“Sazan gibi ağzını kapatsın da ortalıkta gölge etmesin!” diye Ayşe’nin tarafına küçümseyerek el sallayan kayınvalidesi Fatma

Hikâyeler
Evdeki sessizlik utanç verici ve haksız.

“Üstelik Mehmet’le birlikte seni susturana kadar da böyle olacak. Bunu da aklına kazı: Bu ailede büyük benim. Düzeni ben kurarım. Ne dersem o olur.”

Fatma, işaret parmağını Ayşe’nin göğsüne sertçe bastırdı.

“Şu senin küçücük yuvan var ya… Bizim aileye girebilmenin bedeli sayılır. Seni, senin gibisini aramıza aldık diye şükretmen gerekir. O yüzden kıpırdanma. Haddini bil, kaz kafalı!” diye bağırdı.

Ayşe, gerçekten tokat yemiş gibi geriye çekildi. Utanç, öfke ve aşağılanmışlık aynı anda boğazına düğümlendi; ne nefes alabiliyor ne de tek kelime çıkarabiliyordu.

Tam o sırada kapı aralığında Mehmet belirdi. Pervaza yaslanmış duruyordu; yüzünden ne düşündüğünü anlamak mümkün değildi. Ama gözleri… Gözleri kararmış, donuklaşmıştı; sanki avını fark etmiş bir turna balığı gibi kıpırtısız ve tehlikeliydi.

Duymuştu. Hepsini.

“Anne,” dedi Mehmet. Sesi alçaktı, neredeyse şefkatli gibiydi; işte bu yüzden daha ürkütücü geldi. “Sen aklını mı kaçırdın? Bahar çarpması mı bu, yoksa başına yukarıdan buz mu düştü? Allah aşkına, sen ne saçmalıyorsun?”

Fatma, onun bu sakin tonunu kendi tarafına geçtiğinin işareti sandı ve küçümseyerek homurdandı.

“Oğlum! Sen anlat şuna bu evde düzen nasıl işler! Ben yalnızca hakikati söylüyorum. Evin erkeği sensin! Ailenin büyüğü benim! Bu daire artık bizim, ailemizin malı! Bu da…” Elini Ayşe’ye doğru savurdu. “Balık gibi ağzını kapatsın da gölge etmesin!”

Mehmet ağır ağır pervazdan doğruldu. Sesini yükseltmedi; aksine daha da bastırdı. Kelimeleri gıcırtılı, tehlikeli bir fısıltıya dönüştü.

“Tamam anne. Perde kapandı. Aşılacak ne kadar sınır varsa hepsini aştın. Gerçeklikle bağın iyice kopmuş. Şimdi sessizce giyinip çıkıyorsun. Kendi ayaklarınla mı, benim omzumda mı; sen seç. Bir kelime daha edersen ambulansı ararım, sakinleştiriciyle gelsinler. Şaka yapmıyorum.”

Fatma olduğu yerde taş kesildi.

“Mehmet?! Ben senin annenim! Canından canım! Sen bu… bu kadın yüzünden…”

“Evet, annemsin,” diye sözünü kesti Mehmet; sesinde ilk kez çeliğe benzer bir sertlik belirmişti.

Şükrüye'nin Penceresinden