“Anneciğim, bugün anaokulunda ne çizdim, bak!” diye sevinçle seslenen kızının gülüşü, kapısı aralık eve yaklaşınca içeriden gelen konuşmayı istemeden duyan annenin şoku

Hikâyeler
Sessizlik acı, adaletsiz ve tahammül edilemez bir yük.

“Yakında,” diyordum her defasında. Oysa bunu söylerken artık kendi sesime bile inanasım gelmiyordu.

Gecelerden biriydi. Hastanedeki nöbetim her zamankinden daha ağır geçmiş, eve döndüğümde bedenim yorgunluktan sızlamaya başlamıştı. Yine de içimdeki o kemiren şüpheye daha fazla dayanamadım. Telefonu elime aldım ve Murat’ı aradım.

Uzun uzun çaldı.

Tam kapatacakken hattın öbür ucundan tanımadığım bir kadın sesi duyuldu.

— Alo?

Parmak uçlarım buz kesti.

— Affedersiniz… Murat Yılmaz orada mı?

Kadın kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi:

— Duşta. Kim arıyor?

Tek kelime daha etmeden telefonu kapattım.

Kalbim göğsümün içinde deli gibi çarpıyordu; sanki kaburgalarımı kırıp dışarı fırlayacaktı. Yatağın kenarına oturdum, telefonu avucumda sımsıkı tutarken az önce ne yaşadığımı anlamaya çalıştım. Aklım, çaresizce açıklamalar üretmeye başladı: Belki bakıcıydı, belki komşuydu, belki uzaktan bir akrabaydı. Fakat o kadının sesindeki rahatlık, kendinden emin tavrı ve telaşsızlığı tesadüfen orada bulunan birinin hâline hiç benzemiyordu.

Yarım saat kadar sonra Murat geri aradı.

— Zeynep, aramışsın. Telefon öteki odadaydı, duymamışım.

Sesim neredeyse fısıltı gibiydi.

— Telefona kim çıktı?

— Ne bileyim… Herhâlde bir karışıklık oldu. Burada hatlar da tuhaf çekiyor.

Sözcükleri aceleyle dökülüyordu. Gergindi. Sanki biraz daha konuşursak ağzından saklamaya çalıştığı bir şey kaçacakmış gibi davranıyordu. Üstelemedim. Yorgun olduğumu söyledim ve konuşmayı bitirdim.

O geceden sonra doğru dürüst uyuyamadım. Düşüncelerim birbirine dolanıyor, içimdeki sıkıntı göğsüme taş gibi oturuyordu. Buna rağmen hâlâ mantıklı bir açıklama bulunabileceğine tutunmak istiyordum.

Bir hafta daha geçti.

Murat artık hiç aramaz oldu.

İşte o zaman gitmeye karar verdim.

İzin günlerimi ayarladım. Elif’in küçük sırt çantasına birkaç parça kıyafet koydum. Ona, babaannesini görmeye gideceğimizi söyledim. Kızım sevinçten yerinde duramadı. Yol boyunca durmadan konuştu; babasının bizi görünce nasıl şaşıracağını hayal edip kendi kendine gülümsedi.

Fatma’nın evine vardığımızda bizi derin bir sessizlik karşıladı. Avluda yabancı bir araba duruyordu. Bahçe kapısı kilitli değildi. Kapıyı çaldım, cevap veren olmadı. Elimi uzatıp itince kapı ağır ağır aralandı.

Tam o sırada içeriden sesler geldi.

— Hani gelmeyecekti? — dedi bir kadın, belli belirsiz öfkeyle.

— Böyle kalkıp çocukla geleceğini düşünmedim, — diye karşılık verdi Murat.

— Peki ona bir şey açıklamayı düşünüyor musun?

Olduğum yerde donup kaldım. Elif elimden tutuyordu; ne olduğunu anlamadan yüzüme bakıyordu.

— Sonra, — dedi Murat boğuk bir sesle. — Şimdi zamanı değil. Annem de odada.

Kadın küçümser gibi homurdandı.

— Ne annesi? O kadın iki haftadır rehabilitasyon merkezinde.

Gözlerimin önü karardı.

Kapıyı daha sert ittim ve girişe adım attım. Murat mutfak masasının yanında duruyordu. Yanında ise otuz beş yaşlarında, uzun boylu, koyu saçlı bir kadın vardı; üzerinde ev hâliyle giyilmiş bir sabahlık duruyordu.

Murat’ın yüzündeki kan bir anda çekildi.

— Zeynep… Sen burada mısın?

Cevap vermedim. Elif bana sokuldu.

— Baba? — diye seslendi ürkekçe.

Kadın, sanki kötü oynanmış bir dizinin içindeymişiz gibi, ağır ağır askıdan bir havlu aldı.

— Demek sen busun, — dedi soğuk bir alayla. — Meğer onun “geçici meselesi” senmişsin.

Murat iki eliyle başını tuttu.

— Göründüğü gibi değil…

O an içimde beklemediğim kadar garip bir sakinlik yayıldı. Sesim titremedi.

— Fatma nerede?

Murat gözlerini kaçırdı.

— Rehabilitasyon merkezinde. Rahatsızlığı artmıştı ama şimdi durumu dengede.

— Neden bana yalan söyledin?

— Ben… nasıl anlatacağımı bilemedim.

Bakışımı yanındaki kadına çevirdim.

— Peki bu kim?

Kadın, Murat’ın cevap vermesini beklemeden konuştu.

— Ebru. Bir yıldır tanışıyoruz.

Bir yıl.

Ne bağırdım ne ağladım. Sadece Elif’i kucağıma aldım.

— Sen annenin yanına gitmedin, — dedim. — Onun yanına geldin.

Murat bana doğru bir adım attı.

— Zeynep, dur. Her şey çok karışık. Ben ne yapacağımı bilemedim. Sen hep iştesin, sürekli yorgunsun. Biz zaten uzun zamandır birbirimizden uzaklaşmıştık…

Acı bir tebessüm dudaklarıma değdi.

— Uzaklaşmamak için başka bir kadının yanına yerleşip yedi yaşındaki kızını açıklamasız bırakmak iyi bir çözüm müydü?

Ebru kollarını göğsünde birleştirdi.

— Sana anlatacaktı. Sadece nasıl söyleyeceğini bilmiyordu.

— Elbette, — dedim alçak sesle. — Ne kadar ince bir düşünce.

Elif kollarımın arasında tir tir titriyordu; yüzünü boynuma saklayıp bana daha sıkı sarıldı.

Şükrüye'nin Penceresinden