:

— Mahkemede değerlendiririz.

— Belki de fazla büyütüyorsun. Her şey sandığın kadar korkunç değil.

— Bakacağız.

Şükrüye'nin Penceresinden