Talepler akıl alır gibi değildi. Murat, mahkemeden dairenin yarısı üzerinde hak sahibi olduğunun kabul edilmesini istiyordu. Gerekçesi de evlilik süresince “taşınmazdan ayrılamayacak nitelikte tadilatlar yapmış, böylece evin değerini ciddi biçimde artırmış” olmasıydı.
Ardından bu sözde tadilatların listesi okundu: banyoya takılan o meşhur raf, mutfaktaki musluğun değiştirilmesi, salon duvarının boyanması… Hatta “konutun korunmasına katkı sağladığı” iddiasıyla düzenli fatura ödemeleri bile bu listeye eklenmişti.
Avukat sözlerini bitirince hâkim, yaşı ilerlemiş, yüzünde yorgun ama dikkatli bir ifade taşıyan bir kadındı, bakışlarını Ayşe’ye çevirdi.
— Sizin beyanınız nedir?
Ayşe ayağa kalktı. Aşkından, kırgınlığından, aldatılmışlık hissinden söz etmedi. Kalbinin diliyle değil, mesleğinin diliyle konuştu. Duygularla değil, belgelerle cevap verdi.
— Sayın Hâkim, dedi sakin ama kararlı bir sesle. Eski eşimin talebi hukuken tamamen dayanaksızdır. Söz konusu daire, evlilikten önce edinilmiş şahsi malımdır. Tapu kaydı da bunu açıkça göstermektedir.
Elindeki belgeyi masaya bıraktı.
— “Ayrılamaz tadilat” diye sunulan işlere gelince… Buyurun, bunlarla ilgili kayıtlar da burada.
Birer birer dosyadan kâğıtlar çıkardı.
— Bahsi geçen banyo rafının fişi burada. Bedeli 280 lira. Şu da tesisatçı faturası. Eski eşim musluğu “tamir etmeye” kalktığı için alt kattaki komşuların evi su bastı. Ortaya çıkan zarar 17.500 liraydı ve bu tutarı kendi maaşımdan ben ödedim. Bunlar da salon duvarının fotoğrafları. Kendisinin “boyadığını” söylediği duvarlar çizgi çizgi kalmış, parke lekeler içinde bırakılmıştı. Sonrasında bütün odayı yeniden yaptırmak için usta çağırmak zorunda kaldım.
Masaya her cümleden sonra yeni bir evrak konuyordu. Fişler, faturalar, fotoğraflar, banka dökümleri… Murat’ın büyük iddiası, Ayşe’nin sessizce biriktirdiği gerçeklerin altında eziliyordu.
Ayşe kısa bir an durdu, sonra hafifçe gülümsedi.
— Faturaların düzenli ödendiği iddiasına gelince… On yıllık banka hareketlerim burada. Görüleceği üzere evin giderlerinin yüzde doksanı benim hesabımdan karşılanmış. Şurada da eski eşimin hesap dökümleri var. Aynı dönemde kendisi, oldukça “fedakâr” biçimde pahalı oltalara, balık tutma gezilerine ve elektronik eşyalara yatırım yapmış.
Sözünü bitirdiğinde salona ağır bir sessizlik çöktü. Murat’ın avukatı, belli belirsiz öfkeyle müvekkiline baktı. Murat’ın yüzündeki kendinden emin ifade silinmiş, yerine solgun ve gergin bir hâl gelmişti. Adil paylaşım diye süslediği plan, herkesin gözleri önünde çökmüştü.
Ayşe son kez hâkime döndü.
— Bu koşullar altında eski eşimin evimden pay istemesini haklı bulmadığım gibi, yıllarca benim emeğim ve gelirimin üzerinde yaşamış olması nedeniyle aslında bana karşı ciddi bir maddi sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Fakat ben onun yaptığı gibi geçmişin hesabını pazarlığa dökmeyeceğim. Mahkemeden tek isteğim, kanunun gereğinin yerine getirilmesidir.
Hâkim kararını çok kısa sürede açıkladı. Murat’ın davası tüm talepleriyle reddedilmişti.
Duruşma salonundan çıkıp koridora geçtiklerinde Murat hızlı adımlarla Ayşe’nin arkasından yetişti. Sesi öfke ve çaresizlikle titriyordu.
— Sen… dedi dişlerinin arasından. Beni mahvettin. Herkesin içinde küçük düşürdün.
Ayşe durdu. Ona son kez baktı. Bakışlarında ne öfke vardı ne de intikam sevinci. Sadece uzak, soğuk bir acıma.
— Hayır Murat, dedi alçak ama net bir sesle. Sen kendini kendin mahvettin. Benim sevgimi ve benim yuvamı, parçalara ayrılıp bölüşülecek bir mal gibi gördüğün gün zaten her şeyi kaybetmiştin.
Sonra arkasını döndü ve adliye koridorunun uzun, yankılı boşluğunda yürümeye başladı. Bir kez bile geriye bakmadı. Artık önünde yeni ve hür bir hayat olduğunu biliyordu. Geçmişten geri aldığı kendi evinde, kendi emeğiyle kuracağı bir hayat… Ve o hayatın içinde, bir daha asla “payına düşeni” hesaplayan insanlara yer olmayacaktı.
