“Elif, sen iyice sınırı mı aştın, yoksa anlamazdan mı geliyorsun?” — kayınvalidesi mutfaktan gürleyerek bağırdı

Hikâyeler
Kapı ağzında utanç verici bir cüret yükseliyordu

— Hepsi batsın, — diye homurdandı Emre. — Kendi kalende tek başına yaşa bakalım.

Elif dudaklarının kenarıyla acı acı güldü.

— Başka bir kelime bulsaydın keşke. “Kale” deyince sanki burada kuşatma altında kalmışım gibi oluyor. Gerçi düşününce pek de yanlış sayılmaz.

Fatma kapıya yöneldi. Eşiği geçmeden önce bir kez daha arkasına döndü.

— Kocasız kaldığında nasıl öteceğini de göreceğiz.

— Ben şimdiden hafif hafif mırıldanıyorum, — dedi Elif sakinlikle. — Üstelik şaşırtıcı biçimde kulağımı da tırmalamıyor.

— Cadı!

— Ama evraklarım tam, onu da unutmayın.

Emre kapıyı sertçe çekti, merdiven boşluğuna çıktı ve omzunun üzerinden seslendi:

— Anahtarı sonra getiririm.

— Zahmet etme. Kilidi bugün değiştireceğim.

— Sen aklını kaçırmışsın.

— Sen de sonuçlara şaşırmakta biraz geç kaldın.

Kapı arkalarından öyle bir çarptı ki antredeki ayna hafifçe titredi. Elif birkaç saniye olduğu yerde kıpırdamadan durdu. Merdivenlerden hâlâ Fatma’nın öfkeli söylenmeleri, araya da Emre’nin bıkkın “Anne, yeter artık” sesi geliyordu.

Sonra yavaşça iç kilidi çevirdi, zinciri taktı ve ancak o zaman derin bir nefes alabildi.

Evin sessizliği önce yabancı geldi. Ardından iyi geldi.

Mutfağa geçti, masaya baktı ve burnundan kısa bir ses çıkardı.

— Harika. Aile toplantısı dedikleri buymuş. Yarım tavuğu yediler, kompostoyu içtiler, suçlu yine ben oldum.

Tam o sırada cebindeki telefon titremeye başladı. Ekranda “Emre” yazıyordu.

Elif ekrana bir an baktı, sonra açtı.

— Evet?

— Sen ne yaptığının farkında mısın?

— Elbette. Evden üç fazla kişiyi çıkardım.

— Ben ciddi söylüyorum!

— Ben de şaka yapmıyorum.

— En azından annemin yanında yapmasaydın!

— Siz de en azından Merve teyzenin yanında benim evimi paylaştırmasaydınız. Bak, bugün hepimiz açısından talihsiz geçmiş.

— Beni küçük düşürdün.

— Hayır, Emre. Sen kendini küçük düşürdün. Ben yalnızca artık üstünü masa örtüsüyle kapatmayı bıraktım.

— Yine laflarına başladın.

— Sen de yine lafsız kaldın.

Hattın öbür ucuna kısa bir sessizlik çöktü.

— Bak, sen bir sakinleş. Yarın oturup konuşuruz.

— Hayır.

— Ne demek hayır?

— Yarın konuşmuyoruz. Yarın kalan eşyalarını alıyorsun. Saatini ben yazarım. İstersen yalnız gelme, yanında davul zurna getir; yeter ki yine kendi kendinize plan yapmayın.

— Beni gerçekten kapının önüne mi koyuyorsun?

— Ben zaten koydum. Sen sadece bunu kabullenmeye yetişemedin.

— Elif, bu bir evlilik sonuçta.

— Evlilik iki kişinin aynı tarafta durmasıdır. Biri yükü sırtlanıyor, biri mırıldanıp duruyor, üçüncü kişi de talimat dağıtıyorsa bunun adı evlilik olmaz. Akraba baskısı soslu, ortak hayat kılığında bir dolandırıcılık olur.

Telefondan kısa, sinirli bir gülüş duyuldu.

— Sen zaten hep serttin.

— Hayır. Ben uzun süre kolay lokmaydım. Sadece son kullanma tarihim geçti.

Aramayı kapattı ve telefonun sesini kıstı.

Bir dakika geçmeden cihaz yeniden titredi. Bu kez arayan Fatma’ydı. Elif ekrana baktı, iç çekti ama yine de açtı.

— Dinliyorum.

— Hâlâ her şeyi düzeltebilirsin, — dedi Fatma buz gibi bir sesle. — Kocandan özür dilersin. Benden de. Sonra insan gibi oturur konuşuruz.

— Neyi konuşacağız? Metrekareleri size kavgasız gürültüsüz nasıl hediye edeceğimi mi?

— Aileyi konuşacağız.

— Sizinle benim “aile” kelimesinden anladığımız şey pek aynı değil.

— Tabii. Sana göre aile, işine geldiği sürece aile.

— Hayır. Bana göre aile, birinin gelip benim belgelerime yabancı eliyle uzanmaması demek.

— Her şeyi kendinin sanıyorsun!

— Çünkü zaten benim. Düşünebiliyor musunuz, ne tatsız bir gerçek.

— Biz senin evinin tamamını istemedik! Uydurma! Sadece Emre güvende olsun istedik.

— Kimden güvende? İki yıl boyunca onu doyuran, idare eden, derdini dinleyen, maaş gününe kadar evi çeviren benden mi?

— Oğlum hakkında böyle konuşmaya cüret etme!

— Siz de benim evimde ev sahibesi gibi davranmaya cüret etmeyin.

— O bir erkek!

— Sözde evet. Hayatta ise şimdilik pek ikna edici değil.

Fatma öfkeden nefessiz kalmış gibiydi.

— Pişman olacaksın! Daha sen onun ayağına kendin geleceksin!

— Sanmıyorum. Ben ancak kedinin topu küvetin altına kaçınca yere eğilip sürünürüm. Onu da büyük bir keyifle yaptığım söylenemez.

— Sen nasıl bir…

— İyi akşamlar, Fatma Hanım.

Elif telefonu kapattı, ekranı masaya gelecek şekilde bıraktı ve tek kelime etmeden sofrayı toplamaya başladı. Tabakları lavaboya taşıdı. Mobilya kataloğunu geri dönüşüm poşetine attı. Üzerinde rakamlar, “dolap buraya”, “Merve’ye açılır yatak” gibi notlar bulunan defteri de aynı poşete gönderdi.

Son anda sayfalardan birini açıp birkaç satır daha okudu. “Emre sonra onunla yumuşak konuşacak.” Bir altında da: “Direnirse aile üzerinden bastırılacak.”

Elif istemsizce güldü.

— Yumuşak konuşacakmış. Tabii canım. Az kalsın duygulanıyordum.

Telefon yeniden öttü. Emre’den mesaj gelmişti: “Fazla ileri gittin. Annem ağlıyor.”

Elif hızlıca yazdı: “Ağlamasın. Merve teyze için ev ve yeni bir metre arasın.”

Cevap neredeyse anında geldi: “Benimle alay mı ediyorsun?”

Elif yazdı: “Hayır. Uzun zamandır ilk kez açık konuşuyorum.”

Sonra Zeynep’le olan sohbeti açtı ve şu mesajı gönderdi: “Bugün birini sözle öldürmediysem bu benim kişisel gelişimimdir.”

Zeynep yarım dakika sonra cevap verdi: “Dokuza kadar nöbetteyim ama şimdiden ayrıntı istiyorum. Kimi kovdun?”

Elif boş masanın, kapının yanındaki ekose çantanın fotoğrafını çekti. Altına yazdı: “Kocayı, kaynanayı ve çıkarma birliği gibi gelen teyzeyi. Evimi bölüşmeye gelmişler.”

Zeynep hemen görüntülü aradı.

— Tamam, — dedi selam vermeden. — Kamerayı çevir. Savaş alanını görmek istiyorum.

Elif telefonu mutfağa doğru döndürdü.

— Burası karargâhtı. Şurada tavuk yediler. Burada beni nereye sıkıştıracaklarını çizdiler. Şu köşede de akraba yerleştirme harekâtı planlanmış olmalı.

Zeynep ıslık çalar gibi bir ses çıkardı.

— Bu artık yüzsüzlük değil. Ev içinde işgal tatbikatı gibi bir şey.

— Ben de aşağı yukarı onu düşündüm.

— Peki Emre ne yaptı?

— Oturdu ve kafa salladı. Cılız ama kararlı biçimde. Sanki salon bitkisi birden noter olmaya karar vermiş gibi.

Zeynep kahkahayı bastı.

— Vallahi dilin keskin. Sonra?

— Sonrası belli. Kilidi değiştiriyorum. Onun kalan ıvır zıvırını topluyorum. Belgelerimi alıp almadığını kontrol ediyorum. Ardından da sanırım oturup yılın kötü gelini seçildiğimi kabulleniyorum.

— Ama “kendini dolandırmaya izin vermeyen kadın” dalında altın madalya senin.

Elif o akşam ilk kez içten bir gülümseme bıraktı yüzüne.

— En iğrenç tarafı ne, biliyor musun?

— Ne?

— Ben aslında hiç şaşırmadım.

Şükrüye'nin Penceresinden