“On iki kişi, Mehmet!” diye hırıltılı bir fısıltıyla söyledi, öfkeyle ve çaresizlikle eşine tepki gösterdi

Hikâyeler
Bu bencillik kabul edilemez, yaralayıcı ve utanç verici.

— Hoş geldiniz, — dedim kısık bir sesle. Gürültüden ürküp kaskatı kesilen Elif’i göğsüme bastırıyordum. — Mehmet bunu bana yalnızca iki saat önce söyledi. Gerçekten hiçbir şeye yetişemedim.

O sırada odadan yüzü ışıl ışıl Mehmet fırladı.

— Anne! Baba! Buyurun, geçin içeri! — diyerek akrabalarına sarılmaya başladı. — Ayşe biraz yetiştirememiş, olsun, şimdi bir çaresine bakarız.

— Nasıl yani yetiştirememiş? — Üç çocuk annesi olan görümcem Zeynep, beni baştan aşağı süzüp açıkça kınayan bir bakış attı. — Bütün gün evdesin sonuçta. Üstelik tek bir bebeğin var. Ben üç kızla misafir geleceği zaman üç çeşit salatayı da sıcak yemeği de hazırlardım.

— Zeynep, her çocuk bir olmuyor, — diye kendimi savunmaya çalıştım. Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. — Elif diş çıkarıyor, geceleri hiç uyumuyor.

— Aman, bahane üretme şimdi, — kayınpederim elini sallayıp salona geçti. — Mehmet, aç şu televizyonu, birazdan maç başlayacak. Fatma, Zeynep, siz de mutfağa girip kıza yardım edin. Yoksa açlıktan bayılacağız. Üç saattir yoldayız.

Fatma mutfağa girdi, buzdolabının kapağını açtı. İçine şöyle bir baktıktan sonra memnuniyetsizce dilini şaklattı.

— Vay Ayşe vay… Senden de ev hanımı olacak ha? Benim oğlumu aç mı bırakıyorsun sen? Neyse, burada lafla vakit kaybetmeyelim. Mehmet! Buraya gel bakayım!

Mehmet başını mutfaktan içeri uzattı.

— Ne oldu anne?

— Hemen markete koş. İki büyük paket mantı al, biraz dana sucuk, peynir, ekmek de koy sepete. Madem hanımın doğru dürüst yemek yapamamış, hazır ne varsa onunla karnımızı doyuracağız artık.

Mehmet bu kez hoşnutsuz bir ifadeyle bana döndü.

— Ayşe, bari iki patates soysaydın, bu kadar mı zordu? Neyse, ver parayı da gidip geleyim.

— Nakit yok. Kart komodinin üstünde, — dedim boğuk bir sesle.

Yarım saat sonra mutfakta büyük bir telaş başlamıştı ama ben orada kendimi tamamen fazlalık gibi hissediyordum. Fatma ile Zeynep tencereleri birbirine çarptıra çarptıra dolaşıyor, yüksek sesle konuşuyor, arada da iğneli sözlerini eksik etmiyorlardı.

— Şu bıçakların haline bak, kör olmuş hepsi. Allah aşkına, evde erkek var, bir bıçak bile bileyen yok, — diye söyleniyordu kayınvalidem.

— Anne, mesele bıçak değil, evin düzeni yok ki, — diye ona katıldı Zeynep. Tavayı dolaptan öyle bir çekti ki mutfak çınladı. — Şu aspiratörün üstündeki toza bak. İnsan evde oturuyorsa biraz temizliğe de bakar.

Ben yatak odasındaki koltuğa çökmüş, Elif’i kucağımda sallıyordum. Kapı aralık kaldığı için söyledikleri her kelime içeriye kadar geliyordu. İçimde bir şey sessizce koptu sanki. Üzerime öyle ağır, kurşun gibi bir yorgunluk çöktü ki yere uzanıp hiç kıpırdamamak istedim. Fakat en korkuncu, artık umursamıyor oluşumdu. Ne onların düşüncesi, ne mantı, ne toz… Hiçbiri umurumda değildi. Asıl içimi acıtan, Mehmet’in bir kez olsun, tek bir cümleyle bile beni savunmamasıydı. Tam tersine, suçlu gibi gülümseyerek onların her sözüne başını sallıyordu.

Akşam altıya doğru beni sofraya çağırdılar. Daha doğrusu Mehmet kapıdan başını uzatıp seslendi:

— Ayşe, hadi gel, yemek hazır. Elif’i yatır, uyusun.

— Uyumuyor Mehmet.

— O zaman yanında getir, herkesle oturursun.

Salonda adım atacak yer kalmamıştı. Açılır masanın etrafına on iki kişi sıkışmıştı. Ortada tepeleme mantı tabakları, doğranmış sucuk ve peynir, Fatma’nın yanında getirdiği turşular vardı. Evin içi inanılmaz bir uğultuyla doluydu. Ali amca, kendisine ve kayınpederime çay doldurmuştu bile.

— Hadi bakalım, kavuşmamıza! — diye gür sesiyle ilan etti.

Ben sandalyenin en ucuna iliştim, Elif’i de dizlerimin üzerinde tutuyordum. Kızım huzursuzlanıyor, kucağımda dönüp duruyor, saçlarımı çekiştiriyordu. Bir parça ekmeğe uzanmaya çalıştığım sırada Fatma’nın sesi yine üzerime düştü:

— Ayşe, Elif’in başına bir bere taksaydın ya, camdan hava geliyor. Hem sen bu çocuğa hâlâ neden ek gıda vermiyorsun? Benim Mehmet yedi aylıkken sofradan çorba içerdi.

— Anne sütü ona yetiyor, — dedim gözlerimi kaldırmadan, alçak sesle.

— Ah, bu yeni usuller yok mu, — diye söze karıştı Zeynep, ağzındaki lokmayı çiğnerken. — İnternette kim ne derse onu dinliyorlar, sonra çocukların benzi soluk geziyor. Mehmet, sana biraz daha koyayım mı? Malum, hanımın düşünmez şimdi.

Mehmet gülümsedi, tabağını uzattı.

— Koy anneciğim. Senin yaptığın mantının tadı başka oluyor. Hazır bile olsa senin elinden çıkınca daha güzel.

Odanın içinde hep birlikte kahkaha koptu. O gülüş, kulaklarımda tokat gibi patladı.

Şükrüye'nin Penceresinden