“Aç kapıyı, bundan sonra senin dairede yaşayacağız!” diye kapıya dayanan kayınvalidenin tehdidine alaycı bir sakinlikle polise haber veren Elif

Hikâyeler
Bu haksızlık içimi yakıyor, adalet istiyorum.

— …siz de bana böyle mi karşılık veriyorsunuz!

Elif yorgun bir nefes bıraktı. Artık tartışmanın aynı yerde dönüp durduğunu hissediyordu.

— Lütfen evinize gidin, Fatma Hanım. Biraz dinlenin.

Fatma bir anda sandalyeden doğruldu.

— Evime mi? Benim evim neresiymiş? O gelini tarafından terk edilmiş oğlumun yanı mı? Şu daracık, insanın içini boğan yer mi?

— Bu durum geçici — dedi Elif, sesini yükseltmeden. — Mehmet’le aramızdaki meseleyi netleştirince herkesin ne yapacağı belli olur.

Fatma gözlerini kıstı.

— Ya netleşmezse? Ya boşanırsanız?

— O zaman herkes kendi yoluna gider.

— Yani bu daire sende kalacak, öyle mi? Benim oğlum da eli boş mu ortada kalacak?

İşte sonunda beklediği yere gelmişlerdi. Fatma’nın bu ziyaretinin asıl sebebi bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştı.

— Bu ev zaten başından beri benim — diye hatırlattı Elif. — Dedemden kaldı.

— Mehmet’i gerçekten sevseydin yarısını onun üstüne yapardın! — diye çıkıştı Fatma. — Doğru düzgün ailelerde her şey ortaktır!

— Doğru düzgün ailelerde insanların sınırlarına da saygı gösterilir.

— Ne sınırıymış bu? — Fatma’nın sesi iyice sertleşti. — Son zamanlarda böyle laflar uydurup duruyorsunuz. Eskiden herkes bir arada yaşardı, kimse sınır mınır demezdi!

— Gelinler de sessizce katlanırdı — dedi Elif.

— Kimse bir şeye katlandığı yoktu! — diye karşılık verdi Fatma. — Herkes yerini bilirdi, büyüklerine hürmet ederdi!

Bu sözlerden sonra konuşacak pek bir şey kalmadı. Fatma öfkeyle çantasını kaptı, kapıya yöneldi ve çıkarken kapıyı öyle sert çekti ki evin sessizliği bir anlığına sarsıldı. Elif, dedesinden kalan dairenin ortasında tek başına kaldı.

Akşam olunca Mehmet aradı.

— Elif, annem onu evden kovduğunu söyledi.

— Kovmadım — dedi Elif sakince. — Gitmesini rica ettim. İkisi aynı şey değil.

— Sana yardım etmeye çalışmış.

— Ben ondan yardım istemedim.

— Allah aşkına, Elif! — Mehmet’in sesinde tahammülsüzlük vardı. — Sen nasıl biri oldun böyle? Annem bizim iyiliğimizi düşünüyor, sen kadını kapı dışarı ediyorsun!

— Mehmet, annen bizim iyiliğimizi değil, kendi istediği düzeni düşünüyor. Hayatımızı o yönetmek istiyor.

— Bu doğru değil!

— Gayet doğru. Sen de bunun farkındasın ama kabul etmek istemiyorsun.

Mehmet bir anda patladı.

— Biliyor musun, istediğin kadar orada tek başına otur! Aklın başına geldiğinde de seni geri kabul eder miyim, onu da hiç sanmıyorum!

Elif telefonu sessizce kapattı. Mehmet’in tehditleri artık onu ürkütmüyordu. İçinde eskiden yükselen o panik, yerini tuhaf bir dinginliğe bırakmıştı.

Aradan bir hafta geçti. Elif dedesinin evine yavaş yavaş yerleşti. Eksik gedik işler için ustalarla görüştü, küçük tadilatlar planladı. Hayatı, ağır aksak da olsa yeniden rayına oturuyor gibiydi.

Cuma akşamı kapı zilinin ısrarlı sesi sessizliği böldü. Elif, kapı dürbününden baktığında merdiven boşluğunda Mehmet’le Fatma’yı gördü. Mehmet’in elinde büyük bir spor çantası vardı.

— Ne istiyorsunuz? — diye sordu kapının ardından.

— Aç kapıyı, konuşmamız gerekiyor! — diye seslendi Mehmet.

— Böyle de konuşabilirsiniz.

— Elif, saçmalama! Eşyalarımızı getirdim. Taşınıyoruz.

Elif birkaç saniye kapıya bakakaldı.

— Kim taşınıyor?

— Annemle ben. Sen birlikte olmamızı istemiyor muydun?

— Ben ilişkimizin ne olacağını konuşalım istedim. Hep birlikte aynı eve doluşalım demedim.

Bu kez Fatma’nın sesi duyuldu:

— Elif kızım, aç şu kapıyı. Komşular bakıyor.

— Baksınlar. Siz gidin.

Mehmet öfkeyle bağırdı:

— Burası benim de evim sayılır! Karı kocayız biz. Burada yaşamaya hakkım var!

— Hayır, yok. Daire benim üzerime kayıtlı.

— Polisi ararım! — diye tehdit etti Mehmet.

— Ara — dedi Elif buz gibi bir sesle.

Kapının öbür tarafında alçak sesli bir fısıldaşma başladı. Sonra Fatma daha yumuşak, neredeyse şefkatli görünmeye çalışan bir tonla konuştu:

— Elifçiğim, güzel kızım, çocukluk etme. Aç kapıyı da bir çay koyalım, insan gibi konuşalım.

— Konuştuk zaten. Lütfen evinize dönün.

Mehmet yeniden bağırdı:

— Elif, son kez söylüyorum! Kapıyı aç, yoksa kırarım!

— Deneyebilirsin. O zaman ben polisi ararım, geceyi karakolda geçirirsin.

Yeniden fısıltılar duyuldu. Ardından merdivenlerden uzaklaşan ayak sesleri geldi. Elif birkaç dakika daha bekledi. Sonra temkinli bir şekilde dürbünden baktı. Merdiven boşluğu bomboştu.

Ertesi gün bir avukattan randevu aldı. Saçları ağarmış, bakışları keskin kadın avukat onu dikkatle dinledi; araya girmeden bütün olanları anlattırdı.

Sonunda dosyanın üzerine ellerini koyup kesin bir ifadeyle konuştu:

— Eşinizin bu daire üzerinde herhangi bir hakkı yok. Burası sizin evlilikten önce, miras yoluyla edindiğiniz kişisel malınızdır.

Şükrüye'nin Penceresinden