— Sen gerçekten hiçbir şeyi anlamamışsın.
— Neyi anlamamışım? — Mehmet, antredeki küçük sehpaya ilişti, yüzünü ona çevirdi. — Anlat bana.
Ayşe uzun uzun kocasına baktı. Şakaklarına düşen aklar, yorgun gözleri, yılların ince ince çizdiği kırışıklıklar… Ne kadar tanıdık, ne kadar sevdiği bir yüzdü bu.
— Mehmet, — dedi alçak sesle. — Sen beni seviyor musun?
— Elbette seviyorum! Bu nasıl soru şimdi?
— Öyleyse annen beni kırarken neden susuyorsun?
— Söyledim ya… Sen de öyle konuşmasaydın…
— Mehmet, bunu şimdi söylüyorsun. Dün susuyordun. Otuz beş yıldır susuyorsun!
Mehmet elini alnına götürüp ovuşturdu.
— Ayşe, o benim annem. Ona nasıl sert çıkayım?
— Bana çıkabiliyorsun ama, öyle mi?
— Bununla ne ilgisi var?
— Çok ilgisi var! — Ayşe ayağa kalktı. — Ben de insanım. Benim de kalbim var, gururum var.
Mehmet cevap vermedi. Bakışlarını yere indirdi.
— Biliyor musun, — diye sürdürdü Ayşe, — annen bir konuda haklı. Ben gerçekten değiştim.
— Neyin değişti senin?
— Eskiden korkardım. Seni incitmekten korkardım, annen alınır diye çekinirdim. “Dayan Ayşe,” derdim kendi kendime. “Bir gün alışır, bir gün kabul eder.”
— O seni çoktan kabul etti.
— Kabul mü etti? — Ayşe acı acı güldü. — Beni ancak evin hizmetçisi gibi kabul etti. Konuşmayan, itiraz etmeyen, ne denirse onu yapan biri olarak.
— Ayşe, abartıyorsun…
— Hayır, abartmıyorum. — Yeniden yanına oturdu, Mehmet’in elini tuttu. — Beni iyi dinle. Bu kez gerçekten dinle.
Mehmet ağır ağır başını salladı.
— Her şeyde suçlu benmişim gibi yaşamaktan yoruldum. Her sözümün hesabını vermekten yoruldum. Kendi evimde saygı görmeden nefes almaktan yoruldum.
— Ben sana saygı duyuyorum.
— O zaman neden arkamda durmadın? Otuz beş yılda bir kez olsun annene “Yeter artık,” diyemedin?
Mehmet uzun süre konuşmadı. Sonunda derin bir iç çekti.
— Bilmiyorum. Belki de… alıştım.
— İşte mesele bu. Sen alıştın. Ben ise artık alışmak istemiyorum.
— Peki şimdi ne olacak? — Gözü valize kaydı. — Gerçekten gidecek misin?
— Bilmiyorum, — dedi Ayşe dürüstçe. — Bu sana bağlı.
— Bana mı?
— Mehmet, ben yuvamı dağıtmak istemiyorum. Ama bugüne kadar nasıl yaşadıysak, bundan sonra öyle yaşayamam.
— Nasıl olsun istiyorsun?
— Senin benim kocam olmanı istiyorum; annenin sözünden çıkamayan küçük oğlu değil. Fikrimin önemsenmesini istiyorum. Bir de annenin bizim evimizde emir verir gibi konuşmamasını.
— Emir vermiyor ki…
— Veriyor. Bunu sen de biliyorsun.
Mehmet ayağa kalktı, daracık antrede huzursuz adımlarla gidip gelmeye başladı.
— Ayşe, ben bunu ona nasıl anlatacağım? Yıllardır böyle alışmış.
— Bu onun meselesi. Alıştığı gibi bırakmayı da öğrenecek.
— Söylemesi kolay…
Ayşe yanına gitti, sesini sertleştirmeden konuştu:
— Mehmet, karar vermen gerekiyor. Ya hayatımızı annen yönetecek ya da biz kendi evimizin düzenini kendimiz kuracağız. Bunun üçüncü bir yolu yok.
Mehmet bir müddet sessiz kaldı. Sonra kollarını Ayşe’nin omuzlarına doladı.
— Peki. Deneyelim.
— Neyi deneyeceğiz?
— Başka türlü yaşamayı. Annemin talimatları olmadan.
— Ya kırılırsa?
— Kırılır… sonra da gönlü alınır. Nereye gidecek?
Ayşe o gün ilk kez hafifçe gülümsedi.
— O zaman valizi kaldırabilir miyim?
— Kaldır.
Ayşe valizi yatak odasına götürdü. Az önce telaşla içine doldurduğu kıyafetleri birer birer çıkarıp yerlerine yerleştirmeye başladı. Mehmet kapının pervazına yaslanmış, onu izliyordu.
— Ayşe?
— Efendim?
— Dünkü tarhana çorbası gerçekten güzel olmuş muydu?
— Olmuştu. Hem de gayet güzeldi.
Mehmet’in dudaklarında mahcup bir tebessüm belirdi.
— Ben de öyle düşünmüştüm. Anneme öyle gelmiştir.
Akşam olunca Fatma aradı. Mehmet’le uzun uzun konuştu; sesi telefondan bile telaşlı ve kırgın geliyordu. Ayşe yalnızca kocasının cevaplarını duyabiliyordu.
— Hayır anne, kavga etmedik… Evet, her şey yolunda… Hayır, kimse seni dışlamıyor… Sadece bazı şeylerde anlaşmamız gerekiyor… Ne gibi mi? İnsan gibi konuşmak gibi…
Telefonu kapattığında Mehmet bir süre elindeki cihaza baktı, sonra Ayşe’ye döndü.
— Yarın gelmek istiyor. Konuşacakmış.
— Gelsin, — dedi Ayşe sakin bir sesle. — Ama bundan sonra konuşma şeklimiz değişecek.
— Nasıl değişecek?
— Eşit iki insan gibi konuşacağız. Ben artık terbiye edilmesi gereken küçük bir kız değilim.
Mehmet yavaşça başını eğdi.
— Anladım.
Ayşe o anda bir şeylerin gerçekten yerinden oynadığını hissetti. Belki hemen düzelmeyecekti, belki de bu değişim sonsuza kadar sürmeyecekti. Yine de bir kapı aralanmıştı.
Yıllardan sonra ilk kez, içinde yaşadığı evin gerçekten kendi evi olduğunu hissetti.
