“Elif, sen iyice sınırı mı aştın, yoksa anlamazdan mı geliyorsun?” — kayınvalidesi mutfaktan gürleyerek bağırdı

Hikâyeler
Kapı ağzında utanç verici bir cüret yükseliyordu

Yardım etmek için kapıdan girmiyorsunuz. “Aileyiz” sözünü ancak evden pay koparmak, yerleşmek ve hak iddia etmek gerektiğinde hatırlıyorsunuz.

— Ne biçim konuşuyorsun sen! — diye parladı Fatma. — Ben sizin iyiliğiniz için uğraşıyorum! Oğlumun başkasının evinde sığıntı gibi yaşamasını görmek hoşuma mı gidiyor sanıyorsun?

— Emre sığıntı değil. O, iki yıldır “az kaldı, daha iyi kazanacağım” deyip duran, ama her ay maaş gününe kadar karısından borç isteyen yetişkin bir adam konumunda.

Emre tabağın kenarındaki tavuk kemiğini sertçe bıraktı.

— Bunu şimdi niye söylüyorsun?

— Çünkü her şey eşitmiş gibi davranmaktan bıktım. Madem burada aile meclisi kurdunuz, o zaman süslemeleri kaldıralım. Bu evin aidatını kim ödüyor? Ben. Geçen sonbahar annenizin yazlık borcunu kapatmasına kim destek oldu? Ben. İstersen rakamları da hatırlatırım. “İş yerinde ödeme gecikti” diye arabanın tamiri kimin cebinden çıktı? Yine benim. Şimdi de karşıma geçip zavallı oğlan kendini ev sahibi gibi hissetmiyor diyorsunuz.

— Yani başıma kakıyorsun, öyle mi? — Emre bir anda ayağa fırladı. — Ciddi misin sen?

— Hayır. Olanı söylüyorum. İkisi aynı şey değil.

Fatma avucunu masaya indirdi.

— Parayla ezdin sen onu! Asıl yüzün bu işte! Her şeyi fişe, hesaba, havaleye bağlıyorsun. Bir kadın kocasına saygı duyar; oturup onun muhasebesini tutmaz!

— Bir kadın, kendi mutfağında aptal yerine konmaya çalışılıyorsa kimseye hiçbir şey borçlu değildir, — dedi Elif keskin bir sesle. — Bir de şu “doğru hayat nasıl yaşanır” dersleriniz bitsin artık. Kendi evinizde buyruk verirsiniz. Burada değil.

Merve gergin bir tebessümle araya girmeye çalıştı:

— Ay hemen neden böyle diken üstüne çıkıyorsunuz? Sakin sakin konuşulabilir. Küçük bir hisse devredilir, mesele kapanır. Kocanın içi rahat eder, evin huzuru olur, annenin de yüreği ferahlar. Hem tadilat da aradan çıkar.

Elif acı acı güldü.

— Şu “tadilat da aradan çıkar” kısmı özellikle içimi ısıttı doğrusu. Planı da hazırladınız mı bari? Önce hisse, sonra ikamet, ardından “Merve teyze bir süre kalsın”, derken “şuraya yalnızca bir dolap koyacağız”, sonra “balkonu kapatalım, para ortak zaten”… En sonunda da nankör, küçük hesapçı olan yine ben olacağım, değil mi?

Emre yüzünü buruşturdu.

— Seninle konuşulamamasının sebebi bu işte. Her şeyin altında bir tuzak arıyorsun.

— Çünkü çoğu zaman o tuzak çoktan masaya oturmuş oluyor ve tavuğun son lokmasını yiyor.

Emre bir adım yaklaştı.

— Fazla ileri gidiyorsun.

— Hayır, Emre. Fazla ileri gitmek, annenin, karısı hayattayken onun evini ölçüp biçmesi ve hangi duvarın yıkılacağına karar vermesidir. Ben sadece olup bitene adını koyuyorum.

Fatma ellerini beline dayayıp ayağa kalktı.

— O zaman açık konuşalım. Ya bu evin hanımı havalarından vazgeçersin ya da bu evlilik uzun sürmez.

Elif kaşını hafifçe kaldırdı.

— Bu bir tehdit mi?

— Uyarı. Bir erkek, her gün kendisine “burası senin değil” denilen yerde yaşamaz.

— Öyle mi? Peki kendisi, annenizin fikirleri dışında bana ne önerdi?

— Önerdim! — diye çıkıştı Emre. — Düzgün bir düzen kuralım dedim! Sürekli “bu benim, bu anneannemden kaldı, buna dokunma” demeden yaşamak istedim. Ben burada müze görevlisi miyim?

— Sen görevli değilsin. Sen evliliği, gayrimenkule bedava giriş hakkıyla karıştırmış birisin.

— Al da başına çal o evini!

— Harika. Demek ki mesele çözüldü.

Elif poşeti pencerenin önüne bıraktı, koridordaki dolabın kapağını açtı ve Emre’nin eşyalarını tek tek dışarı çıkarmaya başladı. Mont yere düştü. Kot pantolon yanına atıldı. Spor çantası ayaklarının dibine kondu. Kablolarının, şarj aletlerinin dolu olduğu kutu da hepsinin üstüne bırakıldı.

— Ne yapıyorsun sen? — Emre şaşkınlıkla donakaldı.

— Ruh huzuruna kavuşmana yardım ediyorum. Madem burada bu kadar rahatsızsın, kapıdan girer girmez seni evin sahibi sayan yere git. Annene.

— Elif! — diye bağırdı Fatma. — Aklını mı kaçırdın sen?

— Tam tersine. Sanırım son beş yıldır hiç bu kadar ayık düşünmemiştim.

— Kocanı evden mi kovuyorsun?

— Hayır, Fatma. Sizin nedense aile diye adlandırdığınız sorunu evimden çıkarıyorum.

Emre dolaba doğru hamle yaptı, montunun kolunu yakaladı.

— Kes şu gösteriyi.

— Gösteri, siz benimle konuşmadan benim evimi bölüşmeye kalktığınız anda bitti. Şu an son perde oynanıyor. Oyuncular soldan çıkabilir.

İlk toparlanan Merve oldu. Yavaşça ayağa kalktı.

— Ben en iyisi gideyim. Açıkçası böyle hararetli şeyler bana göre değil.

— Çok yerinde bir karar, — dedi Elif başıyla onaylayarak. — Çantalarınızı da unutmayın. Zaten öyle anlamlı duruyorlar ki insanın bütün neşesini kaçırıyorlar.

Fatma’nın yüzü pancar gibi kızardı.

— Sen bunu nasıl söylersin! Ben senin iki katı yaşındayım!

— Ne değişiyor? Yaş, insana ölçü kazandırmalı; arsızlık değil.

— Nankör! Biz ona gönlümüzü açarak geldik!

— Gönül açarak gelen insan, kapıyı çalıp elinde bir tatlıyla gelir. Mezurayla ve eve kimin yerleşeceğine dair planla değil.

Emre elini uzatıp Elif’in dirseğinden tutmaya kalktı.

— Gel sakinleşelim. Olay çıkarmadan konuşuruz. Her şey konuşulur.

Elif kolunu sertçe çekti.

— Geç kaldın. Sakin konuşmak dün mümkündü, önceki gün mümkündü, geçen hafta mümkündü. Annen karıştığında “Anne, lütfen karışma” diyebilirdin. Demedin. Oturup benim bunu yutmamı bekledin. Yutmayacağım.

— Abartıyorsun.

— Sen de küçülüyorsun. Yarım daire uğruna kendini tabureyle birlikte satışa çıkardın.

Emre alaycı ve öfkeli bir gülüş attı.

— Tabii, ben hemen satılmış oldum. Sen de başımıza ermiş kesildin.

— Hayır. Ben sadece yorgunum. Bir de çok öfkeliyim. Üstelik bu, sizin aile tiyatronuzdan daha dürüst.

Fatma neredeyse tıslayarak konuştu:

— Yalnız kalacaksın. Bu huyla kimse sana dayanmaz.

— Ne güzel. En azından kimse koridorumu dolap ölçmek için kullanmaz.

— Sana kim ihtiyaç duyar ki!

— Bugün kesinlikle siz duymuyorsunuz. Bu bile başlı başına bayram sayılır.

Merve antrede dikilmiş, alçak sesle mırıldandı:

— Emre, hadi artık. Daha ne bekliyorsun?

Ama Emre yerinden kıpırdamadı. Elif’e sanki onu ilk kez görüyormuş gibi bakıyordu.

— Yani bu kadar mı? Böyle mi bitecek? Tek bir mesele yüzünden?

— Hayır, Emre. Mesele yüzünden değil. Senin yüzünden. Koca gibi değil, annenin uzantısı gibi davrandığın için. Her ciddi durumda verdiğin tek cevap “Elif, büyütme” olduğu için. Benim sırtımdan yaşamak sana rahat geldiği, üstüne bir de bütün anahtarları hemen eline vermiyorum diye kırıldığın için. En kötüsü de şu an bile sorunun ne olduğunu anlayamadığın için.

Emre çantayı öfkeyle kaptı ve eşyalarını içine tıkıştırmaya başladı.

Şükrüye'nin Penceresinden