Murat iki avucuyla yüzünü kapattı. Omuzları çökmüş, sesi neredeyse duyulmaz hâle gelmişti.
— Hepsinin farkındayım, dedi. Sadece bilmeni istedim.
Başımı hafifçe salladım. İçimde ne sevinç vardı ne de ona acıma isteği. Sanki bütün duygular çekilmiş, geriye yalnızca sessiz bir boşluk kalmıştı.
Yazın başında beklemediğim bir haber aldım. Başhemşire doğum iznine ayrılacaktı; bölüm sorumlumuz da onun yerine beni önermişti. Bu görev daha çok yük, daha yüksek maaş ve en önemlisi daha az gece nöbeti demekti.
Günlerce düşündüm. Altından kalkamamaktan korktum. Sonunda kabul ettim.
O karardan sonra hayatımızın rengi yavaş yavaş değişmeye başladı. Daha düzenli uyuyor, eve daha sık yemek yapıyor, hafta sonları Elif’i parka götürebiliyordum. İkimize birer bisiklet aldık; sahil yolunda dolaştık, kahkahalar attık, dondurma yedik, ördeklere ekmek ufaladık.
Bir gün hastaneye yeni bir doktor geldi. Kardiyoloji uzmanıydı; adı Kerem’di. Uzun boylu, sakin bakışlı, yumuşak gülümsemeli bir adamdı. Gözlerinin altında yorgunluk vardı ama tavırlarında insana güven veren bir dinginlik hissediliyordu. Bir nöbet çıkışı ağır bir hastayı taşırken bana yardım etti.
— Teşekkür ederim Zeynep Hanım, dedi içtenlikle. Siz olmasaydınız zorlanırdım.
Önce koridorlarda selamlaşmaya başladık. Sonra doktor odasında çaylarımızı aynı masada içtik. Yorgunluktan, izlediğimiz dizilerden, hastanedeki telaştan konuştuk.
Kerem bana yaklaşmaya çalışmıyordu. Meraklı sorular sormuyor, sınırlarımı zorlamıyordu. Sadece oradaydı; sessiz, nazik ve sabırlı bir şekilde.
Bir akşam beni evin önüne kadar bıraktı.
— Pencereleriniz çok aydınlık görünüyor, dedi arabadan inerken. Sıcak bir yuvaya benziyor.
İstemeden gülümsedim.
Bir hafta sonra Elif için bir kitap getirdi. Küçük bir kızla köpeğinin hikâyesini anlatan, resimleri güzel bir kitaptı.
— Size getirdim, dedi biraz mahcup. Sakıncası yoksa.
Elif önce ona, sonra bana dikkatle baktı.
— Teşekkür ederim, dedi. Siz iyi birisiniz.
Kerem’in yüzü kızardı.
Aramızdaki yakınlık acele etmeden, neredeyse usul usul büyüdü. Ben yeniden birine bağlanmaktan çekiniyordum. Yalanlardan, aldatılmaktan, tekrar kırılmaktan korkuyordum. Fakat Kerem’in yanında içimdeki gerginlik azalıyor, nefesim düzene giriyordu. Çocuğum olduğunu biliyordu. Boşandığımı da biliyordu. Buna rağmen benden hiçbir şey istemiyor, hiçbir kapıyı zorlamıyordu.
Bir akşam Elif, oyuncaklarını toplarken birden sordu:
— Anne, Kerem abi yine gelecek mi?
Elimdeki bardakla öylece kaldım.
— Neden sordun canım?
Başını eğdi.
— Onun yanındayken korkmuyorum.
Boğazım düğümlendi.
Bu sırada Murat giderek daha huzursuz biri hâline gelmişti. Bir iş arkadaşımla görüştüğümü öğrenmişti.
— Yerime birini buldun demek, dedi bir gün alaycı bir öfkeyle.
Sesimi yükseltmeden cevap verdim:
— Kimsenin yerini doldurmaya çalışmıyorum Murat. Sadece yaşamaya devam ediyorum.
Uzun süre sustu. Sonra bakışlarını kaçırdı.
— İkinizi de kaybettim.
— Bunu kendi ellerinle yaptın.
Yaz biterken Fatma vefat etti. İnme geçirmişti. Murat gece yarısı aradı; sesi kırık, çocuk gibi çaresizdi.
— Tamamen kimsesiz kaldım, diye fısıldadı.
Cenazeye gittim. Murat için değil. Her şeye rağmen Elif’in babaannesi olan kadının hatırı için.
Mezarlıkta Murat’ı görünce içim tuhaf oldu. Kamburu çıkmış, yüzü çökmüş, tanıdığım adamdan çok uzak birine dönüşmüştü.
— Beni affet Zeynep, dedi alçak sesle. Sahip olduğum her şeyi mahvettim.
Gözlerimi mezar taşından ayırmadım.
— Sen yalnızca evliliğimizi yıkmadın, dedim. Güveni de parçaladın.
Ağlamaya başladı.
Cenazeden sonra beni geri kazanmak için uğraşmayı bıraktı. Sadece Elif’i almaya geliyor, onunla yürüyüşe çıkıyor, bazen sinemaya götürüyordu. Zamanla Elif, babasının yanında yeniden gülümsemeye başladı.
Sonbaharda Kerem birlikte yaşamayı teklif etti.
— Şimdi değil, dedim dürüstçe. Zamana ihtiyacım var.
Başını anlayışla salladı.
— Beklerim.
Kış geldiğinde bana evlenme teklif etti. Ne gösterişli bir hazırlık vardı ne de yüzük.
Sadece gözlerimin içine bakıp şunu söyledi:
— Seni seviyorum. Elif’i de seviyorum. Siz benim ailemsiniz.
O an gözyaşlarımı tutamadım.
İlkbaharda evlendik. Sade, sessiz, üç kişilik bir mutlulukla.
Elif nikâhta elimi sımsıkı tutuyordu.
— Anne, dedi fısıltıyla, artık yine mutlu musun?
Onu kendime çektim.
— Evet, güneşim.
Bir yıl sonra oğlum dünyaya geldi. Kerem doğumhanede elimden hiç ayrılmadı.
— Tanıdığım en güçlü kadın sensin, dedi.
Murat da bebeği görmeye geldi. Beşiğin başında bir süre sessiz durdu.
— Sana benziyor, dedi usulca.
Başımı salladım.
Zamanla birbirimize karşı kırmadan konuşmayı öğrendik.
Bazı geceler hâlâ eski hayatımı hatırlıyorum. O saf inancımı, her şeyin düzeleceğine dair taşıdığım umudu düşünüyorum.
Sonra çocuklarımın düzenli nefeslerini duyuyorum ve içimde bir şey yerine oturuyor.
Hayatım yıkılmamıştı.
Sadece yeniden başlamıştı.
