“Mehmet, sen erkek misin değil misin? Karının sana ne yapacağını söylemesine niye izin veriyorsun?” diye çıkıştı Fatma, Ayşe geceyarısı kulak misafiri olup sabah eşyalarını toplamaya karar verdi

Hikâyeler
İhanet kokan bu davranış kabul edilemezdi.

Fatma’nın bakışları valize çakılı kaldı.

— Sen aklını mı kaçırdın?

— Belki de, — dedi Ayşe sakin bir sesle. Valizi kapının yanına doğru çekip bıraktı.

— Ayşe! Ayşe, derhâl buraya gel! Bu ne saçmalık böyle?

Ama Ayşe çoktan pardösüsünü askıdan almış, giymeye çalışıyordu. Fatma telaşla bir o yana bir bu yana dolandı, sonra onun koluna yapıştı.

— Ne yaptığının farkında mısın sen? Mehmet bunu duyunca kahrolur! Çocuklar ne düşünecek?

— Çocuklar artık küçük değil, — dedi Ayşe. — Anlarlar.

— Sen delirmişsin! Vallahi delirmişsin! Bir konuşma yüzünden mi bütün bunlar?

Ayşe birden durdu, ağır ağır ona döndü.

— Bir konuşma mı? Fatma Hanım, siz otuz beş yıldır benimle böyle konuşuyorsunuz.

— Ben seninle gayet düzgün konuşuyorum!

— Düzgün mü? — Ayşe acı bir gülüşle başını salladı. — Ahmet hastalandığında ne demiştiniz, hatırlıyor musunuz? İki yıl önceydi.

— Ne olmuş?

— Üç hafta hastanede başında bekledim. Siz de Mehmet’e, “Ayşe ev işlerinden kaçmak için hastanede oyalanıyor,” dediniz.

— Ben öyle bir şey söylemedim!

— Söylediniz. Hem de yüzüme karşı söylediniz. Peki Elif’in mezuniyet günü? Onu da mı unuttunuz? Kızcağız kendine yeni bir elbise almıştı, ne kadar da yakışmıştı. Siz ise “Boşuna para saçmış, ailesi de zaten cimri,” dediniz.

Fatma’nın yüzü kızardı.

— O… öyle olmadı.

— Aynen öyle oldu. Bunun gibi daha nicesi var. Yüzlercesi var, Fatma Hanım. Yüzlercesi!

Tam o sırada kapının kilidinde anahtar döndü. Mehmet eve gelmişti.

— Selam! — diye neşeyle seslendi. — Bugün biraz erken… — Koridordaki valizi görünce sözü yarım kaldı. — Bu da ne?

— Karın kendini kaybetti! — diye atıldı Fatma. — Evi terk edecekmiş!

Mehmet önce Ayşe’ye, sonra annesine, ardından valize baktı.

— Ayşe… gerçekten mi?

— Evet, gerçekten.

— Ama neden? Ne oldu?

— Bilmiyor musun?

— Hayır!

Ayşe girişteki küçük pufa oturdu. Yüzü solgundu ama sesi titremiyordu.

— Mehmet, dün annenle konuşmuştun. Hatırlıyorsun, değil mi?

Mehmet’in rengi bir anda attı.

— Sen… duydun mu?

— Her kelimesini. Ne kadar nankör olduğumu, haddimin bildirilmesi gerektiğini, seni kıymetini bilmediğimi…

— Ayşe, mesele öyle değildi… Biz öyle…

— Öyle ne değildi? — Ayşe ayağa kalktı. — Öyle söylemediniz mi? Yoksa benden mi bahsetmiyordunuz?

— Annem sadece dün olanlara sinirlenmişti…

— Dün olanlar mı? — Ayşe’nin sesi yükseldi. — Telefonu açmadım diye mi? Çünkü size yemek hazırlıyordum! Size, ikinize!

— Ayşe, lütfen sakin ol…

— Hayır, sakin olmayacağım! Gerçeği duymak ister misin Mehmet? Ben otuz beş yıl boyunca iyi bir eş olmaya çalıştım. Yemek yaptım, çamaşır yıkadım, çocuk büyüttüm, hastalandığında başında bekledim, evin yükünü sırtladım. Peki karşılığında ne gördüm?

— Ne diyorsun sen? Biz normal bir aileyiz.

— Normal mi? — Ayşe’nin dudaklarından kırık bir kahkaha çıktı. — Bir erkeğin, karısını annesiyle arkasından çekiştirdiği eve normal aile mi denir?

— Biz seni çekiştirmedik!

— Öyle mi? Peki ne yaptınız? Hava durumunu mu konuştunuz? — Sonra Fatma’ya döndü. — Ya siz? Siz kimsiniz de bana nasıl yaşayacağımı söylüyorsunuz?

— Ben onun annesiyim! — dedi Fatma öfkeyle.

— Onun annesisiniz. Benim değil. Ben size hiçbir şey borçlu değilim.

— Elbette borçlusun! Saygı göstermek zorundasın!

— Neden? Beni küçümsediğiniz için mi? Her işime karıştığınız için mi? Oğlunuzu bana karşı doldurduğunuz için mi?

— Mehmet! — Fatma elini göğsüne bastırdı. — Duyuyor musun, benimle nasıl konuşuyor?

— Duyuyorum, — dedi Mehmet alçak sesle.

— Peki? Buna izin mi vereceksin?

Koridora ağır bir sessizlik çöktü. Ayşe gözlerini kocasına dikti. Bekledi. Sanki otuz beş yılın cevabı o birkaç saniyeye sığmıştı. Şimdi belli olacaktı; Mehmet kimi seçecekti.

Mehmet sonunda derin bir nefes aldı.

— Anne… belki de gerçekten böyle konuşmamalıydın.

— Nasıl yani? — Fatma inanamaz gibi baktı.

— Ayşe hakkında böyle konuşmamalıydın.

— Demek şimdi onun tarafını tutuyorsun?

— Kimsenin tarafını tuttuğum yok. Sadece… o benim karım. Otuz beş yıldır karım.

Fatma’nın ağzı açıldı, kapandı; söyleyecek söz bulamadı. Sonunda çantasını hışımla kaptı.

— Güzel! Çok güzel! Demek artık bana ihtiyacınız kalmadı!

— Anne, bunun konuyla ne ilgisi var?

— Çok ilgisi var! Ben ömrümü sizin için harcadım. Şimdi de… — Kapıya yöneldi. — Peki, madem öyle. Bensiz yaşayın bakalım!

Kapıyı sertçe çekip çıktı.

Koridorda yalnız kaldılar. Mehmet yavaşça Ayşe’ye yaklaştı.

— Ayşe… Bunu böyle yapmak şart mıydı? Annem artık yaşlı.

Ayşe ona baktı; gözlerinde öfkeden çok derin bir yorgunluk vardı.

— Mehmet, — dedi bitkin bir sesle.

Şükrüye'nin Penceresinden