“Aç kapıyı, bundan sonra senin dairede yaşayacağız!” diye kapıya dayanan kayınvalidenin tehdidine alaycı bir sakinlikle polise haber veren Elif

Hikâyeler
Bu haksızlık içimi yakıyor, adalet istiyorum.

— Boşanma gerçekleşse bile bu evden pay talep edemez, — diye ekledi avukat. — Hukuken durum gayet açık.

Elif’in boğazındaki düğüm biraz gevşedi.

— Peki ya zorla eve girmeye kalkarsa?

— Kilidi değiştirin ve gerekirse hemen şikâyetçi olun. Ayrıca vakit kaybetmeden boşanma davasını açmanızı öneririm.

Elif başını yavaşça salladı. İçinde günlerdir dönüp duran karar artık kesinleşmişti.

Eve döner dönmez bir çilingir çağırdı. Kapının kilidi değiştirildiğinde, sanki yalnız kapı değil, hayatının yönü de değişmiş gibiydi. Sonra telefonu eline aldı ve Mehmet’i aradı.

— Alo, — dedi Mehmet, sesi her zamanki gibi sertti.

— Mehmet, boşanma davası açacağım.

Kısa bir sessizlik oldu.

— Ne diyorsun sen Elif? Aklını mı kaçırdın?

— Hayır. Sadece kararımı verdim. Pazartesi günü evrakları teslim edeceğim.

— Dur bir dakika! Oturup konuşalım, böyle olmaz.

— Konuşacak bir şey kalmadı. Sen karını değil, anneni seçtin. Buna hakkın var. Ama ben kendi evliliğimde üçüncü kişi olmak istemiyorum.

— Elif!

— Hoşça kal, Mehmet.

Cevap beklemeden telefonu kapattı. Şaşırtıcı biçimde içi hafiflemişti; sanki uzun zamandır sırtında taşıdığı bir yük nihayet yere bırakılmıştı.

Pazartesi sabahı apartmandan çıkarken giriş kapısının yanında Fatma’yı gördü. Kadın onu bekliyordu. Yüzündeki ifade öfkeyle gerilmişti.

— Şimdi mutlu musun? — diye tısladı. — Yuvayı yıktın sonunda!

Elif sakince ona baktı.

— Ben yıkmadım. O yuva zaten çoktan dağılmıştı.

— Senin bencilliğin yüzünden!

— Hayır. Sizin sürekli araya girmeniz yüzünden.

Fatma’nın yüzüne kan hücum etti.

— Sen kendini ne sanıyorsun? Mehmet’i ben doğurdum, ben büyüttüm! Sen ise gelip hazır kurulu düzene kondun!

— İstenmediğimi anladığımda da çıktım gittim, — dedi Elif, sesini yükseltmeden.

— Nankör kadın! — diye bağırdı Fatma. — Çocuğu bile olmayan, kendinden başka kimseyi düşünmeyen birisin!

Elif’in içi bir an buz kesti. Bunu nereden biliyordu? Bu kadar özel, bu kadar yaralı bir konuyu ona Mehmet mi anlatmıştı?

Fatma durmadı.

— Evi elinde tutarak Mehmet’i kendine bağlayacağını mı sandın? Zavallı! O seni hiçbir zaman gerçekten sevmedi. Sadece katlandı.

Elif yorgun bir nefes aldı.

— Yeter artık. Lütfen gidin.

— Giderim elbette! Ama şunu aklına kazı: Yapayalnız kalacaksın. Kimse seni istemeyecek. Benim Mehmet’im ise senden kurtulduğu için gün gelecek çok mutlu olacak!

Fatma arkasını döndü, hızlı adımlarla uzaklaştı. Elif onun ardından baktı. Garip bir rahatlama yayıldı içine. Kırgınlık da vardı, acı da; ama en çok bitmişliğin huzuru vardı. Artık her şey gerçekten sona ermişti.

Boşanma süreci beklediğinden daha kısa sürdü. Mehmet ev üzerinde hiçbir hak iddia etmedi; yalnızca eşyalarını topladı ve gitti. Görüştüklerinde aralarında neredeyse tek kelime bile geçmedi.

Son karşılaşmalarında Mehmet, kapının eşiğinde durup acı bir ifadeyle konuştu:

— Annem haklıymış. Sen hep kendini düşündün.

Elif’in yüzü değişmedi.

— Sen de hep anneni düşündün, — dedi sakin bir sesle.

Mehmet buna karşılık veremedi. Başını çevirdi ve çıktı.

Aradan altı ay geçti. Elif evi baştan aşağı yeniledi. Perdeleri, koltukları, duvarların rengini, mutfağın düzenini kendi zevkine göre değiştirdi. Eskiden ona aitmiş gibi görünen ama içinde kendini misafir hissettiği daire, artık gerçekten onun yuvası olmuştu.

İş yerinde de işler yoluna girmişti. Üstleri ona daha iyi bir görev teklif etti. Daha fazla sorumluluk, daha iyi bir maaş ve en önemlisi kendi emeğinin karşılığını aldığı hissi… Elif, uzun zamandır ilk kez hayatının kendi ellerinde olduğunu duyumsuyordu.

Bir akşam marketten dönerken eski ortak tanıdıklarından Merve’ye rastladı.

— Elif! — dedi Merve sevinçle. — Ne kadar oldu görüşmeyeli! Nasılsın?

— İyiyim, hem de gerçekten iyiyim, — diye gülümsedi Elif. — Sen nasılsın?

— Ben de fena değilim. Bu arada geçenlerde Mehmet’i gördüm. Annesiyle alışverişteydi. Böyle… nasıl desem, çok bitkin görünüyordu.

— Biz boşandık, — dedi Elif.

Merve başını salladı.

— Biliyorum. Fatma herkese anlatıp duruyor. Seni çok kötü gösteriyor. Evi ellerinden aldığını söylüyor.

Elif hafifçe omuz silkti.

— O ev zaten başından beri benimdi.

— Ben anlıyorum tabii. Sadece… Duyduğuma göre Mehmet biriyle görüşüyormuş bir ara. Ama Fatma kadını da uzaklaştırmış. Uygun değilmiş, öyle demiş. Şimdi yine annesiyle birlikte yaşıyorlar.

Elif’in içinde ne öfke kabardı ne de üzüntü. Bu artık onun meselesi değildi.

— Neyse, ben kaçayım, — dedi Merve telaşla. — Seni görmek çok iyi geldi.

— Ben de sevindim, — dedi Elif.

Eve döndüğünde dairesi onu sessizlik ve sıcaklıkla karşıladı. Çaydanlığa su koydu, sevdiği çaydan bir fincan demledi. Sonra hafif bir müzik açtı ve koltuğuna yerleşti. Uzun zamandır bu kadar derin, bu kadar gerçek bir özgürlük duymamıştı.

Dışarıda kar yağıyordu. Elif pencerenin önünde durup ağır ağır süzülen taneleri izledi. Geleceği düşündü. Önünde açılan yol aydınlık görünüyordu; ihtimallerle, yeni başlangıçlarla doluydu. Ne hayatına hükmetmeye çalışan bir kayınvalide vardı artık ne de arkasında durmayı bilmeyen bir eş. Sadece kendisi, kendi evi ve kendi kararları…

Tam o sırada telefonu titredi. Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti:

“Elif, ben Mehmet. Yeni numaram. Görüşebilir miyiz? Seninle konuşmam gerekiyor.”

Elif mesajı bir kez daha okudu. Yüzünde ne şaşkınlık ne de tereddüt vardı. Parmağını ekranda gezdirdi, mesajı sildi. Ardından numarayı engelledi.

Geçmiş, ait olduğu yerde kalmalıydı. Elif’in geri dönmeye niyeti yoktu. Artık kendi evi, kendi hayatı, kendi planları vardı. Ve bundan sonra hiçbir kayınvalide, hiçbir zayıf sevgi, hiçbir eski pişmanlık bu düzeni yıkamayacaktı.

Şükrüye'nin Penceresinden