“Sana dokunmak bile içimi kaldırıyordu” dedi Mehmet — Ayşe alyansını ağır ağır çıkarıp masaya bıraktı, gözleri kuru ve kararlı

Hikâyeler
Utanç verici bir zafer, onursuz bir gurur taşıyordu.

Masadan aldığı yüzük avucunun içinde soğuk bir taş gibi duruyordu. Ayşe pencereye doğru yürüdü, küçük havalandırma kanadını açtı. İçeri dolan keskin gece havası yüzüne çarptı; sanki yıllardır içine çöken boğucu sessizliği bir anda dağıtmak ister gibiydi. Kolunu kaldırdı ve yüzüğü karanlığın içine fırlattı.

Eşyaları toparlamakla uğraşan Emre başını çevirip şaşkınlıkla ona baktı.

— Ayşe teyze, ne yapıyorsun sen?

Ayşe’nin sesi sakindi. Neredeyse hafiflemişti.

— Kendimi kurtarıyorum, — dedi yalnızca.

Üç gün sonra Mehmet, nakliye garajına geri dönmeye kalkıştı. Kapıdaki güvenlik görevlisi onu içeri almadı. Mehmet demir kapının önünde dikilip bağırdı, geçmesine izin verilmesini istedi, tehditler savurdu. Tam o sırada Ayşe, babasıyla birlikte arabayla oraya gelmişti; yeni müdüre teslim edilecek evrakları getiriyordu.

Mehmet onu görür görmez aracın yanına koştu.

— Ayşe, bunu bana yapamazsın! — diye haykırdı. — Burası benim işim! Ben büyüttüm burayı!

Ayşe camı indirdi. Yüzünde ne öfke vardı ne de telaş.

— Benim paramla, babamın çevresiyle, — dedi ölçülü bir sesle. — Sen sadece yönetiyordun. Artık onu da yapmayacaksın. Git Elif’e; madem seni çok önemsiyordu, şimdi o ayağa kaldırsın.

Mehmet’in nefesi kesilir gibi oldu.

— O ortadan kayboldu! — diye çıkıştı. — Borçları öğrenir öğrenmez yok oldu!

Ayşe’nin dudaklarında acı ama soğuk bir tebessüm belirdi.

— Demek öyle. Anlaşılan ona da tahammül edilmez gelmişsin. Senden farkı, bunu daha erken anlaması olmuş.

Mehmet olduğu yerde dondu. Yüzü öfkeyle çarpıldı. Bir adım atacak gibi oldu; fakat o anda Hasan arabadan indi. Ağır, yavaş hareketlerle kızının yanına geldi ve onun yanında durdu.

— Git Mehmet, — dedi yorgun bir sesle. — İş daha fazla büyümeden git.

Mehmet birkaç saniye daha kapının önünde öylece kaldı. Sonra arkasını döndü, kamburu çıkmış gibi, birden yaşlanmış bir adam edasıyla uzaklaştı.

Ayşe onun ardından baktı. İçinde ne merhamet kıpırtısı vardı ne de kızgınlık. Yalnızca koca bir boşluk… On beş yıl boyunca acının durduğu yerde şimdi sessizlik vardı.

O akşam Ayşe babasıyla mutfakta oturdu. Hasan kendine çay dolduruyor, Ayşe ise pencerenin dışındaki kararan gökyüzüne bakıyordu.

— Nasılsın kızım? — diye sordu Hasan.

— İyiyim, — dedi Ayşe önce.

Sonra kısa bir suskunluğun ardından devam etti:

— Ama tuhaf. On beş yıl boyunca bende bir eksiklik var sandım. Yeterince güzel değilim dedim, yeterince ilgi çekici değilim dedim. Bana soğuk davranmasının sebebi benmişim gibi düşündüm. Meğer mesele ben değilmişim. O beni hiç sevmemiş. En başından beri.

Hasan bir süre konuşmadı. Sonra başını eğerek mırıldandı:

— En ağır gelen de bu ya… Benim de payım var. Seni ona ben uygun gördüm. İyi çocuktur, çalışkandır, zamanla toparlanır sandım. Oysa adam daha o günlerden hesabını yapmış.

Ayşe elini uzatıp babasının elinin üzerine koydu.

— Baba, yeter artık. Sen benim iyiliğimi istedin. O para istedi. İkisi aynı şey değil.

Hasan başını salladı ama gözlerindeki keder dağılmadı.

— Peki şimdi ne yapacaksın?

Ayşe omuzlarını hafifçe kaldırdı.

— Çalışacağım. Yaşayacağım. Eczanem var, sen varsın, elimde uğraşacak işler var. Bunca yılı beni küçümseyen bir adama verdim. Belki de artık biraz kendim için yaşamanın zamanı gelmiştir.

— Bir daha evlenmeyi düşünmez misin?

Ayşe yorgun bir gülümsemeyle başını iki yana salladı.

— Bilmiyorum. Şu an bunu aklımdan bile geçirmek istemiyorum. Sadece huzur istiyorum. Sessizlik istiyorum. Bir de kimsenin bana itici olduğumu söylemediği bir hayat.

İkisi de sustu. Pencerenin dışında seyrek sokak lambaları tek tek yanmaya başladı. Hasan çayını bitirdi, ağır ağır ayağa kalktı.

— Ben artık gideyim kızım. Bir şey olursa ara. Saatin önemi yok.

— Sağ ol baba.

Hasan gittikten sonra Ayşe evde tek başına kaldı. Masanın başına oturdu, kollarını önüne koyup başını onların üzerine yasladı. Ve ancak o zaman, bomboş mutfağın sessizliğinde ağlamasına izin verdi. Bu ağlayış ne kırgınlıktandı ne de eski acıdan. İçini kaplayan hafiflemeden ağlıyordu. Çünkü artık her şey yolundaymış gibi davranmasına gerek yoktu. Soğuk dokunuşlara, içi boş sözlere katlanmak zorunda değildi. Bütün suçun kendisinde olduğuna inanması da gerekmiyordu.

Aradan bir ay geçti. Mehmet belgeleri geçersiz saydırmak için uğraştı, fakat Ayşe’nin avukatı onu kısa sürede susturdu. Evrakların tamamı usulüne uygundu; kurduğu bütün oyunlar da tek tek açığa çıkarılmıştı.

Şükrüye'nin Penceresinden