“Mehmetçiğim, siz yardım edeceğinize söz vermemiş miydiniz? Karınla konuş, bana para vermek istemiyor!” diye sesini yükseltti, gelinini herkesin içinde küçük düşürmeye kararlıydı

Hikâyeler
Böylesi vicdansızlık utanç verici ve kabul edilemez.

— Paraya ihtiyacınız yok sizin. Sağlığınız yerinde; bunu biliyorum, çünkü Mehmet sizi daha bir ay önce kapsamlı kontrole götürdü ve bütün sonuçlarınız temiz çıktı. Başınızı sokacak eviniz var, emekli maaşınız var, çeşitli indirimlerden de yararlanıyorsunuz. Ama bunlar size yetmiyor. Daha fazlasını istiyorsunuz, çünkü alabileceğinizi biliyorsunuz. Mehmet annesine “hayır” diyemiyor. Siz de tam olarak bunu kullanıyorsunuz.

— Mehmet’im kendi isteğiyle veriyor! Kendi isteğiyle!

— Mehmet veriyor, çünkü siz yıllarca onun içine suçluluk duygusu işlediniz, — dedi Ayşe. Sesini yükseltmemişti; buna rağmen her kelimesi keskin ve ağır bir biçimde havada asılı kalıyordu. — Ona durmadan tek başınıza büyüttüğünüzü hatırlattınız. Onun için nelerden vazgeçtiğinizi söylediniz. Oğlunuzun size borçlu olduğunu hissettirdiniz. Evet, Mehmet de gerçekten borçluymuş gibi hissediyor. Ama insan annesine parayla, onun her hevesini karşılayarak borç ödemez. Sevgiyle, ilgiyle, saygıyla yanında olur.

— Benimle bu şekilde konuşmana izin vermem! — diye çığlık attı Fatma Hanım. — Oğlumu sen zehirledin! O eskiden böyle değildi! Hep iyi, düşünceli, annesini kollayan bir evlattı. Şimdi senin yüzünden bana karşı geliyor! Kendi annesine hayır diyor!

— Mehmet size karşı gelmiyor, Fatma Hanım. Sadece hayatında ilk defa kendi sınırlarını çizmeye çalışıyor. Ben de bu konuda onun yanında duracağım.

Ayşe, şaşkınlıkla onları izleyen çalışma arkadaşlarına döndü.

— Bu sahneye tanık olduğunuz için kusura bakmayın. Birazdan bitecek.

Sonra yeniden kayınvalidesine baktı.

— Madem herkesin içinde konuşmak istediniz, öyleyse herkesin içinde konuşalım. Şartlarım şunlar: Size yardım etmeyi sürdüreceğiz, ama eskisi gibi değil. Mehmet ayda bir kez size yaklaşık üç bin beş yüz liralık erzak getirecek. Gerçekten acil bir durum olursa; hastalık, ciddi bir arıza, ertelenemeyecek bir ihtiyaç… Elbette yardım ederiz. Fakat önce durumun doğru olup olmadığını kontrol ederiz. Bundan sonra “hemen para lazım” diye ortaya çıkan ani istekler olmayacak. Baskı olmayacak. Suçluluk duygusuyla kimse yönlendirilmeyecek.

— Bana kural koymaya hakkın yok!

— Var, — dedi Ayşe sakince. — Çünkü bu para Mehmet’le benim ortak emeğimiz. Bu bizim ailemiz ve bizim düzenimiz. Bu şartları kabul ederseniz, ilişkimiz normal biçimde devam eder. Kabul etmezseniz, gerçek bir sıkıntı dışında bizden hiçbir şey alamazsınız.

Fatma Hanım bakışlarını sağa sola savurdu; sanki yabancı insanların arasında kendisine arka çıkacak birini arıyordu. Fakat herkes gözlerini kaçırdı. Belli ki beklediği tablo bu değildi. Kurduğu plan çökmüştü. Karşısında korkudan eli ayağına dolaşan, her şeye boyun eğen bir gelin değil; gerçeği herkesin önünde söylemekten çekinmeyen, soğukkanlı ve kararlı bir kadın vardı.

— Ben… ben Mehmet’e şikâyet edeceğim seni! — diye hıçkırdı Fatma Hanım. Bu kez gözlerinden gerçekten yaş dökülüyordu; ama bunlar kırgınlıktan çok çaresiz öfkenin gözyaşlarıydı. — Bana nasıl davrandığını o da öğrenecek!

— Söyleyin, — diye başını salladı Ayşe. — Zaten bu akşam ben de her şeyi anlatacağım. Gerekirse ofisteki kamera kayıtlarını da gösteririm. Mehmet akıllı bir adamdır, neyin ne olduğunu anlayacaktır.

— O annesini seçer! Hep annesini seçti!

Ayşe omuzlarını hafifçe kaldırdı.

— Olabilir. Bu onun kararı. Ama eğer Mehmet, kendisini yönlendiren ve aldatan bir anneyi seçerse, ben de belki başka bir hayatı seçerim. Baskısız, yalan olmadan bir hayatı.

Bu sözler odanın havasını bir anda değiştirdi. Fatma Hanım sonunda sınırı fazlasıyla aştığını anlamış gibiydi. Gelininin boş konuşmadığını, gerçekten çekip gidebileceğini fark etti. O zaman Mehmet, suçlulukla kırgınlık arasında tek başına kalacaktı.

— Sen… sen onu sevmiyorsun, — diye tısladı Fatma Hanım. — Seven bir kadın böyle şart koşmaz.

— Seviyorum, hem de tam bu yüzden, — diye karşılık verdi Ayşe. — Onun ömrü boyunca başkalarının baskısına esir olmasını istemiyorum. Bu baskı kendi annesinden gelse bile. Onun mutlu olmasını istiyorum; sürekli suçlu hissetmesini değil. Anne babasına korkudan değil, sevgiden yardım etmesini istiyorum.

Fatma Hanım çantasını kaptığı gibi kapıya yöneldi. Çıkmadan önce dönüp son kez baktı.

— Pişman olacaksın! Hepiniz pişman olacaksınız! Yaşlanınca çocuklarınızın size hiçbir şey borçlu olmadığını anlayacaksınız!

— Fatma Hanım, — dedi Ayşe arkasından. — Çocuklar gerçekten kimseye borçlu değildir. Ama sevgiyle büyütülmüşlerse severler, sahip çıkarlar. Suçlulukla ezilmemişlerse gönüllerinden geldiği için ilgilenirler. Bunu bir düşünün.

Fatma Hanım kapıyı sertçe çarpıp çıktı. Ajansın giriş kısmı birkaç saniye boyunca mezarlık sessizliğine gömüldü.

Ardından Elif alçak sesle konuştu:

— Kuzey Birliği müşterileri hâlâ bekliyor…

— Evet, tabii, — dedi Ayşe. Ceketinin önünü düzeltti, saçlarını toparladı. — Gidelim.

Resepsiyonun önünden geçerken çalışma arkadaşlarının bakışlarını üzerinde hissediyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden