Fatma derin bir nefes çekti; yüzüne bir anda kırmızı lekeler yayıldı.
— O köylü parçası… Buna nasıl cesaret eder! Ben ona…
— Anne, sus, — dedi Mehmet. Sesi alçaktı ama keskinliği tartışmaya yer bırakmıyordu.
O anda her şeyi anlamıştı. Ayşe olmadan elinde hiçbir şey kalmıyordu. Ne şirket, ne hesaplar, ne de o övündüğü eşyalar… Kendisi, başkasının attığı temel üzerine asılmış boş bir tabeladan ibaretti.
Ayşe ise otobüs durağındaki bankta oturuyordu. Telefonu durmadan çalıyordu; önce Mehmet, ardından kayınvalidesi, sonra yine Mehmet… Mesajlar peş peşe ekrana düşüyordu: “Sen ne yaptığını sanıyorsun?”, “Saçmalamayı bırak, hemen engeli kaldır”, “Eve gelince konuşuruz, ortalığı karıştırma.”
Ayşe, satırların birbiri ardınca belirmesini izledi. Her yeni mesajda öfke biraz daha büyüyor, çaresizlik daha açık görünüyordu. Sonunda telefonu kapattı. Ekran karardı; çevresine derin bir sessizlik çöktü.
Evliliklerinin ilk zamanlarında Mehmet’in ona söylediği söz geldi aklına: “Sen olmasan başaramazdım, Ayşe.” O zaman buna inanmıştı. Minnet sanmıştı, sevgi zannetmişti. Oysa Mehmet teşekkür etmiyordu; yalnızca alıyordu. Ayşe sessiz kaldıkça, sırtını ona dayadıkça, her şey işine gelmişti. Ama bir gün misafirlerin önünde onun kim olduğunu söylemek gerekince, sofrada ona bir yer açmak icap edince, kapının dışını göstermişlerdi.
Otobüs durağa yanaştı. Ayşe ayağa kalktı, içeri girip cam kenarına oturdu. Karanlık şehir, pencerenin ardında ağır ağır akıp gidiyordu; soğuk, yabancı, umursamaz… Buna rağmen yıllardır ilk kez nefes almak ona bu kadar kolay geliyordu.
Madem o sofrada ona yer yoktu, o hâlde kendi hayatında da artık o insanlara yer kalmamıştı.
Üç gün sonra Mehmet kapısına geldi. Üstü başı dağınıktı, gözlerinin altında koyu halkalar vardı. Eşiğin önünde bir süre sustu; söze nereden başlayacağını bilemiyordu.
— Ayşe, hadi böyle çocukça şeyler yapmayalım. Sonuçta biz bir aileyiz.
Ayşe kapıyı ardına kadar açmadı. Sakin bir ifadeyle eşikte durdu.
— Aile mi? Herkesin içinde salondan kovulan kişi mi aile? Annenin kendine layık görmediği kadın mı?
— Annem hata etti, biliyorum. Ama tek bir akşam yüzünden her şeyi yıkacak değilsin ya.
— Ben hiçbir şeyi yıkmadım, — dedi Ayşe, öfkeye kapılmadan. — Sadece bana ait olanı geri aldım. Şirket benim üzerime kayıtlı. Hesaplar benim. Ben sustuğum sürece sen kullandın.
Mehmet dişlerini sıktı. Kendini toparlamaya çalışıyordu ama sesi istemeden titredi.
— İntikam alıyorsun. Bunun adı düpedüz intikam.
Ayşe başını hafifçe iki yana salladı.
— Hayır. İntikam, can yakmak istediğinde olur. Benimse artık umurumda bile değilsiniz.
Kapıyı kapattı. Mehmet bir dakika kadar orada öylece kaldı, sonra dönüp gitti. Bir daha da gelmedi.
Fatma yaklaşık bir ay boyunca yazmayı sürdürdü; tehditlerle, hakaretlerle dolu uzun uzun mesajlar gönderdi. Ayşe ise onları açmadan siliyordu.
