“Al sana, asalak!” diye bağıran Mehmet, tavayı başıma indirdi

Hikâyeler
Bu utanç verici sessizlik dayanılmaz bir ağırlık.

— Ne yaptığımı çok iyi biliyorum, — dedim. Bıçağı tezgâha bıraktım, ilk kez gözlerimi kaçırmadan yüzüne baktım. — Kendi hakkımı, kendi malımı koruyorum.

— Hangi maldan söz ediyorsun sen? — Bir adımda yanıma sokuldu; ister istemez masaya doğru geriledim. — Bu ev benim evim! Yirmi yıldır burada yaşıyorum ben!

— Bu daire bana ait, — sesimi mümkün olduğunca düz tuttum. — Annemden miras kaldı. Boşanma olunca da yine bende kalacak.

— Ne boşanması? — Gözleri irileşti, sanki söylediğim kelimeyi ilk kez duyuyordu. — Sen gerçekten kendinde misin?

— Hiç olmadığım kadar, — dedim. Bıçağı yeniden elime alıp lahanayı ince ince doğramaya devam ettim. Parmaklarım titriyordu ama belli etmemeye çalıştım. — Boşanacağız Mehmet. Bu iş artık geri dönmeyecek.

— Ben buna izin vereceğim mi sanıyorsun? — diye hırladı. Birden omzumu kavradı, parmakları etime acıyla gömüldü.

— Bırak, — dedim dişlerimin arasından.

— Bırakmayacağım! Sen benim karımsın. Benden öyle kafana göre kurtulamazsın!

— Anne, burada neler oluyor?

İkimiz birden kapıya döndük. Elif eşikte duruyordu. Yüzü kireç gibi bembeyazdı; iri gözlerinde korku donup kalmıştı.

— Bir şey yok kızım, — Mehmet bir anda yüzüne yapmacık bir gülümseme yerleştirip omzumu bıraktı. — Biz sadece… konuşuyorduk.

— Konuşuyordunuz, öyle mi? — Elif önce kızarmış bileklerime, sonra tezgâha saçılmış lahanalara baktı. — Baba, annemin yanından uzaklaş.

— Ne?

— Uzaklaş dedim. Hemen.

Mehmet şaşkınlıkla göz kırptı ama yine de bir adım geri çekildi.

— Elif, sen de mi onun tarafındasın?

— Ben aklı başında insanların tarafındayım, — dedi kızım. Mutfağa girip yanıma geldi. — Kafaya tabak çanak fırlatanların değil.

— Ben vurmadım! Sadece…

— Duydum, — diye kesti Elif. — Her şeyi duydum. Annemin morluklarını da gördüm. Yıllardır görüyorum.

— Elifçiğim… — Mehmet bu kez yumuşak bir ses takınmaya çalıştı.

Elif ona aldırmadı, bana döndü.

— Anne, gerçekten boşanma davası açtın mı?

Başımı salladım.

— Çok iyi yapmışsın, — dedi ve kolunu omuzlarıma doladı. — Hatta geç bile kaldın.

— Siz… ikiniz… — Mehmet’in yüzünün rengi attı. — Demek arkamdan iş çevirdiniz!

— Hayır, — dedim sakin ama kesin bir ifadeyle. — Elif bunu şimdi öğrendi.

— Ama annemi sonuna kadar destekliyorum, — diye ekledi kızım. — Baba, eşyalarını toplayabilirsin. Merve’nin yanına gidersin artık.

Mutfağa ağır bir sessizlik çöktü. Mehmet ağzı aralık, ne olduğunu kavrayamaz halde bize bakıyordu.

— Siz hepiniz delirmişsiniz, — diye zorla konuşabildi sonunda. — Ayşe, aklını başına al! Seni kim ister bundan sonra? Yaşlanmışsın, hastasın…

— Ben kendime lazımdım, — dedim. — Bu bana yeter.

— Hesaplarımı açtıracak mısın?

— Hayır. Mahkeme sonuçlanana kadar tedbir kararı devam edecek.

— Ne mahkemesi? Ben sana hiçbir şey borçlu değilim!

— Manevi tazminat borçlusun, — Elif araya girdi. — Yirmi yıl boyunca yaşattığın dayakların, hakaretlerin karşılığı. Ayrıca geriye dönük nafaka da var. Ben büyürken bana doğru düzgün bir kuruş harcamadın.

Mehmet elini göğsüne bastırdı.

— Sizin yüzünüzden kalp krizi geçireceğim, cadılar!

— Ambulans çağırayım mı? — diye sordum, sesimde en ufak telaş olmadan.

— Hiçbir şey istemiyorum sizden! — Kapıya doğru hışımla yürüdü. — Ben hallederim! Mahkemede görüşürüz! Avukat tutacağım!

— Bloke edilmiş parayla mı? — Elif’in dudağında acı bir gülümseme belirdi.

Mehmet anlaşılmayan bir şeyler homurdandı, sonra kapıyı yine bütün gücüyle çarpıp çıktı.

Elif’le göz göze geldik.

— Anne, — dedi, beni daha sıkı sardı. — Sen çok cesur davrandın. Gerçekten.

O an yanaklarımdan yaşlar süzülmeye başladı. Acıdan değildi. Korkudan da değildi. İçime ilk kez dolan hafiflikten ağlıyordum.

Bir hafta sonra Mehmet geri geldi. Bu kez ayıktı, saçları taranmıştı; elinde de bir demet gül vardı.

— Ayşeciğim, — diye başladı, sesini bal gibi yapmaya çalışarak. — Affet beni. Aptallık ettim. Haksızdım.

Kapının eşiğinde durdum. İçeri buyur etmedim.

— Mehmet, boşanma davasını resmen açtım.

— Açtınsa açtın, ne olmuş? — Gülümsemeye yeltendi. — Geri çekersin dilekçeyi. Biz yirmi yıl aynı yastığa baş koyduk.

— Evet. Tam yirmi yıl dayandım. Artık yeter.

— Ayşe, biraz insaf et! — Sesi yalvarır gibi inceldi. — Ben nerede kalacağım? Merve’nin tuttuğu ev tek odalı küçücük bir yer. Orada adım atacak yer yok!

— Bu senin meselen.

— Ya hesaplarım? Orada yüz kırk bin liram bloke oldu, farkında mısın? Kredimi nasıl ödeyeceğim?

— Mahkemeye karşı başvuru yaparsın. Zorunlu giderlerin için bir kısmının açılmasına karar verebilirler.

Şaşkın şaşkın yüzüme baktı.

— Sen ne ara hukukçu oldun?

— Danışıyorum, — dedim ve kapının kolunu tuttum. — Hoşça kal Mehmet.

— Ayşe!

Şükrüye'nin Penceresinden